Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hüseyin Asar
Köşe Yazarı
Hüseyin Asar
 

EMEKLİYE CEFA, İKTİDARA SEFA

Bir ülkenin ekonomik durumunu yalnızca rakamlarla ölçmek mümkün değildir. Ekonomiyi anlamanın en gerçekçi yolu, o rakamların insanların hayatına nasıl yansıdığına bakmaktır. Marketteki fiyat, pazardaki file, ödenemeyen fatura, kiradaki artış ve ayın sonunu getiremeyen emeklinin cüzdanı. İşte gerçek ekonomik tablo tam da burada ortaya çıkar. Bugün emeklinin yaşadığı sorun da yalnızca bir maaş meselesi değildir. Bu mesele, aynı zamanda emeğin değeri, sosyal adalet ve insan onuru meselesidir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, akaryakıt zamlarını savunurken Avrupa ülkelerindeki akaryakıt fiyatlarıyla Türkiye’yi kıyaslıyor. Ancak yalnızca litre fiyatlarını kıyaslamak, ekonomik gerçekliğin tamamını ortaya koymaz. Asıl sorulması gereken şudur: Avrupa’da bir asgari ücretli kaç litre akaryakıt alabiliyor, Türkiye’de kaç litre? Avrupa ülkelerindeki gelir düzeyi ile Türkiye’deki gelir düzeyi arasındaki fark nedir Yoksulluk sınırı hangi seviyededir? Açlık sınırının altında yaşayan insanların oranı nedir? Bir fiyatı karşılaştırırken o fiyatı ödeyen insanın gelirini de hesaba katmak gerekir. Çünkü aynı litre fiyatı, farklı gelir grupları için aynı ekonomik yük anlamına gelmez. Dolayısıyla mesele akaryakıtın yalnızca kaç lira olduğu değil, vatandaşın o akaryakıtı alabilmek için kaç saat çalışmak zorunda kaldığıdır. Türkiye’de ekonomik göstergeler konusunda uzun süredir ciddi bir tartışma yaşanıyor. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları ile İTO ve ENAG tarafından açıklanan veriler arasındaki farklılıklar, vatandaşın gündelik hayatındaki fiyat artışlarıyla resmi rakamlar arasındaki tartışmayı daha da büyütüyor. Ancak vatandaş açısından mesele artık yalnızca hangi rakamın doğru olduğu değildir. Her ay açıklanan enflasyon rakamlarının ardından emekli maaşlarına yapılan artışlar, emeklinin satın alma gücündeki kaybı telafi etmeye yetmiyorsa, ortada ciddi bir sosyal adalet problemi var demektir. Yüzde üzerinden yapılan hesaplamalar, hayatın gerçek maliyetini karşılamıyorsa rakamların matematiksel doğruluğu kadar toplumsal karşılığı da tartışılmalıdır. Bugünün emeklisi dünün çalışanıdır. Yıllarca fabrikada, tarlada, okulda, hastanede, kamu kurumunda, özel sektörde veya kendi işinde çalıştı. Prim ödedi. Vergi verdi. Üretti. Çocuk büyüttü. Bu ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulundu. Emeklilik, bu insanların topluma yük olduğu dönem değil; yıllarca verdikleri emeğin karşılığını alma dönemidir. Fakat bugün birçok emekli, emekliliğini huzur içinde geçirmek yerine ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Bir maaşın daha ayın ortasında tükenmesi yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Bu, insanın kendisini toplum içerisinde değersiz hissetmesine yol açabilecek ciddi bir sosyal sorundur. Vatandaşa sürekli tasarruf çağrısı yapılırken kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı konusunda toplumun kafasında soru işaretleri oluşuyorsa, ekonomik yükün neden sürekli dar gelirlinin sırtına yüklendiği sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Devlet, tasarruf konusunda önce kendi harcamalarını sorgulamalıdır. Lüks ve gösterişten vazgeçmek, kamudaki israfı azaltmak ve kaynakları daha verimli kullanmak konusunda samimi bir irade ortaya konulmadan, geçim sıkıntısı yaşayan emekliye tasarruf tavsiyesi vermek toplumda karşılık bulmaz. Fedakârlık isteniyorsa, fedakârlık herkes için olmalıdır. Emekliler, siyasi partiler açısından yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir seçmen kitlesi değildir. Onlar bu ülkenin hafızasıdır. Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal dönüşümlerinin büyük bölümünü yaşamış insanlardır. Dolayısıyla emekliyi yalnızca bir “Oy deposu” olarak görmek hem siyasal hem de toplumsal açıdan büyük bir yanılgıdır. Emeklinin beklentisi sadaka değildir. İstediği şey, yıllarca ödediği primlerin ve verdiği emeğin karşılığında insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyidir. Çözüm, yalnızca emekli maaşına dönemsel zam yapmak değildir. Öncelikle enflasyon hesabında toplumun güvenini sağlayacak şeffaf ve güvenilir bir sistem oluşturulmalıdır. Bağımsız ekonomik kurumların güvenilirliği güçlendirilmelidir. Emekli maaşları yalnızca resmi enflasyon oranına göre değil, emeklinin gerçek yaşam maliyetini dikkate alan göstergelerle değerlendirilmelidir. Ekonomik büyümeden emeklilerin de adil biçimde pay alması sağlanmalıdır. Kamuda israfın önüne geçilmeli, lüks ve gösterişe dayalı harcamalar azaltılmalıdır. Emekli, dul ve yetim aylıkları insan onuruna yaraşır asgari yaşam standardının altına düşürülmemelidir. 2008 öncesindeki sistem tartışmaları da dikkate alınarak, en düşük emekli aylığının asgari ücret karşısındaki konumu yeniden değerlendirilmelidir. Üretim, istihdam, verimlilik ve adil gelir dağılımını merkeze alan gerçek bir ekonomik program uygulanmalıdır. Çünkü kalıcı çözüm, yalnızca maaşa zam yapmak değil; vatandaşın satın alma gücünü artıracak bir ekonomik düzen kurmaktır. Unutulmaması gereken bir gerçek daha var. Emekliler bugün yaşadıklarını unutmayacaktır. Çünkü insan, yalnızca cebindeki parayı değil, kendisine nasıl davranıldığını da hatırlar. Ülkesi için yıllarca çalışan bir insanın hayatının son dönemini geçim sıkıntısı içinde geçirmek zorunda kalması, yalnızca ekonomik bir tablo değildir. Bu aynı zamanda toplumun yaşlılarına, emekçilerine ve kendi geçmişine nasıl baktığının da göstergesidir. Tarih; ülkesine yıllarca hizmet etmiş insanları hangi koşullarda yaşattığınızı da onların sorunlarını görmezden gelenleri de bu sorunları savunmakla yetinenleri de elbette sorgulayacaktır. Çünkü emeklilik, insanın hayatının sonbaharıdır. O sonbaharı huzura çevirmek de toplumun ortak sorumluluğudur. Emekliye enflasyonun altında zam yapmak sadaka değildir; emeğin ve alın terinin değerini düşürmektir. Emekliyi açlık ve yoksullukla mücadele etmeye mahkûm etmek, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş insanlara ağır bir bedel ödetmektir. Emeklinin feryadını artık görmezden gelmeyin. Çünkü emekli yalnızca geçinmek istemiyor. Emekli, insan onuruna yakışır bir hayat yaşamak istiyor. “Bir ülkede adalet kişiye göre değişiyorsa orada hukuk değil, ayrıcalık hüküm sürer.” (Anonim)
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma

EMEKLİYE CEFA, İKTİDARA SEFA

Bir ülkenin ekonomik durumunu yalnızca rakamlarla ölçmek mümkün değildir.

Ekonomiyi anlamanın en gerçekçi yolu, o rakamların insanların hayatına nasıl yansıdığına bakmaktır. Marketteki fiyat, pazardaki file, ödenemeyen fatura, kiradaki artış ve ayın sonunu getiremeyen emeklinin cüzdanı. İşte gerçek ekonomik tablo tam da burada ortaya çıkar.

Bugün emeklinin yaşadığı sorun da yalnızca bir maaş meselesi değildir. Bu mesele, aynı zamanda emeğin değeri, sosyal adalet ve insan onuru meselesidir.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, akaryakıt zamlarını savunurken Avrupa ülkelerindeki akaryakıt fiyatlarıyla Türkiye’yi kıyaslıyor.

Ancak yalnızca litre fiyatlarını kıyaslamak, ekonomik gerçekliğin tamamını ortaya koymaz.

Asıl sorulması gereken şudur:

Avrupa’da bir asgari ücretli kaç litre akaryakıt alabiliyor, Türkiye’de kaç litre? Avrupa ülkelerindeki gelir düzeyi ile Türkiye’deki gelir düzeyi arasındaki fark nedir Yoksulluk sınırı hangi seviyededir? Açlık sınırının altında yaşayan insanların oranı nedir? Bir fiyatı karşılaştırırken o fiyatı ödeyen insanın gelirini de hesaba katmak gerekir. Çünkü aynı litre fiyatı, farklı gelir grupları için aynı ekonomik yük anlamına gelmez.

Dolayısıyla mesele akaryakıtın yalnızca kaç lira olduğu değil, vatandaşın o akaryakıtı alabilmek için kaç saat çalışmak zorunda kaldığıdır.

Türkiye’de ekonomik göstergeler konusunda uzun süredir ciddi bir tartışma yaşanıyor.

TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları ile İTO ve ENAG tarafından açıklanan veriler arasındaki farklılıklar, vatandaşın gündelik hayatındaki fiyat artışlarıyla resmi rakamlar arasındaki tartışmayı daha da büyütüyor.

Ancak vatandaş açısından mesele artık yalnızca hangi rakamın doğru olduğu değildir. Her ay açıklanan enflasyon rakamlarının ardından emekli maaşlarına yapılan artışlar, emeklinin satın alma gücündeki kaybı telafi etmeye yetmiyorsa, ortada ciddi bir sosyal adalet problemi var demektir.

Yüzde üzerinden yapılan hesaplamalar, hayatın gerçek maliyetini karşılamıyorsa rakamların matematiksel doğruluğu kadar toplumsal karşılığı da tartışılmalıdır.

Bugünün emeklisi dünün çalışanıdır. Yıllarca fabrikada, tarlada, okulda, hastanede, kamu kurumunda, özel sektörde veya kendi işinde çalıştı. Prim ödedi. Vergi verdi. Üretti. Çocuk büyüttü. Bu ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulundu.

Emeklilik, bu insanların topluma yük olduğu dönem değil; yıllarca verdikleri emeğin karşılığını alma dönemidir. Fakat bugün birçok emekli, emekliliğini huzur içinde geçirmek yerine ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Bir maaşın daha ayın ortasında tükenmesi yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Bu, insanın kendisini toplum içerisinde değersiz hissetmesine yol açabilecek ciddi bir sosyal sorundur.

Vatandaşa sürekli tasarruf çağrısı yapılırken kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı konusunda toplumun kafasında soru işaretleri oluşuyorsa, ekonomik yükün neden sürekli dar gelirlinin sırtına yüklendiği sorusu kaçınılmaz hale geliyor.

Devlet, tasarruf konusunda önce kendi harcamalarını sorgulamalıdır. Lüks ve gösterişten vazgeçmek, kamudaki israfı azaltmak ve kaynakları daha verimli kullanmak konusunda samimi bir irade ortaya konulmadan, geçim sıkıntısı yaşayan emekliye tasarruf tavsiyesi vermek toplumda karşılık bulmaz. Fedakârlık isteniyorsa, fedakârlık herkes için olmalıdır.

Emekliler, siyasi partiler açısından yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir seçmen kitlesi değildir. Onlar bu ülkenin hafızasıdır. Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal dönüşümlerinin büyük bölümünü yaşamış insanlardır. Dolayısıyla emekliyi yalnızca bir “Oy deposu” olarak görmek hem siyasal hem de toplumsal açıdan büyük bir yanılgıdır.

Emeklinin beklentisi sadaka değildir. İstediği şey, yıllarca ödediği primlerin ve verdiği emeğin karşılığında insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyidir.

Çözüm, yalnızca emekli maaşına dönemsel zam yapmak değildir. Öncelikle enflasyon hesabında toplumun güvenini sağlayacak şeffaf ve güvenilir bir sistem oluşturulmalıdır.

Bağımsız ekonomik kurumların güvenilirliği güçlendirilmelidir. Emekli maaşları yalnızca resmi enflasyon oranına göre değil, emeklinin gerçek yaşam maliyetini dikkate alan göstergelerle değerlendirilmelidir.

Ekonomik büyümeden emeklilerin de adil biçimde pay alması sağlanmalıdır. Kamuda israfın önüne geçilmeli, lüks ve gösterişe dayalı harcamalar azaltılmalıdır. Emekli, dul ve yetim aylıkları insan onuruna yaraşır asgari yaşam standardının altına düşürülmemelidir.

2008 öncesindeki sistem tartışmaları da dikkate alınarak, en düşük emekli aylığının asgari ücret karşısındaki konumu yeniden değerlendirilmelidir. Üretim, istihdam, verimlilik ve adil gelir dağılımını merkeze alan gerçek bir ekonomik program uygulanmalıdır.

Çünkü kalıcı çözüm, yalnızca maaşa zam yapmak değil; vatandaşın satın alma gücünü artıracak bir ekonomik düzen kurmaktır.

Unutulmaması gereken bir gerçek daha var. Emekliler bugün yaşadıklarını unutmayacaktır. Çünkü insan, yalnızca cebindeki parayı değil, kendisine nasıl davranıldığını da hatırlar.

Ülkesi için yıllarca çalışan bir insanın hayatının son dönemini geçim sıkıntısı içinde geçirmek zorunda kalması, yalnızca ekonomik bir tablo değildir. Bu aynı zamanda toplumun yaşlılarına, emekçilerine ve kendi geçmişine nasıl baktığının da göstergesidir.

Tarih; ülkesine yıllarca hizmet etmiş insanları hangi koşullarda yaşattığınızı da onların sorunlarını görmezden gelenleri de bu sorunları savunmakla yetinenleri de elbette sorgulayacaktır. Çünkü emeklilik, insanın hayatının sonbaharıdır. O sonbaharı huzura çevirmek de toplumun ortak sorumluluğudur.

Emekliye enflasyonun altında zam yapmak sadaka değildir; emeğin ve alın terinin değerini düşürmektir. Emekliyi açlık ve yoksullukla mücadele etmeye mahkûm etmek, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş insanlara ağır bir bedel ödetmektir.

Emeklinin feryadını artık görmezden gelmeyin. Çünkü emekli yalnızca geçinmek istemiyor. Emekli, insan onuruna yakışır bir hayat yaşamak istiyor.

“Bir ülkede adalet kişiye göre değişiyorsa orada hukuk değil, ayrıcalık hüküm sürer.” (Anonim)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mustafa Düzgün. Davutlar
(16.10.2026 15:13 - #72942)
Elinize yüreğinize sağlık. Harika bir yazı..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo