Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

TEK ADAM ÇAĞININ GÖLGESİNDE: DÜNYA NEREYE GİDİYOR, UMUT NEREDE?

Dünya son yıllarda, demokrasinin bir zamanlar kaçınılmaz bir yükselişte olduğu fikrini sorgulatan karanlık bir dönemden geçiyor. Yalnızca Türkiye’de değil; Macaristan’dan Rusya’ya, Çin’den Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Güney Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada tek adam yönetimleri güç kazanıyor. “Güçlü lider” figürü, küresel belirsizliğin arttığı her noktada yeniden sahneye çıkıyor. Fakat bu tablo, sanıldığı gibi umutsuz bir geleceğin habercisi değil. Aslında dünya, aynı anda hem demokratik gerilemenin hem de demokratik uyanışın iç içe geçtiği büyük bir dönüşüm sürecinde. Bu dönüşümün nereye evrileceği ise toplumların hafızası, yeni kuşakların beklentileri ve dijital çağın sunduğu araçlarla şekilleniyor. Belirsizlik Otokrasi Üretiyor Tek adam rejimlerinin yükselişinin temelinde küresel belirsizlik yatıyor. 2008 ekonomik krizi, gelir eşitsizliğinin artışı, pandeminin yarattığı sarsıntı, bölgesel savaşlar, göç dalgaları, işsizlik, iklim krizi… İnsanlar güvende hissetmediklerinde çözümü basit, keskin, merkezi otoritede aramaya eğilimli oluyor. Türkiye’de de bu eğilim, kurumsal zayıflama ve güç yoğunlaşmasının kapısını açtı. Devlet yapısının merkezileşmesi, medya üzerindeki baskı, hukuki bağımsızlığın tartışmalı hale gelmesi, siyasal sistemin tek bir kişinin karar mekanizmasına göre şekillenmesi, ülkeyi demokratik dünyanın dış çeperine iten bir sürece dönüştü. Aynı eğilim Macaristan’da medya ve yargının tek elde toplanmasıyla, Rusya’da siyasal rakiplerin sindirilmesiyle, Çin’de dijital sansür mekanizmalarının sertleşmesiyle kendini gösteriyor. Bu tablo evrensel bir gerçekliği ortaya koyuyor: Otoriterlik, kriz dönemlerinin gölgesinde hızla büyür. Ancak aynı gölge, bir süre sonra toplumun kendi ışığını aramasını da kaçınılmaz kılar. Dijital Çağ: Hem Kontrol Hem Direniş Alanı Yüzyılın otoriterlikleri geçmiştekilerden çok farklı çalışıyor. Bugünün tek adam rejimleri dijital gözetim, sosyal medya kontrolü, algoritmik manipülasyonlar ve propaganda teknolojileriyle donanmış durumda. Ancak bu durum bir paradoks yaratıyor: Aynı teknoloji, aynı anda direnişin, örgütlenmenin ve hakikat akışının da en güçlü aracı. Bilgi artık sınır tanımıyor. Sansür sertleşse bile tamamen etkili olamıyor; çünkü bilgi çoğalmanın yolunu buluyor. Bugün dünyanın birçok yerinde protestoların kıvılcımı, tek bir videodan, bir tweet’ten, bir fotoğraftan çıkabiliyor. Türkiye’de gençlerin geleneksel medyadan kopuşu, tek sesli propaganda düzeninin etkisini bozuyor. Rusya’da yasaklanan içeriklerin VPN’lerle dolaşımı engellenemiyor. Çin’de bile sansür duvarının arkasında yaşayan milyonlarca genç dünya gündemini takip ediyor. Dijital çağın bu ikili karakteri, baskıcı rejimlerin kısa vadede güçlü görünmesini sağlasa da uzun vadede sürdürülebilirliğini zayıflatıyor. Demokrasi Yorgunluğu mu, Demokrasi Arayışı mı? Birçok kişi dünyanın demokrasiye olan inancını kaybettiğini düşünüyor; ancak araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. Pew Research, Freedom House ve Economist Intelligence Unit verileri, ülkeler demokratik krizler yaşadıkça halkta “daha güçlü kurumlar” talebinin arttığını ortaya koyuyor. Türkiye’de de benzer bir durum var: Baskının görünür olduğu dönemlerde bile toplumun adalet, özgürlük, eşitlik arayışı ortadan kalkmıyor; sadece bastırılıyor. Fakat bastırılan hiçbir talep kalıcı olarak yok olmuyor. Toplumsal hafıza, sanılandan daha dirençli. Latin Amerika’da 2000’lerde yükselen popülist liderlerin büyük bir kısmı bugün ya seçimle gitti ya da etkisini kaybetti. Macaristan’da genç seçmen kitlesinin yön değiştirmesi, iktidarın beklediği çizgiyi kırıyor. Tayvan’da gençlerin otoriter modele itirazı, demokratik dönüşümü hızlandırdı. Demokrasi, durgun bir su değil; dalgaları olan, zaman zaman geri çekilen ama her seferinde yeniden yükselen bir hareket. Gençlerin Sessiz Devrimi Günümüz gençleri ebeveynlerinden farklı bir siyasi iklime doğdu. İnternete, bilgiye, dünyaya sınırsız erişimle büyüyen kuşakların özgürlük talebi, geleneksel siyaset kategorilerini aşıyor. Gençler için hayat, “kim daha güçlü lider” sorusundan çok “kim daha özgür, daha adil, daha yaratıcı bir gelecek sunuyor?” sorusuyla anlamlı. Bu yüzden birçok ülkede otoriter liderlerin en çok kaybettiği destek gençler. Türkiye’de genç nüfusun siyasete katılımı her ne kadar düşük görünse de tutum araştırmaları, gençlerin daha özgürlükçü, daha eşitlikçi ve daha küresel düşündüğünü gösteriyor. Dünyanın siyasi geleceğini şekillendirecek olan da bu kuşağın değerleri olacak. Sessiz bir devrim bu; yavaş ama derin. Ekonominin Duvarı: Otoriterlik Sürdürülemez Hiçbir baskıcı rejim uzun vadede ekonomik sürdürülebilirlik sağlayamıyor. Çünkü: İnovasyon baskı ortamında gelişmez. Yatırımcı hukuki güvencenin zayıf olduğu yerlere gelmez. Girişimcilik belirsizliğin yüksek olduğu ekonomilerde çiçek açmaz. Beyin göçü, baskının doğal sonucudur. Bugün dünyanın güçlü ekonomilerinin tamamı güçlü kurumlar, şeffaflık ve hukuki denge üzerine kurulu. Buna karşılık otoriter yönetimler kısa vadede büyüme sağlasa bile uzun vadede ekonomik duvara çarpmaktan kaçamıyor. Bu nedenle hem Türkiye’de hem dünyada, baskıcı düzenin karşısına çıkan ilk itici güç genellikle ekonomi oluyor. Tarih Bize Ne Söylüyor? Tarihsel bir gerçek var: Tek adam rejimlerinin hiçbiri kalıcı olmadı. Yüzyıl boyunca otoriter yönetimlerin büyük çoğunluğu ya çöktü ya dönüştü. Demokrasiler ise kriz yaşasa da köklerini kalıcılaştırdı. Bugün de aynı döngünün içindeyiz. Dünya, otoriter dalganın zirvesine yakın bir noktadayken, aynı zamanda yeni bir demokratik uyanışın eşiğinde olabilir. Umut Nerede? Umut, güçlü bir liderde değil; güçlü bir toplumda. Umut, baskının yokluğunda değil; baskıya verilen tepkide. Umut, gençlerin direncinde, bilginin akışında, toplumların ortak arayışında. Umut şurada: İnsanlık, hiçbir otoriter dönemi sonsuza kadar kabul etmedi; hiçbir baskı düzeni kalıcı olamadı. Bugün dünya karanlık görünüyorsa, bu yeni bir dönüşümün başlamasının en güçlü işaretlerinden biridir. Tarih her büyük kırılmadan önce aynı gölgeleri gösterdi. Ve en önemlisi: Geleceği tek adamlar değil, toplumların ortak iradesi belirler. Bu irade bugün bastırılıyor olabilir, fakat kaybolmuyor. İçten içe güçleniyor, çoğalıyor, yeni yollar buluyor. Karanlık uzun sürebilir; fakat güneş her zaman en sert soğuktan sonra doğar. Dünya nereye gidiyor sorusunun cevabı, belki de hiç olmadığı kadar net: Dünya, kendi umuduna doğru gidiyor. Yavaş, sancılı ama kararlı.
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi

TEK ADAM ÇAĞININ GÖLGESİNDE: DÜNYA NEREYE GİDİYOR, UMUT NEREDE?

Dünya son yıllarda, demokrasinin bir zamanlar kaçınılmaz bir yükselişte olduğu fikrini sorgulatan karanlık bir dönemden geçiyor. Yalnızca Türkiye’de değil; Macaristan’dan Rusya’ya, Çin’den Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Güney Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada tek adam yönetimleri güç kazanıyor. “Güçlü lider” figürü, küresel belirsizliğin arttığı her noktada yeniden sahneye çıkıyor.

Fakat bu tablo, sanıldığı gibi umutsuz bir geleceğin habercisi değil. Aslında dünya, aynı anda hem demokratik gerilemenin hem de demokratik uyanışın iç içe geçtiği büyük bir dönüşüm sürecinde. Bu dönüşümün nereye evrileceği ise toplumların hafızası, yeni kuşakların beklentileri ve dijital çağın sunduğu araçlarla şekilleniyor.

Belirsizlik Otokrasi Üretiyor

Tek adam rejimlerinin yükselişinin temelinde küresel belirsizlik yatıyor. 2008 ekonomik krizi, gelir eşitsizliğinin artışı, pandeminin yarattığı sarsıntı, bölgesel savaşlar, göç dalgaları, işsizlik, iklim krizi… İnsanlar güvende hissetmediklerinde çözümü basit, keskin, merkezi otoritede aramaya eğilimli oluyor.

Türkiye’de de bu eğilim, kurumsal zayıflama ve güç yoğunlaşmasının kapısını açtı. Devlet yapısının merkezileşmesi, medya üzerindeki baskı, hukuki bağımsızlığın tartışmalı hale gelmesi, siyasal sistemin tek bir kişinin karar mekanizmasına göre şekillenmesi, ülkeyi demokratik dünyanın dış çeperine iten bir sürece dönüştü.

Aynı eğilim Macaristan’da medya ve yargının tek elde toplanmasıyla, Rusya’da siyasal rakiplerin sindirilmesiyle, Çin’de dijital sansür mekanizmalarının sertleşmesiyle kendini gösteriyor.

Bu tablo evrensel bir gerçekliği ortaya koyuyor: Otoriterlik, kriz dönemlerinin gölgesinde hızla büyür. Ancak aynı gölge, bir süre sonra toplumun kendi ışığını aramasını da kaçınılmaz kılar.

Dijital Çağ: Hem Kontrol Hem Direniş Alanı

Yüzyılın otoriterlikleri geçmiştekilerden çok farklı çalışıyor. Bugünün tek adam rejimleri dijital gözetim, sosyal medya kontrolü, algoritmik manipülasyonlar ve propaganda teknolojileriyle donanmış durumda.

Ancak bu durum bir paradoks yaratıyor: Aynı teknoloji, aynı anda direnişin, örgütlenmenin ve hakikat akışının da en güçlü aracı. Bilgi artık sınır tanımıyor. Sansür sertleşse bile tamamen etkili olamıyor; çünkü bilgi çoğalmanın yolunu buluyor.

Bugün dünyanın birçok yerinde protestoların kıvılcımı, tek bir videodan, bir tweet’ten, bir fotoğraftan çıkabiliyor. Türkiye’de gençlerin geleneksel medyadan kopuşu, tek sesli propaganda düzeninin etkisini bozuyor. Rusya’da yasaklanan içeriklerin VPN’lerle dolaşımı engellenemiyor. Çin’de bile sansür duvarının arkasında yaşayan milyonlarca genç dünya gündemini takip ediyor.

Dijital çağın bu ikili karakteri, baskıcı rejimlerin kısa vadede güçlü görünmesini sağlasa da uzun vadede sürdürülebilirliğini zayıflatıyor.

Demokrasi Yorgunluğu mu, Demokrasi Arayışı mı?

Birçok kişi dünyanın demokrasiye olan inancını kaybettiğini düşünüyor; ancak araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. Pew Research, Freedom House ve Economist Intelligence Unit verileri, ülkeler demokratik krizler yaşadıkça halkta “daha güçlü kurumlar” talebinin arttığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de de benzer bir durum var: Baskının görünür olduğu dönemlerde bile toplumun adalet, özgürlük, eşitlik arayışı ortadan kalkmıyor; sadece bastırılıyor. Fakat bastırılan hiçbir talep kalıcı olarak yok olmuyor. Toplumsal hafıza, sanılandan daha dirençli.

Latin Amerika’da 2000’lerde yükselen popülist liderlerin büyük bir kısmı bugün ya seçimle gitti ya da etkisini kaybetti. Macaristan’da genç seçmen kitlesinin yön değiştirmesi, iktidarın beklediği çizgiyi kırıyor. Tayvan’da gençlerin otoriter modele itirazı, demokratik dönüşümü hızlandırdı.

Demokrasi, durgun bir su değil; dalgaları olan, zaman zaman geri çekilen ama her seferinde yeniden yükselen bir hareket.

Gençlerin Sessiz Devrimi

Günümüz gençleri ebeveynlerinden farklı bir siyasi iklime doğdu. İnternete, bilgiye, dünyaya sınırsız erişimle büyüyen kuşakların özgürlük talebi, geleneksel siyaset kategorilerini aşıyor.

Gençler için hayat, “kim daha güçlü lider” sorusundan çok “kim daha özgür, daha adil, daha yaratıcı bir gelecek sunuyor?” sorusuyla anlamlı.

Bu yüzden birçok ülkede otoriter liderlerin en çok kaybettiği destek gençler. Türkiye’de genç nüfusun siyasete katılımı her ne kadar düşük görünse de tutum araştırmaları, gençlerin daha özgürlükçü, daha eşitlikçi ve daha küresel düşündüğünü gösteriyor.

Dünyanın siyasi geleceğini şekillendirecek olan da bu kuşağın değerleri olacak. Sessiz bir devrim bu; yavaş ama derin.

Ekonominin Duvarı: Otoriterlik Sürdürülemez

Hiçbir baskıcı rejim uzun vadede ekonomik sürdürülebilirlik sağlayamıyor. Çünkü:

İnovasyon baskı ortamında gelişmez.

Yatırımcı hukuki güvencenin zayıf olduğu yerlere gelmez.

Girişimcilik belirsizliğin yüksek olduğu ekonomilerde çiçek açmaz.

Beyin göçü, baskının doğal sonucudur.

Bugün dünyanın güçlü ekonomilerinin tamamı güçlü kurumlar, şeffaflık ve hukuki denge üzerine kurulu. Buna karşılık otoriter yönetimler kısa vadede büyüme sağlasa bile uzun vadede ekonomik duvara çarpmaktan kaçamıyor.

Bu nedenle hem Türkiye’de hem dünyada, baskıcı düzenin karşısına çıkan ilk itici güç genellikle ekonomi oluyor.

Tarih Bize Ne Söylüyor?

Tarihsel bir gerçek var:

Tek adam rejimlerinin hiçbiri kalıcı olmadı.

Yüzyıl boyunca otoriter yönetimlerin büyük çoğunluğu ya çöktü ya dönüştü. Demokrasiler ise kriz yaşasa da köklerini kalıcılaştırdı.

Bugün de aynı döngünün içindeyiz. Dünya, otoriter dalganın zirvesine yakın bir noktadayken, aynı zamanda yeni bir demokratik uyanışın eşiğinde olabilir.

Umut Nerede?

Umut, güçlü bir liderde değil; güçlü bir toplumda.

Umut, baskının yokluğunda değil; baskıya verilen tepkide.

Umut, gençlerin direncinde, bilginin akışında, toplumların ortak arayışında.

Umut şurada:

İnsanlık, hiçbir otoriter dönemi sonsuza kadar kabul etmedi; hiçbir baskı düzeni kalıcı olamadı.

Bugün dünya karanlık görünüyorsa, bu yeni bir dönüşümün başlamasının en güçlü işaretlerinden biridir. Tarih her büyük kırılmadan önce aynı gölgeleri gösterdi.

Ve en önemlisi:

Geleceği tek adamlar değil, toplumların ortak iradesi belirler.

Bu irade bugün bastırılıyor olabilir, fakat kaybolmuyor. İçten içe güçleniyor, çoğalıyor, yeni yollar buluyor.

Karanlık uzun sürebilir; fakat güneş her zaman en sert soğuktan sonra doğar.

Dünya nereye gidiyor sorusunun cevabı, belki de hiç olmadığı kadar net:

Dünya, kendi umuduna doğru gidiyor. Yavaş, sancılı ama kararlı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.