Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Yaşar Çelebi
Köşe Yazarı
Yaşar Çelebi
 

ÇOCUKLAR AĞLAMASIN…

Yıl 1942. II. Dünya savaşı yılları. Nazi Almanya’sı Polonya’yı işgal etmiş. Faşizmden kaçan Polonyalılar Sovyetler Birliğine sığınmışlar. Sahipsiz, denize bırakılmış tabut gibi Arap Denizi'nde yüzen (sürüklenen) bir gemi. Ve gemide 740 Polonyalı çocuk… Hepsi de yetim. Nazi zulmünden kaçıp Sovyet Rusya’sına sığınan ebeveynleri, grip veya açlıktan ölmüşlerdi. Bu çocuklar Sovyet çalışma kamplarından kurtulanlardı. İran üzerinden kaçmışlardı Rusya’ya… ancak onları orada daha korkunç bir ceza bekliyordu; Yetim (kimsesiz) kalmak. Civarda ki hiçbir ülke, onları kabul etmeyecekti. Zamanının en güçlüsü sadece Britanya İmparatorluğu idi. Onlar da Hindistan kıyısı boyunca limana girişlerini reddetti; "Olanlar bizim sorumluluğumuz değil. GİDİN! demişlerdi. Yiyecekler neredeyse bitmişti gemide. İlaçları yoktu. Zaman tükeniyordu. On iki yaşındaki Maria, altı yaşındaki erkek kardeşinin elini tutmuş için, için ağlıyordu… Ölmek üzere olan annesine kardeşini koruyacağına söz vermişti Maria. Ama tüm dünya onlara karşıydı sanki… nasıl koruyacaktı kardeşini? Çok kötü geçen bir gecenin ardından Gujarat'taki (Hindistan) küçük saraya bir haber ulaştı. Hükümdar, Sir Digvijaysinhji Ranjitsinhji Jadeja idi. Kraliyet sisteminde, o sadece küçük bir prensti. İngilizler limanları, ticareti ve orduyu kontrol ediyordu. İtaat etmek ve sessiz kalmak için her türlü nedeni vardı. Danışmanları, İngilizlerin Hindistan'daki herhangi bir limana götürmeyi reddetmesinin ardından 740 çocuğun denizde mahsur kaldığını söylediğinde, tek bir soru sordu: - "Kaç çocuk var?" - "Yedi yüz kırk, Majesteleri." Durakladı ve sakince: - "İngilizler limanlarımı kontrol edebilir. Ama vicdanımı kontrol edemezler… - Bu çocuklar Navanagarh'da (Limanın adı) demirlemiş durumda." Danışmanları onu uyardı: - "Eğer İngilizlere meydan okursanız…" - "Kararımda duracağım." dedi ve gemiye bir mesaj gönderdi: - "Buraya hoş geldiniz." Nitekim İngiliz yetkililer olanları duymuşlardı. Protesto ettiler… fakat hükümdar kararlıydı; - "Eğer güçlüler çocukları kurtarmayı reddederse," dedi. - "Ben, zayıf olan, sizin yapamadığınızı yapacağım." Çocuklar 1942'de, Ağustos’un kavurucu güneşi altında hayalet gibi yürüyorlardı. Bitkin, gözleri boş, birçoğu yürüyemeyecek kadar güçsüzdü. İyiliğe umut etmeyi öğrenmişlerdi. Umut tehlikeli bir hal almıştı. Maharaja onları iskelede bekliyordu. Sade beyaz giysiler içinde, göz hizalarına inmek için diz çöktü. Tercümanlar aracılığıyla, anne babalarının ölümünden beri özledikleri sözleri söyledi; - "Artık yetim değilsiniz. Benim çocuklarımsınız. Ben sizin Bapu'nuzum (Babanızım)." Maria sevinçten elini tuttuğu kardeşinin parmaklarını sıktığını hissetti. Aylarca süren reddedilmenin ardından, bu sözler gerçekten mutluluk vericiydi. Hükümdar Maharaja, en kısa sürede çocuklar için bir mülteci kampı değil, bir yuva kurdu. Hindistan'da küçük bir Polonya kuruldu. 740 çocuğun çığlığına sessiz kalmayan tek bir adam "evet" demişti: Sir Digvijaysinhji Ranjitsinhji Jadeja. Ve bugün, ‚O’ çocuklar sınıflarında BOMBALANDILAR. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER HALA SESSİZ. DÜNYA SESSİZ. Ve hala “Füzeyi kim fırlattı” diye sorumlu arıyorlar. Yan-yana kazılan 170 çocuk mezarını görmezden gelerek. Onlar, minik elleri ile tuttukları kalemleriyle birlikte katledildiler. YÜZ YETMİŞ ÇOCUK!.. Saygılarımla…
Ekleme Tarihi: 17 Mart 2026 -Salı

ÇOCUKLAR AĞLAMASIN…

Yıl 1942. II. Dünya savaşı yılları.

Nazi Almanya’sı Polonya’yı işgal etmiş.

Faşizmden kaçan Polonyalılar Sovyetler Birliğine sığınmışlar.

Sahipsiz, denize bırakılmış tabut gibi Arap Denizi'nde yüzen (sürüklenen) bir gemi.

Ve gemide 740 Polonyalı çocuk…

Hepsi de yetim.

Nazi zulmünden kaçıp Sovyet Rusya’sına sığınan ebeveynleri, grip veya açlıktan ölmüşlerdi.

Bu çocuklar Sovyet çalışma kamplarından kurtulanlardı.

İran üzerinden kaçmışlardı Rusya’ya… ancak onları orada daha korkunç bir ceza bekliyordu; Yetim (kimsesiz) kalmak.

Civarda ki hiçbir ülke, onları kabul etmeyecekti.

Zamanının en güçlüsü sadece Britanya İmparatorluğu idi.

Onlar da Hindistan kıyısı boyunca limana girişlerini reddetti;

"Olanlar bizim sorumluluğumuz değil. GİDİN! demişlerdi.

Yiyecekler neredeyse bitmişti gemide. İlaçları yoktu. Zaman tükeniyordu.

On iki yaşındaki Maria, altı yaşındaki erkek kardeşinin elini tutmuş için, için ağlıyordu…

Ölmek üzere olan annesine kardeşini koruyacağına söz vermişti Maria.

Ama tüm dünya onlara karşıydı sanki… nasıl koruyacaktı kardeşini?

Çok kötü geçen bir gecenin ardından Gujarat'taki (Hindistan) küçük saraya bir haber ulaştı.

Hükümdar, Sir Digvijaysinhji Ranjitsinhji Jadeja idi. Kraliyet sisteminde, o sadece küçük bir prensti.

İngilizler limanları, ticareti ve orduyu kontrol ediyordu. İtaat etmek ve sessiz kalmak için her türlü nedeni vardı.

Danışmanları, İngilizlerin Hindistan'daki herhangi bir limana götürmeyi reddetmesinin ardından 740 çocuğun denizde mahsur kaldığını söylediğinde, tek bir soru sordu:

- "Kaç çocuk var?"

- "Yedi yüz kırk, Majesteleri."

Durakladı ve sakince:

- "İngilizler limanlarımı kontrol edebilir. Ama vicdanımı kontrol edemezler…

- Bu çocuklar Navanagarh'da (Limanın adı) demirlemiş durumda."

Danışmanları onu uyardı:

- "Eğer İngilizlere meydan okursanız…"

- "Kararımda duracağım." dedi ve gemiye bir mesaj gönderdi:

- "Buraya hoş geldiniz."

Nitekim İngiliz yetkililer olanları duymuşlardı. Protesto ettiler… fakat hükümdar kararlıydı;

- "Eğer güçlüler çocukları kurtarmayı reddederse," dedi.

- "Ben, zayıf olan, sizin yapamadığınızı yapacağım."

Çocuklar 1942'de, Ağustos’un kavurucu güneşi altında hayalet gibi yürüyorlardı.

Bitkin, gözleri boş, birçoğu yürüyemeyecek kadar güçsüzdü. İyiliğe umut etmeyi öğrenmişlerdi. Umut tehlikeli bir hal almıştı.

Maharaja onları iskelede bekliyordu.

Sade beyaz giysiler içinde, göz hizalarına inmek için diz çöktü.

Tercümanlar aracılığıyla, anne babalarının ölümünden beri özledikleri sözleri söyledi;

- "Artık yetim değilsiniz. Benim çocuklarımsınız. Ben sizin Bapu'nuzum (Babanızım)."

Maria sevinçten elini tuttuğu kardeşinin parmaklarını sıktığını hissetti.

Aylarca süren reddedilmenin ardından, bu sözler gerçekten mutluluk vericiydi.

Hükümdar Maharaja, en kısa sürede çocuklar için bir mülteci kampı değil, bir yuva kurdu.

Hindistan'da küçük bir Polonya kuruldu.

740 çocuğun çığlığına sessiz kalmayan tek bir adam "evet" demişti:

Sir Digvijaysinhji Ranjitsinhji Jadeja.

Ve bugün, ‚O’ çocuklar sınıflarında BOMBALANDILAR.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER HALA SESSİZ.

DÜNYA SESSİZ.

Ve hala “Füzeyi kim fırlattı” diye sorumlu arıyorlar.

Yan-yana kazılan 170 çocuk mezarını görmezden gelerek.

Onlar, minik elleri ile tuttukları kalemleriyle birlikte katledildiler.

YÜZ YETMİŞ ÇOCUK!..

Saygılarımla…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.