Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hüseyin Asar
Köşe Yazarı
Hüseyin Asar
 

HALKIN SEFALETİ ve SİYASET

HALKIN SEFALETİ ve SİYASET Bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca büyüyen ekonomisiyle değil; vatandaşının refahı, hukuka olan güveni ve geleceğe dair umuduyla ölçülür. Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın ortak duygusu ise refahtan çok geçim sıkıntısı, umuttan çok belirsizlik olmuştur. Ekonomi uzun süredir ağır bir kriz sarmalının içinde bulunuyor. Türk lirasının yıllar içinde yaşadığı değer kaybı, aynı zamanda vatandaşın alım gücündeki dramatik gerilemeyi de ortaya koyuyor. 2002 yılında yaklaşık 1 Euro 1,28 TL seviyesindeyken bugün yaklaşık 56 TL düzeyine ulaşmış durumda. Bu tablo, paranın satın alma gücünün aşındığını gösteriyor. Yüksek enflasyon artık geçici bir ekonomik sorun olmaktan çıkmış, hayatın olağan bir parçası durumuna gelmiştir. Para basmanın üretimden daha kolay görüldüğü bir anlayış, fiyat istikrarını bozmuş; yanlış faiz politikaları ile dar gelirli kesimlerin yaşam standartlarını her geçen gün daha da aşağı çekmiştir. Bu süreçten en fazla etkilenenler ise emekçiler ve emekliler olmuştur. Asgari ücret, çalışanı geçindiren bir gelir olmaktan uzaklaşmış; emekli aylıkları ise enflasyon karşısında hızla eriyerek milyonlarca insanı yoksulluk sınırının altına itmiştir. Kamu maliyesindeki bozulma da dikkat çekicidir. Bütçe açıkları her yıl büyürken, vatandaşın omzundaki vergi ve faiz yükü giderek ağırlaşmaktadır. Buna rağmen artan vergiler kamu harcamalarını karşılamaya yetmemektedir. 2017 anayasa referandumu sonrasında kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve referandum sürecinde mühürsüz oyların geçerli sayılması yönündeki karar, kamuoyunda seçim güvenliği ve demokratik meşruiyet açısından uzun süre tartışılmıştır. Bu tartışmalar, devlet kurumlarına duyulan güveni de olumsuz etkilemiştir. Siyasette kullanılan dil de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Seçim kazanma uğruna kullanılan sert söylemler ve doğruluğu tartışılan ifadeler, siyasal ahlakın aşınmasına neden olmuştur. Kamu ihalelerinde şeffaflığın ve etkin rekabetin zayıfladığına ilişkin tartışmalar, gelir dağılımındaki adaletsizlik algısını güçlendirmiştir. Bir tarafta servetini katlayan dar bir kesim oluşurken, diğer tarafta milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Enflasyonun ölçülmesine ilişkin tartışmalar da ücret politikalarının merkezinde yer almaktadır. Resmi enflasyon verileri ile vatandaşın pazarda, markette ve kirada hayat pahalılığı arasındaki fark, özellikle ücret ve emekli aylıklarının belirlenmesinde adalet tartışmalarını artırmıştır. Tarım sektörü ise uzun yıllardır yeterince desteklenmediği yönünde eleştirilmektedir. Dünyanın birçok ülkesinde stratejik sektör olarak görülen tarımın ihmal edilmesi; üretim maliyetlerini artırmış, çiftçiyi üretimden uzaklaştırmış ve gıda fiyatlarının yükselmesine zemin hazırlamıştır. Emeklilik sisteminde yapılan düzenlemeler de sosyal adalet tartışmalarını derinleştirmiştir. Özellikle 2008’den sonra emekli maaşlarının zaman içinde asgari ücretin gerisine düşmesi ve kamu çalışanlarına verilen bazı artışların emeklilere yansıtılmaması, emeklilerin yaşam standartlarını önemli ölçüde olumsuz etkilemiştir. Artık emekliler geçinemedikleri için sokak ortasında intihar etmektedir. Hukuka olan güvenin azalması, yalnızca adalet sistemini değil, ekonomik ve sosyal hayatı da doğrudan etkilemektedir. Hukukun zayıfladığına ilişkin algı, herkesin devlete olan güvenini aşındırmaktadır. Eğitim sistemi de sürekli değişen yapısıyla eleştirilmektedir. Öğretmen yetiştirme modelinden sınav sistemine kadar birçok alanda yapılan sık değişiklikler, eğitimde kalite ve istikrar tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet olaylarının toplumda yarattığı kaygı büyümektedir. Çevre sorunları da benzer şekilde derinleşmektedir. Orman yangınları, su kaynaklarının kirlenmesi ve kıyı alanlarının yapılaşma baskısı altında kalması, gelecek kuşaklara bırakılacak doğal miras konusunda ciddi endişeler doğurmaktadır. Teknolojinin belirleyici olduğu bir çağda siber güvenlikten dijital dönüşüme kadar birçok alanda daha güçlü politikalar geliştirilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler artmaktadır. Savunma kapasitesi yalnızca silahlı güçlerle değil; bilgi teknolojileri, yapay zekâ ve dijital güvenlik altyapısıyla da ölçülmektedir. Demokratik sistemlerde güvenlik güçlerinin tarafsızlığı, parlamentonun etkinliği ve kuvvetler ayrılığı ilkesi, devletin meşruiyetinin temel dayanaklarıdır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken siyaset sahnesinde yeni parti girişimleri de ortaya çıkmaktadır. Toplumun en temel sorunu olan hayat pahalılığına, yoksulluğa, işsizliğe, gelir adaletsizliğine ve hukuk krizine çözüm üreten güçlü bir program ortaya koyması gerekir. Bu çerçevede açıklanan Yeni Parti Programı’nın, kamuoyunun önemli bir bölümünün öncelikli beklentilerini karşılamakta yetersiz kaldığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Kuşkusuz yeni bir siyasi hareket kurmak her zaman meşru bir tercihtir. Ancak toplumun desteğini kazanabilmek, yalnızca yeni bir parti kurmakla değil; neden yeni bir yola çıkıldığını, hangi sorunlara nasıl çözüm üretileceğini ve ülkenin geleceğine dair nasıl bir vizyon sunulduğunu ikna edici biçimde anlatabilmekle mümkündür. Çünkü siyaset, isim değiştirme sanatı değil; milletin derdine çare üretme sorumluluğudur. “Kötülüğün zaferi için gereken tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.” (Edmund Burke)
Ekleme Tarihi: 01 Ekim 2026 -Perşembe

HALKIN SEFALETİ ve SİYASET

HALKIN SEFALETİ ve SİYASET

Bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca büyüyen ekonomisiyle değil; vatandaşının refahı, hukuka olan güveni ve geleceğe dair umuduyla ölçülür. Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın ortak duygusu ise refahtan çok geçim sıkıntısı, umuttan çok belirsizlik olmuştur.

Ekonomi uzun süredir ağır bir kriz sarmalının içinde bulunuyor. Türk lirasının yıllar içinde yaşadığı değer kaybı, aynı zamanda vatandaşın alım gücündeki dramatik gerilemeyi de ortaya koyuyor. 2002 yılında yaklaşık 1 Euro 1,28 TL seviyesindeyken bugün yaklaşık 56 TL düzeyine ulaşmış durumda. Bu tablo, paranın satın alma gücünün aşındığını gösteriyor.

Yüksek enflasyon artık geçici bir ekonomik sorun olmaktan çıkmış, hayatın olağan bir parçası durumuna gelmiştir. Para basmanın üretimden daha kolay görüldüğü bir anlayış, fiyat istikrarını bozmuş; yanlış faiz politikaları ile dar gelirli kesimlerin yaşam standartlarını her geçen gün daha da aşağı çekmiştir.

Bu süreçten en fazla etkilenenler ise emekçiler ve emekliler olmuştur. Asgari ücret, çalışanı geçindiren bir gelir olmaktan uzaklaşmış; emekli aylıkları ise enflasyon karşısında hızla eriyerek milyonlarca insanı yoksulluk sınırının altına itmiştir.

Kamu maliyesindeki bozulma da dikkat çekicidir. Bütçe açıkları her yıl büyürken, vatandaşın omzundaki vergi ve faiz yükü giderek ağırlaşmaktadır. Buna rağmen artan vergiler kamu harcamalarını karşılamaya yetmemektedir.

2017 anayasa referandumu sonrasında kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve referandum sürecinde mühürsüz oyların geçerli sayılması yönündeki karar, kamuoyunda seçim güvenliği ve demokratik meşruiyet açısından uzun süre tartışılmıştır. Bu tartışmalar, devlet kurumlarına duyulan güveni de olumsuz etkilemiştir.

Siyasette kullanılan dil de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Seçim kazanma uğruna kullanılan sert söylemler ve doğruluğu tartışılan ifadeler, siyasal ahlakın aşınmasına neden olmuştur.

Kamu ihalelerinde şeffaflığın ve etkin rekabetin zayıfladığına ilişkin tartışmalar, gelir dağılımındaki adaletsizlik algısını güçlendirmiştir. Bir tarafta servetini katlayan dar bir kesim oluşurken, diğer tarafta milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır.

Enflasyonun ölçülmesine ilişkin tartışmalar da ücret politikalarının merkezinde yer almaktadır. Resmi enflasyon verileri ile vatandaşın pazarda, markette ve kirada hayat pahalılığı arasındaki fark, özellikle ücret ve emekli aylıklarının belirlenmesinde adalet tartışmalarını artırmıştır.

Tarım sektörü ise uzun yıllardır yeterince desteklenmediği yönünde eleştirilmektedir. Dünyanın birçok ülkesinde stratejik sektör olarak görülen tarımın ihmal edilmesi; üretim maliyetlerini artırmış, çiftçiyi üretimden uzaklaştırmış ve gıda fiyatlarının yükselmesine zemin hazırlamıştır.

Emeklilik sisteminde yapılan düzenlemeler de sosyal adalet tartışmalarını derinleştirmiştir. Özellikle 2008’den sonra emekli maaşlarının zaman içinde asgari ücretin gerisine düşmesi ve kamu çalışanlarına verilen bazı artışların emeklilere yansıtılmaması, emeklilerin yaşam standartlarını önemli ölçüde olumsuz etkilemiştir. Artık emekliler geçinemedikleri için sokak ortasında intihar etmektedir.

Hukuka olan güvenin azalması, yalnızca adalet sistemini değil, ekonomik ve sosyal hayatı da doğrudan etkilemektedir. Hukukun zayıfladığına ilişkin algı, herkesin devlete olan güvenini aşındırmaktadır.

Eğitim sistemi de sürekli değişen yapısıyla eleştirilmektedir. Öğretmen yetiştirme modelinden sınav sistemine kadar birçok alanda yapılan sık değişiklikler, eğitimde kalite ve istikrar tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet olaylarının toplumda yarattığı kaygı büyümektedir.

Çevre sorunları da benzer şekilde derinleşmektedir. Orman yangınları, su kaynaklarının kirlenmesi ve kıyı alanlarının yapılaşma baskısı altında kalması, gelecek kuşaklara bırakılacak doğal miras konusunda ciddi endişeler doğurmaktadır.

Teknolojinin belirleyici olduğu bir çağda siber güvenlikten dijital dönüşüme kadar birçok alanda daha güçlü politikalar geliştirilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler artmaktadır. Savunma kapasitesi yalnızca silahlı güçlerle değil; bilgi teknolojileri, yapay zekâ ve dijital güvenlik altyapısıyla da ölçülmektedir.

Demokratik sistemlerde güvenlik güçlerinin tarafsızlığı, parlamentonun etkinliği ve kuvvetler ayrılığı ilkesi, devletin meşruiyetinin temel dayanaklarıdır.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken siyaset sahnesinde yeni parti girişimleri de ortaya çıkmaktadır. Toplumun en temel sorunu olan hayat pahalılığına, yoksulluğa, işsizliğe, gelir adaletsizliğine ve hukuk krizine çözüm üreten güçlü bir program ortaya koyması gerekir.

Bu çerçevede açıklanan Yeni Parti Programı’nın, kamuoyunun önemli bir bölümünün öncelikli beklentilerini karşılamakta yetersiz kaldığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Kuşkusuz yeni bir siyasi hareket kurmak her zaman meşru bir tercihtir. Ancak toplumun desteğini kazanabilmek, yalnızca yeni bir parti kurmakla değil; neden yeni bir yola çıkıldığını, hangi sorunlara nasıl çözüm üretileceğini ve ülkenin geleceğine dair nasıl bir vizyon sunulduğunu ikna edici biçimde anlatabilmekle mümkündür.

Çünkü siyaset, isim değiştirme sanatı değil; milletin derdine çare üretme sorumluluğudur.

“Kötülüğün zaferi için gereken tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.” (Edmund Burke)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo