Venezuela Gecesi ve Gücün Küstahlığı
Bazı geceler vardır; sabahına uyandığınızda dünyanın artık biraz daha kötü bir yer olduğunu anlarsınız. Venezuela için 3 Ocak gecesi tam olarak buydu. Ne büyük bir savaş ilanı vardı ne de resmî bir işgal bildirisi. Sadece patlamalar, alçaktan uçan helikopterler ve sabaha karşı ortadan kaybolan bir devlet başkanı…
ABD, Nicolás Maduro’yu kendi ülkesinde yakalayıp götürdü. Adına “operasyon” dedi. Kimileri “hukuk”, Kimileri “terörle mücadele” dedi. Ama geriye kalan tek gerçek şu: Bir egemen devletin başkanı, başka bir devlet tarafından zorla alındı. Bundan daha çıplak bir güç gösterisi zor bulunur.
Washington’un anlatısına göre bu, nokta atışı bir askerî harekâttı. Sahadan gelen bilgiler ise farklı bir tablo çiziyor. Caracas’ta askeri hedefler bombalandı, patlamalar sivil alanlara yayıldı, altyapı zarar gördü. En az 40 kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. Elektrik kesintileri, korku ve kaos… Yani bu “nokta operasyon”, her zamanki gibi sivillerin hayatına dokundu.
Maduro’nun kim olduğu, nasıl bir yönetim sergilediği bu yazının konusu değil. Bu tartışma kolaydır ve çoğu zaman dikkat dağıtıcıdır. Asıl mesele şudur: Bir ülkenin beğenmediği lideri kaçırabilmesi hangi hukuk düzeninde mümkündür? Birleşmiş Milletler Şartı mı buna izin veriyor, yoksa artık yalnızca askeri kapasite mi geçerli ölçü?
Trump’ın “Venezuela’yı geçici olarak biz yöneteceğiz” açıklaması, bu sorunun cevabını fazlasıyla açık ediyor. Bu bir gaf değil, bir dil sürçmesi hiç değil. Bu, “yapabiliyorum çünkü güçlüyüm” cümlesinin diplomatik tercümesidir.
Egemenlik Kimin Umurunda?
Uluslararası tepkiler gecikmedi. Latin Amerika ülkeleri sert konuştu, Avrupa temkinli ama net ifadeler kullandı, BM acil toplantıya çağrıldı. Fakat bu tepkilerin hiçbiri, Caracas semalarında yaşananları geri almadı. Egemenlik bir kez delindi mi, onarılması kolay olmuyor.
Bu olay aynı zamanda tehlikeli bir eşik. Bugün ABD, “suçlu lider” gerekçesiyle bir başkanı alıp götürüyor. Yarın başka bir büyük güç, aynı yöntemi kullandığında hangi ilkeye dayanarak itiraz edilecek? Uluslararası hukuk, yalnızca güçlülerin işine geldiğinde hatırlanan bir metne dönüşürse, geriye sadece çıplak güç kalır.
Venezuela içinse tablo daha da ağır. Liderlik boşluğu, iç siyasi gerilim, ekonomik belirsizlik ve dış müdahalenin gölgesi… “Demokrasi” söylemiyle yapılan her müdahalenin ülkelerde ne bıraktığını Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da gördük. Liste uzatılabilir.
Sonuçta Venezuela’da yaşanan şey, bir gecelik bir operasyon değil. Bu, 21. yüzyılda hâlâ "devletlerin" kaçırılabildiğini, hukukun ise seyirci kaldığını gösteren bir fotoğraf.
Ve bu fotoğrafın bize söylediği çok net: Bugün sessiz kalanlar, yarın bu düzenin hedefi olmaktan muaf değil.




