- “Saime, ben 1902 yılının hangi ayında doğmuşum biliyor musun?”
Nazım Hikmet, Ocak 1902 de kız kardeşi Saime hanıma sormuş bu soruyu.
Ve devamla;
- Dostlar tutturmuşlar ‘sana yaş günü kutlaması yapacağız’ diyorlar.
Doğum günümü bilmiyorum diyorum bana gülüyorlar.
Şaka yaptığımı sanıyorlar.
Peki onlar nereden biliyorlar benim ne zaman doğduğu mu?..’’
- Büyük filozoflar bile kendi doğum günlerini bilmiyorlar.
- Biz anne ve babalarımızın sözlerine inanıyor, onların söyledikleri tarihi kabul etmek mecburiyetinde kalıyoruz.”
Nazım kendisi hakkında fazla konuşmaz, övünmeyi hiç sevmezmiş.
Fakat biz, ölüm yılını biliyoruz büyük ustanın; 03 Haziran 1963.
Yani 124 yıl olmuş aramızdan ayrılalı (1902 – 2026).
Bunca yıl sonra bile hala sevgi ile anılmak…
Tüm dünya dillerine çevrilen Nazım şiirleri sadece okunmakla kalmıyor, araştırmacılara ‘Doktora’ tezi oluyor.
Tiyatrolarda piyesleri sergileniyor.
‘Silahsızlanmanın sembolü gibidir O.
O’da Sebahattin Ali gibi kaçmaya mecbur edilmiş.
O’da en güzel yıllarını (16 yıl) hapishanelerin rutubet kokan hücrelerinde geçirmiş.
Her şeye rağmen ülkesine gücenmemiş…
Mısralarını yazmaya devem etmiş ve adı -Vatan Aşığı Nazım- olmuş.
“... Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir...
Ben ayrılıkların.
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını...
Ben hasretlerin.
Hapislerde de yattım, büyük otellerde de.
Açlık çektim, Açlık grevi de.
Otuzumda asılmamı istediler, Kırk Sekizim de ‘Barış Madalyası’nın bana verilmesini.
Verdiler de.”
Geride bıraktığı eserlerinden anladığımız kadarı ile Nazım;
Yaşamı boyunca hiçbir zaman umutsuz da karamsar da olmamış…
O’nu en çok üzen sebep VATAN HASRETİ olmuş.
Ülkesinden uzakta kalmanın derin acısını kendi deyişi ile; ‘Kocaman bir diş ağrısı’ gibi yüreğinde sürekli duymuş.
Fakat hiçbir zaman kederlenmemiş, umutsuzluğa düşmemiş.
Aynı şiirlerinde ki gibi:
“Şiirler yazarım basılmaz...
Basılacak ama.
Bir mektup beklerim müjdeli, belki de öldüğüm gün gelir...
Mutlaka gelir ama.
Ne Devlet ne para,
İnsanın emrinde dünya.
Belki yüz yıl sonrada olsa,
Mutlaka böyle olacak ama.” (Nazım Hikmet Ran, Eylül 1957)
O, şimdi diğer Rus ünlüleri; Puşkin, Gogol, Mayakovski, Çehov ve Gorki ile beraber, Moskova’nın Novodeviçi mezarlığında yatıyor.
Umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmayalım.
Nazımın cümlesi ile;
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ!
Saygılarımla



