İlkokulda okurken Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmenimiz vardı. Ödev verir, ertesi gün defterlerimizi tek tek kontrol ederdi. Ödevini doğru yapanların defterine kocaman bir “Aferin” yazardı. Biz de çocuk aklımızla, gururumuz okşandığı için sevinir, bu küçük takdiri büyük bir başarı gibi görürdük. Çünkü o yaşlarda “Aferin”, emeğin karşılığı, başarının ödülüydü.
Ne var ki siyaset dünyasında bazen bir “Aferin” kelimesinin anlamı değişir. Kimi zaman takdir, kimi zaman ironi, kimi zaman da insanın kendi çelişkileriyle yüzleşmesine neden olan bir aynadır.
Geçtiğimiz günlerde Kuşadası üzerine kaleme aldığımız bir köşe yazısını gönderdiğimiz Yeni Parti Efeler yönetim kurulu üyesi olan kişi, yazıyla ilgili bir değerlendirmede bulunmuştu. Butlancı olarak nitelendirdiği CHP’yi eleştirmiş, zamanı geldiğinde bütün butlancılara “Kış kış!” diyeceklerini yazmıştı. Biz de bu muazzam siyasi tespit karşısında kendisine tek kelimelik bir yanıt verdik: “Aferin!”
Ne var ki bu takdir, beklediğimizin aksine, kendisini son derece rahatsız etmişti. Öyle ki tepkisi, basit bir anlaşmazlığın ötesinde, adeta suçluluk psikolojisini andıran bir sinirliliğe dönüşmüştü.
Oysa burada asıl dikkat çekici olan, bir insanın kendisine söylenen söze neden öfkelendiği değil; siyasi tutumlarıyla söylemleri arasındaki mesafedir.
İlk krizde CHP’den ayrılanların arasına katılarak Yeni Parti saflarına geçen ve burada Efeler ilçe yönetiminde görev alan bu kişiyi ve kişinin içinde yer aldığı örgütün olaylar karşısındaki tepkilerini yakından izliyorduk. CHP döneminden başlayan, ayrılışla devam eden ve Yeni Parti sürecinde yeni bir biçim alan bu öyküde kişileri değil, örgütlenme anlayışını ve yönetim ilişkilerini gözlemliyorduk.
Demek ki bu örgüt hakkındaki izlenimlerimizi yazıya dökmenin zamanı geldiğini anlamış olduk.
Nasrettin Hoca ile filin öyküsünü bilmeyen neredeyse yoktur. Fıkranın farklı anlatımları vardır; ancak bizim üzerinde duracağımız mesele, öykünün siyasete tuttuğu aynadır.
Dışarıda cesur görünenler, sıra güçlü bir otoritenin karşısında söz söylemeye geldiğinde birdenbire susabiliyor. Başkalarının yanında esip gürleyenler, karar vericiyle yüz yüze geldiklerinde başlarını öne eğebiliyor.
Bizim sözünü ettiğimiz örgütte de yönetim kurulu dışında sert eleştiriler yönelten, yüksek perdeden konuşan bazı yöneticilerin, sorunları ilçe başkanına açıklamaya veya karşı çıkmaya geldiğinde başlarını öne eğip sessiz kaldıklarına daha önce şahit olmuştuk. Dışarıdaki söylem ile toplantı masasındaki tavırlar arasındaki fark, örgüt kültürünün niteliği hakkında önemli ipuçları vermektedir.
Siyasi örgütlerde farklı fikirlerin konuşulduğu, kararların tartışıldığı, yöneticilerin birbirlerini eleştirebildiği söylenir. Peki, gerçekte durum böyle değilse? İşte orada 4 maymunu oynayanları görüyoruz.
Eğer ilçe başkanı bir milletvekilinin himayesinde hareket ediyor, alt kadrolar da ilçe başkanının himayesine sığınıyorsa burada kurumsal bir örgütlenmeden değil, birbirine eklemlenmiş bir bağımlılık ilişkileri zincirinden söz etmek gerekir.
Böyle bir yapıda yukarıya bağlılık, aşağıya baskı olarak yansır. Sisteme itiraz edenin dışlanması, etkisizleştirilmesi veya örgütün dışına itilmesi olasılığı belirir. Dışarıda dile getirilen itirazların kapalı toplantılarda sessizliğe dönüşmesi ise bu düzenin devamını kolaylaştırır.
Çünkü insanlar zamanla doğru bildiklerini söylemek yerine, konumlarını koruyacak sözleri seçmeye başlarlar. Böylece örgüt, fikirlerin yarıştığı bir siyasi zemin olmaktan çıkar; onay vermenin, beklemenin ve birilerinden icazet almanın esas olduğu bir yapıya dönüşür.
Bir siyasi ilçe örgütünü bir kişinin iradesine hapsetmekle örgüt yönetilmez. Kararları dar bir kadronun görüşleri doğrultusunda almak, diğer yöneticileri ve üyeleri etkisizleştirmek, örgütün adını ve tabelasını korurken demokratik işleyişini ortadan kaldırır.
Siyasi örgütler, farklı görüşleri bir araya getirmek, ortak hedefler belirlemek, toplumsal talepleri siyasete taşımak ve bu hedefler doğrultusunda kolektif bir güç yaratmak için vardır.
Eleştiriyi düşmanlık olarak görmek, eleştiri yönelten üyeleri dışlamak, eleştirinin içeriğini tartışmak yerine eleştiren kişiyi hedef almak, örgütün kendi kendisini zayıflatmasından başka bir sonuç doğurmaz.
Çünkü eleştirinin susturulduğu yerde hatalar görünmez duruma gelir; hataların görünmez olduğu yerde ise başarısızlıklar tekrar eder.
Örgüt yönetiminin en büyük sorunlarından biri de kişisel hesaplaşmaların kurumsal kararları belirlemeye başlamasıdır. Kırgınlıklar, hizip mücadeleleri ve kişisel rekabetler karar alma süreçlerine yön veriyorsa örgüt, toplumsal sorunlara çözüm üretmek yerine kendi içindeki sorunlarla uğraşmaya mahkûm olur.
Siyasetin temel amacı topluma hizmet etmekken, örgütün kendi içindeki güç mücadeleleri asıl faaliyetin önüne geçer.
Liderlik, yalnızca başarı anında öne çıkmak değil, başarısızlık anında da sorumluluğu üstlenebilmektir. Bir örgütün en belirgin yönetim hataları arasında kişiye bağlı yönetim anlayışı, kapalı kapılar ardında karar alma, üyelerle bağların koparılması, liyakatsiz görev dağılımı, sürekli çatışma ortamı yaratılması ve eleştiriye tahammülsüzlük bulunur.
İlçe başkanının yönetim kurulunu ortak karar organı olarak görmek yerine kendi kararlarını onaylayan bir yapı gibi değerlendirmesi, kolektif yönetim anlayışıyla bağdaşmaz. Yönetim kurulu üyelerinin görüşleri yerine yalnızca başkanın fikirlerine değer verilmesi, örgüt içindeki düşünsel çeşitliliği ortadan kaldırır. Parti içindeki anlaşmazlıkların kişiselleştirilerek büyütülmesi ise çözüm üretmek yerine yeni kırılmalar yaratır.
İlçe başkanının liderlik yapmasıyla örgütü tek başına yönetmesi aynı şey değildir. Bu iki kavram arasındaki farkı anlamadan sağlıklı bir siyasi örgütlenme kurmak mümkün değildir.
Liderlik; ortak hedef belirlemek, insanları bu hedef etrafında birleştirmek, farklı görüşlerden yararlanmak, sorumluluk paylaşmak ve örgütün kapasitesini geliştirmektir.
Tek başına yönetmek ise kararları merkezileştirmek, farklı görüşleri bir tehdit olarak görmek, itirazları kişisel meseleye dönüştürmek ve bütün yetkiyi tek elde toplamaktır. Çünkü tek kişinin her şeyi bildiği, her kararı doğru verdiği ve her itirazın yanlış olduğu varsayımı, siyasi örgütlenmenin doğasına aykırıdır.
Kendi yönetim kurulunda farklı seslere tahammül edemeyen bir anlayışın, toplumun farklı kesimlerini nasıl bir araya getireceği ise başlı başına bir sorudur.
Oysa çözüm yolları zor değil, aksine son derece açık ve uygulanabilirdir.
Başlangıçta sözünü ettiğimiz “Aferin”e dönelim.
İlkokulda öğretmenimizin defterimize yazdığı aferin, doğru yapılan bir ödevin karşılığıydı. Siyasette ise her takdirin gerçek bir övgü olduğunu düşünmek, siyasetin ironisini anlamamaktır.
Bir siyasi örgütte dışarıda sert konuşup içeride susanlar, eleştirdikleri yönetim anlayışını kendi davranışlarıyla yeniden üretenler ve ilkelerden söz ederken kişisel konumlarını her şeyin önünde tutanlar varsa, üzerinde düşünülmesi gereken mesele yalnızca yöneticilerin hataları değildir. O hataların sürmesine olanak veren örgütsel kültürdür.
Unutulmamalıdır ki bir siyasi örgütün geleceğini birkaç kişinin kişisel hesapları değil, ortak akıl, demokratik işleyiş, liyakat ve toplumsal sorumluluk belirlemelidir.
Ve bazen tek bir kelime, uzun uzun anlatılmak istenen çelişkiyi ortaya koymaya yeter: Aferin!
Son söz, geçtiğimiz il başkanlığı seçim sürecinde Yeni Parti Efeler İlçe Başkanlığının takındığı değişken tavır ve tanık okunan fikir değişiklikleri tutarsızlığın ve yönetim zafiyetinin en büyük göstergesidir.
“Siyasi ikiyüzlülük, gerçeği değiştiremeyince kelimelerin anlamını değiştirmektir.” (George Orwell)



