“Bizim çocuklar…”
Bu sözü ilk duyduğumda rahatsız olmadım.
Nasıl olayım?
Sahada ay yıldızlı formayla mücadele eden, kazandığında hepimizi sevindiren, kaybettiğinde içimizi burkan o gençler elbette bizim çocuklarımız.
Mesele onlar değil.
Mesele, o cümledeki “biz” kelimesi.
Çünkü bazen bir kelimenin anlamı sözlükte yazdığı kadar değildir. Geldiği yer, söylendiği zaman, onu kimin söylediği ve hangi amaçla dolaşıma soktuğu da önemlidir.
Futbol, dünyanın en büyük ortak duygularından biridir. Bir yoksul mahallede iki taşın arasına kurulan kale ile başlayan hayaller, milyarlarca insanı aynı anda ekran başında buluşturabilir.
İşte tam da bu yüzden futbol sadece futbol değildir.
Bir duygudur.
Bir kimliktir.
Bir aidiyettir.
Ve böylesine büyük bir duygu alanı, sadece sporun değil, siyasetin, ekonominin ve büyük güç ilişkilerinin de her zaman ilgisini çekmiştir.
Bu yüzden bir futbol sloganına sadece bir slogan olarak bakmak bazen yeterli olmayabilir.
Bir başka açıdan daha düşünmek gerekir.
Bizim çocuklarımız sadece milyonların önünde top koşturanlar mıdır?
Bir laboratuvarda yıllarca emek veren genç…
Bir konservatuvarda aynı eserin peşinden sabırla giden öğrenci…
Bir atölyede meslek öğrenen çırak…
Bir kitap başında geleceğini kurmaya çalışan genç…
Onlar da bizim çocuklarımız değil midir?
Belki de bir ülkenin gerçek büyüklüğü, sadece alkışladığı çocuklarla değil, sessizce emek veren çocuklarına ne kadar sahip çıktığıyla ölçülür.
Ve sonra hafıza gelir.
Bu ülkenin hafızasında “bizim çocuklar” sözünün başka bir yankısı daha vardır.
12 Eylül Darbesi sonrasında yıllarca zihinlerde yer eden o meşhur ifade:
“Our boys did it.”
Bugünün gençleriyle o dönemin karanlığını yan yana koymak ne doğru olur ne de adildir.
Ama tarih, kelimelerin de bir hafızası olduğunu öğretir.
İşte insanın aklına takılan soru burada başlıyor.
Bu kadar ağır bir tarihsel çağrışımı olan bir sözün, bugün iktidarla yakın ilişkileriyle bilinen ekonomik çevrelerin eliyle yeniden dolaşıma girmesi sadece iyi düşünülmüş bir reklam tercihi midir?
Bu çağrışım hiç hesaba katılmamış mıdır?
Yoksa tam da bu hafızaya dokunacağı bilinerek mi seçilmiştir?
Bunu kesin olarak bilemeyiz.
Ama bilmemiz gereken başka bir şey vardır:
Bir toplumun hafızası, reklam metinlerinden daha uzun ömürlüdür.
Çocuklar bizimdir.
Bu ülkenin bütün çocukları.
Ama “biz” derken kimin konuştuğunu, hangi geçmişin içinden seslendiğini de sormak zorundayız.




