İlkel benlik, insanın hayatta kalmak için geliştirdiği en eski yazılımdır.
Korku, açgözlülük, sahip olma dürtüsü, güç arzusu, “ben”i koruma refleksi…
İlkel benlik düşünmez; tepki verir.
Uzun vadeyi hesaplamaz; anlık kazancı seçer.
Paylaşmaz; istifler.
Onarmaz; tüketir.
Ve insan, tüm teknolojisine, bilgisine, akademisine rağmen bu ilkel benlikten kopamaz.
Çünkü:
Güç hâlâ güvenlik sanılıyor.
Sahip olmak hâlâ var olmakla karıştırılıyor.
Doğa hâlâ “kaynak” diye adlandırılıyor.
İlkel benlik şunu fısıldar:
“Al. Daha çok al. Bitene kadar al.”
Ve modern insan, bu fısıltıyı kalkınma, büyüme, refah gibi süslü kelimelerle meşrulaştırır.
Kopamayışın Nedeni: Konforun Sarhoşluğu
İnsan ilkel benlikten kopamaz çünkü bedelini henüz bireysel olarak ödemediğini sanır.
Musluk hâlâ akıyorsa, sorun yoktur.
Market rafı doluysa, kriz yoktur.
Elektrik yanıyorsa, karanlık uzaktadır.
Oysa bu bir yanılsamadır.
Bugün dünyada:
2 milyardan fazla insan temiz içme suyuna düzenli erişemiyor.
Son 50 yılda biyolojik çeşitliliğin yaklaşık %70’i yok oldu.
Dünya üzerindeki tatlı su kaynaklarının %80’inden fazlası tarım ve sanayi tarafından kirletildi ya da tüketildi.
Bunlar rakam değil.
Bunlar geri dönüşsüzlük eşikleri.
Bu Topraklar Ne Yaşıyor?
Bu coğrafyada göller ölürken sessiz kalındı.
Akşehir Gölü kurudu.
Eber Gölü can çekişiyor.
Tuz Gölü, flamingoların yavrularıyla birlikte çatladı.
Beyşehir, Manyas, Sapanca alarm veriyor.
Yeraltı suları, sondajlarla yağmalandı.
Nehirler HES’lerle borulara hapsedildi.
Verimli tarım arazileri betonla mühürlendi.
Sonuç?
Kuraklık artık istisna değil, yeni normal.
Çiftçi toprağını terk ediyor.
Gıda fiyatları artıyor.
Temiz su, stratejik bir silaha dönüşüyor.
Ama ilkel benlik hâlâ şunu söylüyor:
“Bugün kazanalım, yarını sonra düşünürüz.”
Küresel Yıkım: Dünya Bir Deneme Tahtası Değil
Amazonlar her yıl milyonlarca hektar küçülüyor.
Okyanuslarda plastik adalar, balıklardan büyük.
Buzullar eriyor; denizler yükseliyor.
Toprak yoruldu, iklim dengesi bozuldu.
Ve biz hâlâ “doğaya zarar veriyoruz” diyoruz.
Yanlış.
Doğaya zarar verilmiyor. Doğa cevap veriyor.
İnsan kendi yaşam alanını sabote ediyor.
Kendi sofrasını zehirliyor.
Kendi suyunu kurutuyor.
İlkel Benlik Yenilmez Değil
İnsan ilkel benliğini yenemediği için bu halde değil.
Yenmek istemediği için bu halde.
Çünkü:
Sorumluluk rahatsız eder.
Sadelik kâr getirmez.
Vicdan büyümeyi yavaşlatır.
Ama gerçek şu: İlkel benlik kazanırsa, insan kaybeder.
Ne teknoloji kurtarır,
ne para,
ne sınırlar,
ne ordular.
Su yoksa, hayat yoktur.
Toprak ölürse, insan da ölür.
Doğa çökerse, medeniyet masaldır.
Bu bir çevre meselesi değil.
Bu bir var olma meselesidir.
Ve soru artık şudur:
İnsan, ilkel benliğini dizginleyip insan mı olacak;
yoksa kendi yarattığı enkazın altında kalıp tarih mi olacak?
…
Sessizlik de bir cevaptır.
Saturno devorando a un hijo - GOYA



