Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Yaşar Çelebi
Köşe Yazarı
Yaşar Çelebi
 

ÖMER OĞLU HÜSNÜ…

Annesi verem hastasıydı 8 yaşında ki Hüsnü’nün. Her gün bir parça değil, bir avuç kan kusuyordu hayatının baharında ki (36 yaşında) anne. Akciğerleri iflas etmişti. Sabahlara kadar öksürüyordu Zehra ana. Her öksürük nöbeti ardından bir avuç kan tükürüyordu genç kadın. Ciğerleri sökülüyordu sanki. Acılarını dindirebilmek, öksürmeden uyuyabilmek için her gün (çok kez) mercimek büyüklüğünde (bazen nohut büyüklüğünde) ’Kodein’’ (Afyon) yutuyordu çocuğundan gizli. Ve Kurtuluş Savaşı… Eli silah tutan herkesi cepheye gidiyordu. 8 yaşında ki Hüsnü’nün babasını da silah altına çağırdılar. Zehra anne (hastalığını unutmuş) bile gitmek istiyordu cepheye. Fakat tüfek tutmaya mecali yoktu. Kocasını da seferberliğe çağırmışlardı, çağırmışlardı da… Hüsnü ne olacaktı. Daha ilkokul 2. sınıfa gidiyordu. Anne çaresizdi. Birden karar verdi; - “Ömer” dedi, “Hüsnü’yü de beraberinde götür cepheye. Bir kuru ekmek değil mi ha bur da ha orda…” - “Bu verem beni nasıl olsa sen gelene kadar öldürür… hiç olmazsa bu yavrum öksüz, yetim kalmasın” dedi kocasına. - “Olur” dedi Ömer.  - “Seni önce Allaha, sonra komşulara emanet ediyorum… (Ağlamamak için kendini zor tutuyordu Ömer) benim kadersiz karım. HAKKINI HELAL ET! - Belli mi olur, belki ben senden önce şehit olurum… Şehit karıları kocalarının yanına giderlermiş ölünce. Anne doğru düşünmüştü. Ömer elinden tuttuğu oğlu ile birlikte karıştı cepheye gidenlerin arasına. Yalnız değildi Hüsnü, iki çocuk daha vardı kendi okulundan; Ali ve Hasan kardeşler. Üçü de el-ele tutuştular, cepheye değil, bostan tarlasına gider gibi. Konya-Bozkır 1914 doğumlu Ömer oğlu Hüsnü, (kendinden büyük) tüfeği yanına bırakmış, bacağından yaralı babasına testiden su dolduruyor, bir taraf tanda bir İngiliz askerini nasıl vurduğunu anlatıyordu.  Bir anda testi bir tarafa, maşrapa bir tarafa fırladı Hüsnü’nün elinden.  Koca bir şarapnel parçası kafasına isabet etmişti.  Bu yıl 8 yaşına basmıştı Hüsnü - “YAVRUM! HÜSNÜM!!!” diyebildi baba ancak. O’da başka bir kurşuna hedef olmuş, oğlu gibi Şehit düşmüştü. Oğlunun cansız bedenine sarılmak istemiş, onunla birlikte ölmek için kurşuna karşı durmuştu sanki.   Baba ile 8 yaşında ki oğlunun kanları birbirine karıştı. Baba-oğul ikisi de “Kütahya Şehit Mezarlığı”nda yatıyorlar… Kucak Kucağa. Şehitlerimizin önlerinde saygı ile eğiliyoruz… Ruhları Şadolsun! Saygılarımla
Ekleme Tarihi: 19 Eylül 2026 -Cumartesi

ÖMER OĞLU HÜSNÜ…

Annesi verem hastasıydı 8 yaşında ki Hüsnü’nün.

Her gün bir parça değil, bir avuç kan kusuyordu hayatının baharında ki (36 yaşında) anne.

Akciğerleri iflas etmişti. Sabahlara kadar öksürüyordu Zehra ana.

Her öksürük nöbeti ardından bir avuç kan tükürüyordu genç kadın. Ciğerleri sökülüyordu sanki.

Acılarını dindirebilmek, öksürmeden uyuyabilmek için her gün (çok kez) mercimek büyüklüğünde (bazen nohut büyüklüğünde) ’Kodein’’ (Afyon) yutuyordu çocuğundan gizli.

Ve Kurtuluş Savaşı…

Eli silah tutan herkesi cepheye gidiyordu.

8 yaşında ki Hüsnü’nün babasını da silah altına çağırdılar.

Zehra anne (hastalığını unutmuş) bile gitmek istiyordu cepheye.

Fakat tüfek tutmaya mecali yoktu.

Kocasını da seferberliğe çağırmışlardı, çağırmışlardı da… Hüsnü ne olacaktı.

Daha ilkokul 2. sınıfa gidiyordu.

Anne çaresizdi. Birden karar verdi;

- “Ömer” dedi, “Hüsnü’yü de beraberinde götür cepheye. Bir kuru ekmek değil mi ha bur da ha orda…”

- “Bu verem beni nasıl olsa sen gelene kadar öldürür… hiç olmazsa bu yavrum öksüz, yetim kalmasın” dedi kocasına.

- “Olur” dedi Ömer. 

- “Seni önce Allaha, sonra komşulara emanet ediyorum… (Ağlamamak için kendini zor tutuyordu Ömer) benim kadersiz karım. HAKKINI HELAL ET!

- Belli mi olur, belki ben senden önce şehit olurum…

Şehit karıları kocalarının yanına giderlermiş ölünce.

Anne doğru düşünmüştü.

Ömer elinden tuttuğu oğlu ile birlikte karıştı cepheye gidenlerin arasına.

Yalnız değildi Hüsnü, iki çocuk daha vardı kendi okulundan; Ali ve Hasan kardeşler.

Üçü de el-ele tutuştular, cepheye değil, bostan tarlasına gider gibi.

Konya-Bozkır 1914 doğumlu Ömer oğlu Hüsnü, (kendinden büyük) tüfeği yanına bırakmış, bacağından yaralı babasına testiden su dolduruyor, bir taraf tanda bir İngiliz askerini nasıl vurduğunu anlatıyordu. 

Bir anda testi bir tarafa, maşrapa bir tarafa fırladı Hüsnü’nün elinden. 

Koca bir şarapnel parçası kafasına isabet etmişti. 

Bu yıl 8 yaşına basmıştı Hüsnü

- “YAVRUM! HÜSNÜM!!!” diyebildi baba ancak.

O’da başka bir kurşuna hedef olmuş, oğlu gibi Şehit düşmüştü.

Oğlunun cansız bedenine sarılmak istemiş, onunla birlikte ölmek için kurşuna karşı durmuştu sanki.  

Baba ile 8 yaşında ki oğlunun kanları birbirine karıştı.

Baba-oğul ikisi de “Kütahya Şehit Mezarlığı”nda yatıyorlar… Kucak Kucağa.

Şehitlerimizin önlerinde saygı ile eğiliyoruz… Ruhları Şadolsun!

Saygılarımla

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo