Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Yaşar Çelebi
Köşe Yazarı
Yaşar Çelebi
 

SIRÇA KÖŞK...

Sebahattin Ali, arı kovanına çomak sokmuş kişilerin hikayelerini anlatmıştır çokça… Vızıltılarından gocunmadan, sokmalarına aldırış etmeden. O, düşündüklerini korkusuzca yazmış, hapishane, sürgün cezalarına aldırış etmemiş. Hani bazen ateşe su serpince daha da alevlenir ya, onun gibi… 1907 yılında Gümülcine’de doğan Sebahattin Ali, sadece 20 yıl hizmet edebilmiş çok sevdiği vatanına. Ömrünün her dönemi tayinlerle geçmiş… Kendi deyimiyle 'Sürgün’lerle. Değişik okullarda öğretmenlik yapmış. Ali, 1945'ler de kaleme aldığı bir yazıdan sonra, çomak soktuğu arıların hücumuna uğramaya başlamış. 1948’de yazdığı son yazısından dolayı da üç ay hapis yatmış. Hapiste bile hala akıllanmayan(!) Ali, aldığı tüm uyarı ve tehditlere aldırış etmemiş ve aynı yıl (1948) Kırklareli’nde öldür(t)ülmüştü. Sebahattin Ali; “Köpek gibi yaşamaktansa aslan gibi ölmek daha yeğdir” Felsefesi ile yaşamıştır hep. Aşağıda ki roman onu anlatır Ali’nin. (Zaman ve ortama uygun olabilir mi?.. Buna siz karar verin.) Sırça Köşk. Çalışmaktan ziyade ‚avare gezmeyi seven üç tembel arkadaş yüksekçe bir tepe de oturmuş, karınlarını nasıl doyuracaklarını düşünüyorlarmış. Ovada ki şehir hakkında bilgi toplayan elebaşı;  - “Gelin bu şehirde bir sırça köşk yapalım… ömrümüzün sonuna kadar bolluk içerisinde yaşarız” der ve planını anlatır: - “Şehir halkı son derece çalışkan. Tarlada, dükkânda arı gibi çalışırlar, ihtiyacı olanın yardımına koşarlar… Öyle ki; Herkes mutlu, kavga nedir bilmezler.” Ve tasarladıkları planı halka anlatırlar; - “Sizin de diğer şehirler gibi bir sırça köşkünüz neden olmasın? Biz size yapacağız” derler. Onları köşk yaptırmaya ikna ederler. Ve halkında desteği ile ‚sırça köşk inşasına başlarlar. Şehir halkı; - ''Bizim de artık bir sırça köşkümüz var’’ diye sevinçten uçuyorlar... Fakat aç gözlü üç kafadar doyumsuz olduklarından; - “Burası yetersiz bir kat daha çıkmamız gerek…” …hatta bir kat daha. (Ve köşk biter) Kafadarlar bütün akraba ve tanıdıklarını, kendilerine yakın hissettiklerini sırça köşke yerleştirirler. Nasıl olsa şehir halkı köşkün tüm ihtiyaçlarını karşılıyor... Kafadarlar ekmek elden, su gölden yan gelip yatarlar. Ve bu rahatlık uzun bir süre devam eder. Aylar sonra halk, köşkte çalışmadan “yan gelip yatan yüzlerce bedavacıdan” şikâyet etmeye, homurdanmaya başlar. Halkın onları beslemek için verecek koyunu, öğütecek buğdayı kalmamıştır. Şikayetler her gün artarak devam eder. Ancak, rahatları bozulan köşk sakinleri şikâyet edenleri zindana atarlar. Sırça köşkün adamları her yerde çok kuvvetli olduklarını, hiçbir kuvvetin kendilerini yıkamayacağını inandırmaya başlarlar. İnanmayanları bin bir zulüm ve hileyle yıldırmaya, susturmaya çalışırlar. Ve artık verecek bir şeyi kalmayan halk isyan etmeye başlarlar. Durum ciddi… iş kötüye gidiyor, biraz yumuşamak gerek. Üç kafadar; - “Ey millet, birçok şeyler verdiniz, büyük sıkıntılara katlandınız, fakat bir sırça köşk sahibi oldunuz. - Köşkün azameti yanında üç-beş çuval buğday, dört-beş davar nedir ki?.. - “Biz sizin şanınız, şerefiniz için çalışıyoruz, sizin iyiliğinizden başka bir şey düşünmüyoruz. - “Bakın, bugün getirdiğiniz koyunların hepsini yemedik bile... boğazımızdan geçmedi, bir kısmını size geri veriyoruz.” Hizmetkarlar, köşke canlı olarak giren; Kesilip, yüzülüp ‚kebaplık olmaya hazır koyunların kellelerini halka dağıtırlar. İçlerinden biri bağırmış; - “Bu başın beynini almışlar!” Elebaşı cevap vermiş; - “Siz beyin pişirmesini bilmezsiniz, ziyan edersiniz” demiş. (Halktan) bir diğeri; - “Bu başın dili de yok!” Elebaşı; - ''Canım, dil size lüzumsuz, yemesini beceremezsiniz...'' Bir başkası arkadan bağırmış; - “Bu başın gözü de yok!” Arka-arkaya gelen itirazlara sinirlenen elebaşı; - “Siz o gözün nasıl kullanılacağını bilemezsiniz, ondanda vazgeçin.” Bu sözler üzerine canından bezmiş biri; - “Böyle başın da bana lüzumu yok!” diyerek kelleyi boynuzundan tuttuğu gibi cama fırlatmış. Köşkün tüm camları şangır, şungur… Hiçbir kırılmaz, yıkılmaz bildikleri o koskoca sırça köşkün bu kadar çürük olduğunu gören halk, ellerinde ki diğer kelleleri de birbiri ardından köşke fırlatmışlar. Bin bir zorlukla yapılan o koskoca köşk, göz açıp kapayana kadar yerle bir olmuş. Köşktekilerin çoğu cam kırıklarının altında ezilmiş, kapıya yakın olan beş-on kişi de canlarını zor kurtarmışlar. Ve halk sırça köşkten, içinde yaşayanlardan kurtulmuş olarak yaşamaya devam etmişler... O şehrin yaşlıları şehri ziyaret eden herkese şu nasihati verirlermiş: - Sakın tepenize bir sırça köşk kurdurtmayın!.. - Ama günün birinde (her) nasılsa böyle bir köşk kurulursa, onun yıkılmaz (devrilmez) olduğunu sanmayın. - “En heybetlisini bile tuzla buz etmek için, üç-beş Koyun kellesi fırlatmak yeter.” (Sebahattin Ali, Sırça Köşk, Yıl 1945, sayfa 123) “HAKSIZLIK ÖNÜNDE EĞİLME, YOKSA YALNIZ HAKKINI DEĞİL, ŞEREFİNİ DE KAYBEDERSİ” (Atasözü) Saygılarımla
Ekleme Tarihi: 02 Kasım 2026 -Pazartesi

SIRÇA KÖŞK...

Sebahattin Ali, arı kovanına çomak sokmuş kişilerin hikayelerini anlatmıştır çokça…

Vızıltılarından gocunmadan, sokmalarına aldırış etmeden.

O, düşündüklerini korkusuzca yazmış, hapishane, sürgün cezalarına aldırış etmemiş.

Hani bazen ateşe su serpince daha da alevlenir ya, onun gibi…

1907 yılında Gümülcine’de doğan Sebahattin Ali, sadece 20 yıl hizmet edebilmiş çok sevdiği vatanına.

Ömrünün her dönemi tayinlerle geçmiş… Kendi deyimiyle 'Sürgün’lerle.

Değişik okullarda öğretmenlik yapmış.

Ali, 1945'ler de kaleme aldığı bir yazıdan sonra, çomak soktuğu arıların hücumuna uğramaya başlamış.

1948’de yazdığı son yazısından dolayı da üç ay hapis yatmış.

Hapiste bile hala akıllanmayan(!) Ali, aldığı tüm uyarı ve tehditlere aldırış etmemiş ve aynı yıl (1948) Kırklareli’nde öldür(t)ülmüştü.

Sebahattin Ali; “Köpek gibi yaşamaktansa aslan gibi ölmek daha yeğdir” Felsefesi ile yaşamıştır hep.

Aşağıda ki roman onu anlatır Ali’nin. (Zaman ve ortama uygun olabilir mi?.. Buna siz karar verin.)

Sırça Köşk.

Çalışmaktan ziyade ‚avare gezmeyi seven üç tembel arkadaş yüksekçe bir tepe de oturmuş, karınlarını nasıl doyuracaklarını düşünüyorlarmış.

Ovada ki şehir hakkında bilgi toplayan elebaşı; 

- “Gelin bu şehirde bir sırça köşk yapalım… ömrümüzün sonuna kadar bolluk içerisinde yaşarız” der ve planını anlatır:

- “Şehir halkı son derece çalışkan. Tarlada, dükkânda arı gibi çalışırlar, ihtiyacı olanın yardımına koşarlar… Öyle ki;

Herkes mutlu, kavga nedir bilmezler.”

Ve tasarladıkları planı halka anlatırlar;

- “Sizin de diğer şehirler gibi bir sırça köşkünüz neden olmasın? Biz size yapacağız” derler.

Onları köşk yaptırmaya ikna ederler. Ve halkında desteği ile ‚sırça köşk inşasına başlarlar.

Şehir halkı;

- ''Bizim de artık bir sırça köşkümüz var’’ diye sevinçten uçuyorlar...

Fakat aç gözlü üç kafadar doyumsuz olduklarından;

- “Burası yetersiz bir kat daha çıkmamız gerek…” …hatta bir kat daha. (Ve köşk biter)

Kafadarlar bütün akraba ve tanıdıklarını, kendilerine yakın hissettiklerini sırça köşke yerleştirirler.

Nasıl olsa şehir halkı köşkün tüm ihtiyaçlarını karşılıyor...

Kafadarlar ekmek elden, su gölden yan gelip yatarlar. Ve bu rahatlık uzun bir süre devam eder.

Aylar sonra halk, köşkte çalışmadan “yan gelip yatan yüzlerce bedavacıdan” şikâyet etmeye, homurdanmaya başlar.

Halkın onları beslemek için verecek koyunu, öğütecek buğdayı kalmamıştır. Şikayetler her gün artarak devam eder.

Ancak, rahatları bozulan köşk sakinleri şikâyet edenleri zindana atarlar.

Sırça köşkün adamları her yerde çok kuvvetli olduklarını, hiçbir kuvvetin kendilerini yıkamayacağını inandırmaya başlarlar.

İnanmayanları bin bir zulüm ve hileyle yıldırmaya, susturmaya çalışırlar.

Ve artık verecek bir şeyi kalmayan halk isyan etmeye başlarlar.

Durum ciddi… iş kötüye gidiyor, biraz yumuşamak gerek. Üç kafadar;

- “Ey millet, birçok şeyler verdiniz, büyük sıkıntılara katlandınız, fakat bir sırça köşk sahibi oldunuz.

- Köşkün azameti yanında üç-beş çuval buğday, dört-beş davar nedir ki?..

- “Biz sizin şanınız, şerefiniz için çalışıyoruz, sizin iyiliğinizden başka bir şey düşünmüyoruz.

- “Bakın, bugün getirdiğiniz koyunların hepsini yemedik bile... boğazımızdan geçmedi, bir kısmını size geri veriyoruz.”

Hizmetkarlar, köşke canlı olarak giren; Kesilip, yüzülüp ‚kebaplık olmaya hazır koyunların kellelerini halka dağıtırlar.

İçlerinden biri bağırmış;

- “Bu başın beynini almışlar!” Elebaşı cevap vermiş;

- “Siz beyin pişirmesini bilmezsiniz, ziyan edersiniz” demiş. (Halktan) bir diğeri;

- “Bu başın dili de yok!” Elebaşı;

- ''Canım, dil size lüzumsuz, yemesini beceremezsiniz...'' Bir başkası arkadan bağırmış;

- “Bu başın gözü de yok!” Arka-arkaya gelen itirazlara sinirlenen elebaşı;

- “Siz o gözün nasıl kullanılacağını bilemezsiniz, ondanda vazgeçin.”

Bu sözler üzerine canından bezmiş biri;

- “Böyle başın da bana lüzumu yok!” diyerek kelleyi boynuzundan tuttuğu gibi cama fırlatmış.

Köşkün tüm camları şangır, şungur…

Hiçbir kırılmaz, yıkılmaz bildikleri o koskoca sırça köşkün bu kadar çürük olduğunu gören halk, ellerinde ki diğer kelleleri de birbiri ardından köşke fırlatmışlar.

Bin bir zorlukla yapılan o koskoca köşk, göz açıp kapayana kadar yerle bir olmuş.

Köşktekilerin çoğu cam kırıklarının altında ezilmiş, kapıya yakın olan beş-on kişi de canlarını zor kurtarmışlar.

Ve halk sırça köşkten, içinde yaşayanlardan kurtulmuş olarak yaşamaya devam etmişler...

O şehrin yaşlıları şehri ziyaret eden herkese şu nasihati verirlermiş:

- Sakın tepenize bir sırça köşk kurdurtmayın!..

- Ama günün birinde (her) nasılsa böyle bir köşk kurulursa, onun yıkılmaz (devrilmez) olduğunu sanmayın.

- “En heybetlisini bile tuzla buz etmek için, üç-beş Koyun kellesi fırlatmak yeter.” (Sebahattin Ali, Sırça Köşk, Yıl 1945, sayfa 123)

“HAKSIZLIK ÖNÜNDE EĞİLME, YOKSA YALNIZ HAKKINI DEĞİL, ŞEREFİNİ DE KAYBEDERSİ” (Atasözü)

Saygılarımla

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo