Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

ÇATLAK

Çocukken, sokağımızın köşesinde küçük bir saatçi dükkânı vardı. Camından içeri baktığımızda duvarlarda çeşitli saatler görürdük. Büyük olanlar, küçük olanlar, yuvarlak olanlar… Bazıları çalışır, bazıları durmuş olurdu. Tezgâhın üzerinde büyüteçler, ince tornavidalar, küçücük parçalar dururdu. Saatçi amca önündeki saate eğilir, uzun süre başını kaldırmadan çalışırdı. Ne yaptığını anlamazdık. Bizim için hepsi birbirine benzeyen küçük parçalardı. O ise hangisinin nereye ait olduğunu bilirdi. Bazen bir saat günlerce orada dururdu. Sonra bir gün çalışmaya başlardı. O zamanlar bozulan şeyler hemen atılmazdı. Saat durmuşsa saatçiye götürülürdü. Radyo sustuysa radyocuya. Bir şeyin bozulması, onun işinin bittiği anlamına gelmezdi. Üstelik eşyaların bir geçmişi vardı. Evde yıllardır duran bir saatin nereden geldiğini, kimin aldığını bilirdiniz. Eskidikçe biraz daha evin parçası olurdu. Sonra işler değişti. Yeni olan çoğaldı. Bir şey bozulduğunda yenisini almak kolaylaştı. Tamirciye götürmek, beklemek yerine yenisini almak daha kolaydı. Sonra galiba bunu insan ilişkilerine de taşıdık. Bir şey yolunda gitmediğinde konuşmak, nerede yanlış yaptığımızı anlamaya çalışmak yerine uzaklaşmak daha kolay gelmeye başladı. Bir dostla aramız açıldığında yılların hatırını düşünmeden susabiliyoruz. Bir ilişkide işler sarpa sardığında, düzeltmenin yollarını aramadan bitirmenin yollarını buluyoruz. Sosyal medya da bunu iyice kolaylaştırdı. Birini hayatımızdan çıkarmak için uzun bir konuşmaya gerek yok artık. Bir tuş yetiyor. Bir isim siliniyor. Bir fotoğraf kayboluyor. Bir insan, kısa bir süre önce hayatımızın tam ortasındayken bir anda ekranımızın dışında kalıyor. Oysa bazı şeyler öyle kolay olmamalı. Kırgınlıklar var. Söylenmiş sözler, yanlış anlaşılmalar, zamanla oluşmuş mesafeler var. Onarmak, bütün bunları hiç yaşanmamış hâle getirmek değil. Bazen sadece yeniden konuşabilmek. Bazen bir masaya yeniden oturabilmek. Bazen de haklı bulmasak bile karşımızdakini dinleyebilmek. Çocukluğumun o küçük dükkânı yıllar önce kapandı. Yerinde şimdi ne olduğunu bilmiyorum. Saatçi amcayı da yıllardır görmedim. Ama bazen eski bir saat görüyorum. Camının ardında durmuş akrep ve yelkovanına bakıyorum. Sonra, nedense, o dükkân geliyor aklıma. Tezgâhın üzerindeki küçücük parçalar. Büyüteç. İnce tornavidalar. Ve günler sonra yeniden başlayan o ses. Tik tak. Tik tak.
Ekleme Tarihi: 19 Eylül 2026 -Cumartesi

ÇATLAK

Çocukken, sokağımızın köşesinde küçük bir saatçi dükkânı vardı.

Camından içeri baktığımızda duvarlarda çeşitli saatler görürdük. Büyük olanlar, küçük olanlar, yuvarlak olanlar… Bazıları çalışır, bazıları durmuş olurdu. Tezgâhın üzerinde büyüteçler, ince tornavidalar, küçücük parçalar dururdu.

Saatçi amca önündeki saate eğilir, uzun süre başını kaldırmadan çalışırdı. Ne yaptığını anlamazdık. Bizim için hepsi birbirine benzeyen küçük parçalardı. O ise hangisinin nereye ait olduğunu bilirdi.

Bazen bir saat günlerce orada dururdu.

Sonra bir gün çalışmaya başlardı.

O zamanlar bozulan şeyler hemen atılmazdı. Saat durmuşsa saatçiye götürülürdü. Radyo sustuysa radyocuya. Bir şeyin bozulması, onun işinin bittiği anlamına gelmezdi.

Üstelik eşyaların bir geçmişi vardı. Evde yıllardır duran bir saatin nereden geldiğini, kimin aldığını bilirdiniz. Eskidikçe biraz daha evin parçası olurdu.

Sonra işler değişti.

Yeni olan çoğaldı. Bir şey bozulduğunda yenisini almak kolaylaştı. Tamirciye götürmek, beklemek yerine yenisini almak daha kolaydı.

Sonra galiba bunu insan ilişkilerine de taşıdık.

Bir şey yolunda gitmediğinde konuşmak, nerede yanlış yaptığımızı anlamaya çalışmak yerine uzaklaşmak daha kolay gelmeye başladı. Bir dostla aramız açıldığında yılların hatırını düşünmeden susabiliyoruz. Bir ilişkide işler sarpa sardığında, düzeltmenin yollarını aramadan bitirmenin yollarını buluyoruz.

Sosyal medya da bunu iyice kolaylaştırdı.

Birini hayatımızdan çıkarmak için uzun bir konuşmaya gerek yok artık. Bir tuş yetiyor.

Bir isim siliniyor.

Bir fotoğraf kayboluyor.

Bir insan, kısa bir süre önce hayatımızın tam ortasındayken bir anda ekranımızın dışında kalıyor.

Oysa bazı şeyler öyle kolay olmamalı.

Kırgınlıklar var. Söylenmiş sözler, yanlış anlaşılmalar, zamanla oluşmuş mesafeler var.

Onarmak, bütün bunları hiç yaşanmamış hâle getirmek değil.

Bazen sadece yeniden konuşabilmek. Bazen bir masaya yeniden oturabilmek. Bazen de haklı bulmasak bile karşımızdakini dinleyebilmek.

Çocukluğumun o küçük dükkânı yıllar önce kapandı. Yerinde şimdi ne olduğunu bilmiyorum. Saatçi amcayı da yıllardır görmedim.

Ama bazen eski bir saat görüyorum.

Camının ardında durmuş akrep ve yelkovanına bakıyorum.

Sonra, nedense, o dükkân geliyor aklıma.

Tezgâhın üzerindeki küçücük parçalar. Büyüteç. İnce tornavidalar.

Ve günler sonra yeniden başlayan o ses.

Tik tak.

Tik tak.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo