Davos 2026 toplandı.
Gelecek, riskler, yapay zekâ ve iklim bir kez daha konuşuldu.
Ancak bu yıl ortaya çıkan asıl tablo, dünyayı yöneten ortak bir aklın giderek zayıfladığıydı.
Davos kürsülerinde dile gelen cümleler yeni değildi.
Yeni olan, bu cümlelerin artık kimseyi ikna etmiyor oluşuydu.
Sorun başlıkların yanlışlığı değil, başlıkların dünyaya değmemesiydi.
Tam da bu atmosferde Donald Trump çıkıp, “Ben, fiilen dünyanın başkanıyım” dedi.
Bu söz hukuken bir karşılık bulmayabilir.
Ama çağın ruhunu tarif etme konusunda fazlasıyla gerçek.
Çünkü bugün dünya; devletlerden çok algoritmalarla, parlamentolardan çok piyasa refleksleriyle, sandıklardan çok algı yönetimiyle şekilleniyor.
Artık kararlar yüksek salonlarda değil, hızlı ekranlarda alınıyor.
Kamuoyu, tartışarak değil, maruz kalarak oluşuyor.
Bu yüzden güç, görünmezleştikçe etkisini artırıyor.
Güç artık masada değil.
Güç, masayı kimin kurduğunda.
Trump bu boşluğu okuyan bir figür.
Söylediği şey bir iddia değil, küresel dağınıklığın yüksek sesle dile gelmiş hâli.
Dünyanın dağınıklığı yeni değil.
Yeni olan, bu dağınıklığın artık gizlenmemesi.
Eskiden krizler yönetilirdi, bugün sadece öteleniyor.
Asıl mesele Trump değil.
Asıl mesele, bu sözleri mümkün kılan zemin.
Dünya; adalet, iklim, emek ve teknoloji başlıklarında ortak bir vicdan üretemedikçe,
yarın bir başkası da aynı cümleyi kurar.
Belki daha yumuşak bir dille, belki daha makul bir yüzle, ama çok daha etkili biçimde.
Çünkü suskunluk, sadece bir geri çekilme değildir.
Suskunluk, boşluk yaratır.
Ve o boşluk, mutlaka birileri tarafından doldurulur.
...
Dünya bir liderin iddiasıyla değil, toplumların suskunluğuyla savruluyor.



