Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

TOPRAĞIN SESSİZ İSYANI: ÜRETEN TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

Bir zamanlar “kendine yeten yedi ülkeden biri” diye övündüğümüz Türkiye, bugün neden market raflarına bu kadar bağımlı? Çiftçi neden yoruldu, tüketici neden bunaldı? Cevap, toprağın hafızasında gizli. Cumhuriyet’in İlk Yılları: Üreten Milletin Büyük Hikâyesi Bu ülke, doğduğundan beri üretimin üstünde durdu. Aşarın kaldırılması, devletin köylünün elini tutması, tohumdan gübreye kadar uzanan kamusal destekler… Hepsi aynı hedefi gözetiyordu: “Köylü bu milletin efendisidir” anlayışını yalnızca bir slogan değil, bir politika hâline getirmek. Bu politikalar sayesinde Türkiye uzun yıllar boyunca kendi kendine yetebilmiş ender ülkelerden biri oldu. Sofralara konan ekmekten pazardaki sebzeye kadar her şey, Anadolu’nun bereketine ve planlı tarım anlayışına dayanıyordu. Yeni Yüzyıla Girerken: Çarklar Dönüyor, Ama Üretici Eziliyor 2000’li yıllarla beraber fotoğraf yavaşça değişti. Ekonomik küreselleşme, ithalata açılmış gıda piyasası, dövize bağımlı tarım girdileri ve desteklerin reel olarak erimesi… Kısacası, “üreten köylü” modelinin çivileri teker teker gevşemeye başladı. Tarımda hâlâ büyüme yaşanıyor yaşanmasına; ama çiftçinin payı azalıyor, girdi maliyetleri artıyor, destek oranları fiilen düşüyor. Daha çarpıcı olanı ise şu: 2006 Tarım Kanunu, GSYH’nin %1’inin tarıma destek olarak ayrılmasını zorunlu kılıyor. Bu oran bir kez bile tutturulmadı. Kâğıt üzerinde rakamlar artıyor; fakat mazot, gübre, ilaç, tohum gibi temel girdiler dövize bağlı olduğundan, çiftçi tarlaya adım atmadan borçla tanışıyor. Köylü Terk Ediyor, Kent Sıkışıyor Köylerde genç nüfus, birbiri ardına büyükşehirlere göç ediyor. Tarım alanları daralıyor, ekim-dikim azalıyor. Üretim düşünce fiyat artıyor; fiyat arttıkça tüketicinin nefesi kesiliyor. Bir köylünün cümlesi aslında her şeyi anlatıyor: “Artık üretmekten çok tüketmek daha kolay.” Bu, bir ülke için alarma geçme sebebidir. Kentlerde ise tablo tanıdık: Asgari ücretin artış hızı, gıda fiyatlarının yarısından bile yavaş. Emekli protein tüketmeyi lüks sayıyor. Aileler pazarın son saatlerini kolluyor. Üniversite öğrencileri kahvaltıyı “günlük bütçeye uygun” hâle getiriyor: çay-simit. Tüm bunlar sadece ekonomik değil; toplumsal bir erozyonun işaretleri. Üretim Kültürü Kayboldukça, Ülke de Kırılganlaşıyor Anadolu’nun üretim geleneği kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızaydı. Toprakla bağ, yalnızca tarımsal değil, kültürel bir bağdı. Bugün bu bağ kopuyor. Yerine market raflarına bağımlı, dışa açık, kırılgan bir gıda sistemi geliyor. Tarım hâlâ güçlü bir potansiyele sahip; ama çiftçi yalnız, planlama zayıf, destekler etkisiz. Peki… Geri Dönüş Var mı? Var. Ama bunun için önce şu soruyu hep birlikte sormamız gerekiyor: Bu ülke neden yeniden kendi gücüne yaslanamasın? Köylü neden yeniden üretimin omurgası olmasın? Çiftçi emeğinin karşılığını neden yeniden alamasın? Tüketici neden makul fiyatlarla, güvenli gıdaya ulaşamasın? Toplum bugün yalnızca ucuz gıda istemiyor; erişilebilir, güvenli ve sürdürülebilir bir düzen arıyor. Çocuklarının tabağını, çiftçinin alın terini, ülkesinin geleceğini güvence altına almak istiyor. Belki de gerçekten vakti geldi: Yeniden üretmenin, yeniden planlamanın, yeniden toprağa dönmenin… Bu ülke bir zamanlar kendi kendine yetti. Yine yapabilir. Yeter ki toprakla kurduğumuz o kadim bağı, o sessiz ama güçlü bağı yeniden hatırlayalım. Çünkü bir milletin geleceği, market raflarında değil; emekle yeşeren o tarlalarda saklıdır.
Ekleme Tarihi: 07 Aralık 2025 -Pazar

TOPRAĞIN SESSİZ İSYANI: ÜRETEN TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

Bir zamanlar “kendine yeten yedi ülkeden biri” diye övündüğümüz Türkiye, bugün neden market raflarına bu kadar bağımlı?

Çiftçi neden yoruldu, tüketici neden bunaldı?

Cevap, toprağın hafızasında gizli.

Cumhuriyet’in İlk Yılları: Üreten Milletin Büyük Hikâyesi

Bu ülke, doğduğundan beri üretimin üstünde durdu. Aşarın kaldırılması, devletin köylünün elini tutması, tohumdan gübreye kadar uzanan kamusal destekler… Hepsi aynı hedefi gözetiyordu:

“Köylü bu milletin efendisidir” anlayışını yalnızca bir slogan değil, bir politika hâline getirmek.

Bu politikalar sayesinde Türkiye uzun yıllar boyunca kendi kendine yetebilmiş ender ülkelerden biri oldu. Sofralara konan ekmekten pazardaki sebzeye kadar her şey, Anadolu’nun bereketine ve planlı tarım anlayışına dayanıyordu.

Yeni Yüzyıla Girerken: Çarklar Dönüyor, Ama Üretici Eziliyor

2000’li yıllarla beraber fotoğraf yavaşça değişti. Ekonomik küreselleşme, ithalata açılmış gıda piyasası, dövize bağımlı tarım girdileri ve desteklerin reel olarak erimesi…

Kısacası, “üreten köylü” modelinin çivileri teker teker gevşemeye başladı.

Tarımda hâlâ büyüme yaşanıyor yaşanmasına; ama çiftçinin payı azalıyor, girdi maliyetleri artıyor, destek oranları fiilen düşüyor.

Daha çarpıcı olanı ise şu:

2006 Tarım Kanunu, GSYH’nin %1’inin tarıma destek olarak ayrılmasını zorunlu kılıyor. Bu oran bir kez bile tutturulmadı.

Kâğıt üzerinde rakamlar artıyor; fakat mazot, gübre, ilaç, tohum gibi temel girdiler dövize bağlı olduğundan, çiftçi tarlaya adım atmadan borçla tanışıyor.

Köylü Terk Ediyor, Kent Sıkışıyor

Köylerde genç nüfus, birbiri ardına büyükşehirlere göç ediyor. Tarım alanları daralıyor, ekim-dikim azalıyor. Üretim düşünce fiyat artıyor; fiyat arttıkça tüketicinin nefesi kesiliyor.

Bir köylünün cümlesi aslında her şeyi anlatıyor:

Artık üretmekten çok tüketmek daha kolay.”

Bu, bir ülke için alarma geçme sebebidir.

Kentlerde ise tablo tanıdık:

Asgari ücretin artış hızı, gıda fiyatlarının yarısından bile yavaş. Emekli protein tüketmeyi lüks sayıyor. Aileler pazarın son saatlerini kolluyor. Üniversite öğrencileri kahvaltıyı “günlük bütçeye uygun” hâle getiriyor: çay-simit.

Tüm bunlar sadece ekonomik değil; toplumsal bir erozyonun işaretleri.

Üretim Kültürü Kayboldukça, Ülke de Kırılganlaşıyor

Anadolu’nun üretim geleneği kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızaydı. Toprakla bağ, yalnızca tarımsal değil, kültürel bir bağdı.

Bugün bu bağ kopuyor.

Yerine market raflarına bağımlı, dışa açık, kırılgan bir gıda sistemi geliyor.

Tarım hâlâ güçlü bir potansiyele sahip; ama çiftçi yalnız, planlama zayıf, destekler etkisiz.

Peki… Geri Dönüş Var mı?

Var.

Ama bunun için önce şu soruyu hep birlikte sormamız gerekiyor:

Bu ülke neden yeniden kendi gücüne yaslanamasın?

Köylü neden yeniden üretimin omurgası olmasın?

Çiftçi emeğinin karşılığını neden yeniden alamasın?

Tüketici neden makul fiyatlarla, güvenli gıdaya ulaşamasın?

Toplum bugün yalnızca ucuz gıda istemiyor; erişilebilir, güvenli ve sürdürülebilir bir düzen arıyor.

Çocuklarının tabağını, çiftçinin alın terini, ülkesinin geleceğini güvence altına almak istiyor.

Belki de gerçekten vakti geldi:

Yeniden üretmenin, yeniden planlamanın, yeniden toprağa dönmenin…

Bu ülke bir zamanlar kendi kendine yetti.

Yine yapabilir.

Yeter ki toprakla kurduğumuz o kadim bağı, o sessiz ama güçlü bağı yeniden hatırlayalım.

Çünkü bir milletin geleceği, market raflarında değil; emekle yeşeren o tarlalarda saklıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mesut Erkoyun
(08.12.2025 11:14 - #72708)
Çok özel ve güzel bir konu. Kaleminize sağlık. Türkiyede Üreticiler neden kooperatfleşmiyorlar. Hollandaya bir baksınlar. Bence üretim gücü nasılmış görsünler. Sayg.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.