Türkiye’de sendika yönetimlerine seçilme durumu iki farklı kanun üzerinden yapılmaktadır. Bunlar; İşçi sendikaları (6356 sayılı Kanun) ve Memur sendikaları (4688 sayılı Kanun) kanunlarıdır.
Türkiye’de sendika yöneticiliğine seçilme konusunda dönem sınırlaması neredeyse yoktur. O yönetime seçilenler defalarca seçilebilir. Gerek şube bazında gerekse merkezi yönetim anlamında yıllardır aynı görevi sürdüren sendikacılar bulunmaktadır.
Kanunlar daha çok: seçimlerin nasıl yapılacağını, genel kurulun ne sıklıkla toplanacağını, organların nasıl oluşacağını düzenler.
Örneğin memur sendikalarında: “Genel kurul 3 yılda bir yapılır” şeklindeki açıklama, aynı kişinin tekrar tekrar seçilemeyeceği anlamına gelmez. Yani, delegeler seçtiği sürece herhangi biri sınırsız sayıda yeniden yönetici olabilir.
Hiç mi sınır yok?
Bazı sendikalarda iki veya üç dönem sınırı bulunmaktadır ve bu durum kanundan değil sendika tüzüklerinden gelir. Özellikle daha demokratik görünmek isteyen sendikalar tüzüklerine bu maddeyi koymuşlardır.
Bu sınır göstermelik mi? İki veya üç dönem sınırlaması “Hülle” yoluyla aşılabilir mi?
Burada iş biraz “Hukuki gri alan ve kurnaz siyaset” meselesine evriliyor.
Teorik olarak; bir sendika tüzüğünde dönem sınırı varsa aynı kişinin tekrar seçilmesi doğrudan mümkün değildir.
Pratikte, ünvan değiştirerek devam etme, yakın bir ismi başkan yapıp fiili yönetimi sürdürme, seçim dönemi bitmeden istifa edip kısa süreli geçici yönetim oluşturma gibi yollarla hukukun arkasından dolaşılabiliyor. Üstelik yakın arkadaşlar yoluyla bu hülleyi defalarca yapan memur sendikaları var. Sözde dürüst, demokratik ve şeffaf yönetim ilkeleri var ama, iş hülleye gelince demokratik anlayış yok oluyor.
Bunlar açıkça “Yasak” diye tanımlanmış şeyler olmasa da sendikal etik ve demokrasi açısından çok tartışmalıdır. Ama iş kişisel çıkara gelince etik birden unutuluyor.
Etik olmayan anlayışla yapılan sendikal hülle olayı; uzun süren liderlik ile güç yoğunlaşması, sendikal bürokrasinin hantallaşması, tabandaki demokrasinin ortadan kalkması, sendikal amaçlardan uzaklaşma ve sendika ağalığı ile kişisel zenginleşmeyi doğurmaktadır.
Üstelik bu yola başvuranlar kendilerini demokrat ve devrimci diye tanıtan, yaptıkları her şeyi emek mücadelesi için yaptığını söyleyen kişilerdir. Bu yüzden sahtekarlık ile yönetimlerini sürdürenlerin haksız uygulamalarının önüne geçilmesi için doğrudan sendika kanunlarına acilen dönem sınırı getirilmelidir.
“Etik, doğru olanı kimse bakmazken de yapmaktır.” (C. S. Lewis)



