Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

FENERİN IŞIĞI

Son zamanlarda çevremizde olup bitenlere bakarken aklıma sık sık aynı soru geliyor: Bir şeyi değiştirmekle, onu tamamen geride bırakmak arasındaki çizgiyi ne zaman kaybettik? Değişmek hayatın kendisidir. İnsan da toplum da yerinde sayarak gelişemez. Yeni düşüncelere, yeni araçlara, yeni arayışlara ihtiyacımız var. Ama bazen yenilenme arzusu ile unutma hâli birbirine karışıyor. Bir şeyi daha iyi hâle getirmek başka şeydir; onu neden değerli kıldığımızı unutmak başka... Belki de asıl mesele burada başlıyor. Çünkü bazı şeyler eskidiği için değersiz değildir. Bazı değerler de geçmişten geldiği için bugün anlamsızlaşmaz. Bununla ilgili eski bir deniz hikâyesi anlatılır. Deniz kenarında küçük bir kasaba varmış. Kasabanın tepesinde yıllardır duran eski bir deniz feneri... Çok gösterişli değilmiş artık. Duvarları yıpranmış, taşları eskimiş. Yeni yapılan binaların yanında biraz yalnız, biraz da zamana direnmeye çalışan bir yapı gibi dururmuş. Ama kasabadakiler bilirmiş ki o fener, sadece bir bina değildir. Nice gece, denizde yolunu kaybedenlere yön göstermiştir. Nice insan, o ışığı görünce kıyıya ulaşmıştır. Bir gün kasabaya gelenler feneri görünce şöyle demişler: “Bunun zamanı geçti. Artık daha gelişmiş sistemlerimiz var. Böyle eski bir yapıya ihtiyacımız yok.” Söylenenler mantıklı gelmiş bazılarına. Çünkü insan bazen eski olanın değerini değil, sadece eskiliğini görür. Sonunda fener kaldırılmış. Yerine daha modern bir sistem kurulmuş. Herkes memnunmuş. Ta ki bir gece büyük bir sis denizi kaplayana kadar... O gece gemiler yönlerini bulmakta zorlanmış. Çünkü sorun ışığın eski olması değilmiş. Sorun, karanlıkta insanlara yol gösteren bir şeyin ne anlama geldiğinin unutulmasıymış. Belki bugün insanlığın yaşadığı sıkıntılardan biri de buna benziyor. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Dünyanın bir ucundaki insanla birkaç saniyede iletişim kurabiliyoruz. Önümüzdeki imkânlar her geçen gün artıyor. Ama bütün bu hızın içinde bazen daha temel bir şeyi kaybediyoruz: Nereye gittiğimizi bilme duygusunu... Çünkü insan sadece imkânlarla değil, anlamla da yol alır. Bir toplumun gücü yalnızca sahip olduklarıyla ölçülmez. Neye değer verdiği, neyi koruduğu ve hangi ilkeler üzerine geleceğini kurduğu da önemlidir. Her yenilik ilerleme değildir. Her eski olan da geride kalmışlık değildir. Mesele geçmişte yaşamak değildir. Mesele, geçmişten gelen birikimi bugünün ihtiyaçlarıyla buluşturabilmektir. Bir insan hafızasını kaybettiğinde nasıl kendi hikâyesine yabancılaşırsa, toplumlar da hafızalarını kaybettiklerinde kendilerini anlamakta zorlanırlar. Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de tartıştığımız pek çok meselenin altında belki de bu vardır. Sadece neye sahip olduğumuz değil, neyi kaybettiğimiz de önemlidir. Çünkü bir ülkeyi güçlü yapan yalnızca yolları, binaları, teknolojisi değildir. Onu güçlü yapan; adalet duygusu, ortak hafızası, kurumları ve geleceğe dair taşıdığı umuttur. Eski fenerin taşları yenilenebilir. Işığı güçlendirilebilir. Ama fenerin neden orada olduğunu unutursanız, en güçlü ışık bile yol göstermeye yetmez. Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla ışık değildir. Belki önce hangi yöne bakacağımızı yeniden hatırlamamız gerekiyor.                                      
Ekleme Tarihi: 01 Ağustos 2026 -Cumartesi

FENERİN IŞIĞI

Son zamanlarda çevremizde olup bitenlere bakarken aklıma sık sık aynı soru geliyor:

Bir şeyi değiştirmekle, onu tamamen geride bırakmak arasındaki çizgiyi ne zaman kaybettik?

Değişmek hayatın kendisidir. İnsan da toplum da yerinde sayarak gelişemez. Yeni düşüncelere, yeni araçlara, yeni arayışlara ihtiyacımız var.

Ama bazen yenilenme arzusu ile unutma hâli birbirine karışıyor.

Bir şeyi daha iyi hâle getirmek başka şeydir; onu neden değerli kıldığımızı unutmak başka...

Belki de asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü bazı şeyler eskidiği için değersiz değildir. Bazı değerler de geçmişten geldiği için bugün anlamsızlaşmaz.

Bununla ilgili eski bir deniz hikâyesi anlatılır.

Deniz kenarında küçük bir kasaba varmış.

Kasabanın tepesinde yıllardır duran eski bir deniz feneri...

Çok gösterişli değilmiş artık. Duvarları yıpranmış, taşları eskimiş. Yeni yapılan binaların yanında biraz yalnız, biraz da zamana direnmeye çalışan bir yapı gibi dururmuş.

Ama kasabadakiler bilirmiş ki o fener, sadece bir bina değildir.

Nice gece, denizde yolunu kaybedenlere yön göstermiştir. Nice insan, o ışığı görünce kıyıya ulaşmıştır.

Bir gün kasabaya gelenler feneri görünce şöyle demişler:

“Bunun zamanı geçti. Artık daha gelişmiş sistemlerimiz var. Böyle eski bir yapıya ihtiyacımız yok.”

Söylenenler mantıklı gelmiş bazılarına.

Çünkü insan bazen eski olanın değerini değil, sadece eskiliğini görür.

Sonunda fener kaldırılmış.

Yerine daha modern bir sistem kurulmuş.

Herkes memnunmuş.

Ta ki bir gece büyük bir sis denizi kaplayana kadar...

O gece gemiler yönlerini bulmakta zorlanmış.

Çünkü sorun ışığın eski olması değilmiş.

Sorun, karanlıkta insanlara yol gösteren bir şeyin ne anlama geldiğinin unutulmasıymış.

Belki bugün insanlığın yaşadığı sıkıntılardan biri de buna benziyor.

Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Dünyanın bir ucundaki insanla birkaç saniyede iletişim kurabiliyoruz. Önümüzdeki imkânlar her geçen gün artıyor.

Ama bütün bu hızın içinde bazen daha temel bir şeyi kaybediyoruz:

Nereye gittiğimizi bilme duygusunu...

Çünkü insan sadece imkânlarla değil, anlamla da yol alır.

Bir toplumun gücü yalnızca sahip olduklarıyla ölçülmez. Neye değer verdiği, neyi koruduğu ve hangi ilkeler üzerine geleceğini kurduğu da önemlidir.

Her yenilik ilerleme değildir.

Her eski olan da geride kalmışlık değildir.

Mesele geçmişte yaşamak değildir.

Mesele, geçmişten gelen birikimi bugünün ihtiyaçlarıyla buluşturabilmektir.

Bir insan hafızasını kaybettiğinde nasıl kendi hikâyesine yabancılaşırsa, toplumlar da hafızalarını kaybettiklerinde kendilerini anlamakta zorlanırlar.

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de tartıştığımız pek çok meselenin altında belki de bu vardır.

Sadece neye sahip olduğumuz değil, neyi kaybettiğimiz de önemlidir.

Çünkü bir ülkeyi güçlü yapan yalnızca yolları, binaları, teknolojisi değildir.

Onu güçlü yapan; adalet duygusu, ortak hafızası, kurumları ve geleceğe dair taşıdığı umuttur.

Eski fenerin taşları yenilenebilir.

Işığı güçlendirilebilir.

Ama fenerin neden orada olduğunu unutursanız, en güçlü ışık bile yol göstermeye yetmez.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla ışık değildir.

Belki önce hangi yöne bakacağımızı yeniden hatırlamamız gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.