Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Yaşar Çelebi
Köşe Yazarı
Yaşar Çelebi
 

NAZIM DİYE BİRİ...

Ocak 1902 de doğmuş (doğduğu ayı bilemeyen) “Büyük Usta” Nazım… “Saime, ben 1902 yılının hangi ayında, hangi gününde doğmuşum biliyor musun?” Bir Ocak ayında kız kardeşi Saime hanıma sormuş bu soruyu büyük usta... ve devam etmiş “Birçok dost tutturmuşlar ‘sana yaş günü kutlaması yapacağız’ diyorlar. Doğum günümü bilmiyorum diyorum bana gülüyorlar. Şaka yaptığımı sanıyorlar.  Peki onlar nereden biliyorlar benim ne zaman doğduğu mu?..” “Büyük filozoflar bile kendi doğum günlerini bilmiyorlar. Biz anne ve babalarımızın sözlerine inanıyor, onların söyledikleri tarihi kabul etmek mecburiyetinde kalıyoruz.” O, kendisi hakkında fazla konuşmaz, övünmeyi sevmezdi. Ölümü üzerinden 62 yıl geçti. (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963) O, doğumunda olduğu kadar, ölüm gününde de hala sevgi ile anılıyor, Tüm dünya dillerine çevrilen Nazım şiirleri, sadece okunmuyor, araştırmacılara ‘doktora’ tezi oluyor. Tiyatrolarda piyesleri sergileniyor. Silahsızlanmanın sembolü gibidir O. O’da Sebahattin Ali gibi öldürülmek üzere iken, Rusya’ya gitmeye (kaçmaya) mecbur edilmiş. En güzel yıllarını (16 yıl) hapishanelerin rutubet kokan hücrelerinde geçirmesine rağmen ülkesine gücenmemiş, mısralarını yazmaya devem etmiş ‚Vatan Aşığı’ Nazım. “... Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir... Ben ayrılıkların. Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını... Ben hasretlerin. Hapislerde de yattım, büyük otellerde de. Açlık çektim, Açlık grevi de. Otuzumda asılmamı istediler, Kırk Sekizimde ‘Barış Madalyası’nın bana verilmesini, verdiler de...” Geride bıraktığı eserlerinden anladığımız kadarı ile Nazım, yaşamı boyunca hiçbir zaman umutsuz da karamsar da olmamış bir kişiliğe sahipti… O’nu en çok üzen sebeplerin başında; Vatan Hasreti olmuştu. Ülkesinden uzakta kalmanın derin acısını kendi deyişi ile; ‘Kocaman bir diş ağrısı’ gibi yüreğinde sürekli duymuş, fakat hiçbir zaman kederlenmemiş, umutsuzluğa düşmemişti büyük usta Nazım Hikmet.  Aşağıdaki şiiri de ki gibi: “Şiirler yazarım basılmaz... basılacak ama. Bir mektup beklerim müjdeli, belki de öldüğüm gün gelir... Mutlaka gelir ama. Ne Devlet ne para, İnsanın emrinde dünya. Belki yüz yıl sonrada olsa, Mutlaka böyle olacak ama...” (Nazım Hikmet Ran, Eylül 1957) O, şimdi diğer Rus ünlüler; Puşkin, Gogol, Mayakovski, Çehov ve Gorki ile beraber, Novodeviçi mezarlığında yatıyor. Umutsuz olmadan, karamsarlığa kapılmadan ve Nazımın cümlesi; ‘Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar’ düşüncesi ile, Saygılarımla
Ekleme Tarihi: 15 Aralık 2025 -Pazartesi

NAZIM DİYE BİRİ...

Ocak 1902 de doğmuş (doğduğu ayı bilemeyen) “Büyük Usta” Nazım…

“Saime, ben 1902 yılının hangi ayında, hangi gününde doğmuşum biliyor musun?”

Bir Ocak ayında kız kardeşi Saime hanıma sormuş bu soruyu büyük usta... ve devam etmiş

“Birçok dost tutturmuşlar ‘sana yaş günü kutlaması yapacağız’ diyorlar.

Doğum günümü bilmiyorum diyorum bana gülüyorlar.

Şaka yaptığımı sanıyorlar. 

Peki onlar nereden biliyorlar benim ne zaman doğduğu mu?..”

Büyük filozoflar bile kendi doğum günlerini bilmiyorlar.

Biz anne ve babalarımızın sözlerine inanıyor, onların söyledikleri tarihi kabul etmek mecburiyetinde kalıyoruz.”

O, kendisi hakkında fazla konuşmaz, övünmeyi sevmezdi.

Ölümü üzerinden 62 yıl geçti. (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963)

O, doğumunda olduğu kadar, ölüm gününde de hala sevgi ile anılıyor,

Tüm dünya dillerine çevrilen Nazım şiirleri, sadece okunmuyor, araştırmacılara ‘doktora’ tezi oluyor.

Tiyatrolarda piyesleri sergileniyor. Silahsızlanmanın sembolü gibidir O.

O’da Sebahattin Ali gibi öldürülmek üzere iken, Rusya’ya gitmeye (kaçmaya) mecbur edilmiş. En güzel yıllarını (16 yıl) hapishanelerin rutubet kokan hücrelerinde geçirmesine rağmen ülkesine gücenmemiş, mısralarını yazmaya devem etmiş ‚Vatan Aşığı’ Nazım.

“... Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir... Ben ayrılıkların.

Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını... Ben hasretlerin.

Hapislerde de yattım, büyük otellerde de.

Açlık çektim, Açlık grevi de.

Otuzumda asılmamı istediler, Kırk Sekizimde ‘Barış Madalyası’nın bana verilmesini, verdiler de...”

Geride bıraktığı eserlerinden anladığımız kadarı ile Nazım, yaşamı boyunca hiçbir zaman umutsuz da karamsar da olmamış bir kişiliğe sahipti… O’nu en çok üzen sebeplerin başında; Vatan Hasreti olmuştu.

Ülkesinden uzakta kalmanın derin acısını kendi deyişi ile; ‘Kocaman bir diş ağrısı’ gibi yüreğinde sürekli duymuş, fakat hiçbir zaman kederlenmemiş, umutsuzluğa düşmemişti büyük usta Nazım Hikmet. 

Aşağıdaki şiiri de ki gibi:

“Şiirler yazarım basılmaz... basılacak ama.

Bir mektup beklerim müjdeli, belki de öldüğüm gün gelir...

Mutlaka gelir ama.

Ne Devlet ne para,

İnsanın emrinde dünya.

Belki yüz yıl sonrada olsa,

Mutlaka böyle olacak ama...” (Nazım Hikmet Ran, Eylül 1957)

O, şimdi diğer Rus ünlüler; Puşkin, Gogol, Mayakovski, Çehov ve Gorki ile beraber, Novodeviçi mezarlığında yatıyor.

Umutsuz olmadan, karamsarlığa kapılmadan ve Nazımın cümlesi; ‘Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar’ düşüncesi ile,

Saygılarımla

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.