19 Mayıs yalnızca bir tarih değildir.
19 Mayıs, bir milletin diz çökmeyi reddettiği gündür.
Bir halkın küllerinden ayağa kalkarken “Ben buradayım” diye haykırdığı gündür.
Ve bugün, o haykırışın yıl dönümünde, içimizde buruk bir sızıyla bayram kutluyoruz.
Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi değil.
Bir zamanlar haftalar öncesinden başlayan hazırlıklar vardı. Okul bahçelerinde prova yapan çocuklar… Balkonlara asılan bayraklar… Şiirler… Bando sesleri… Stadyumlarda yankılanan marşlar… İnsanların gözlerinde yalnızca bir törenin değil, ortak bir kaderin heyecanı vardı.
Bugün ise bayramların ruhu sessizce budandı.
Milli hafızanın diri tuttuğu birçok değer unutturulmak istendi.
Cumhuriyetin kuruluş hikâyesi, adım adım görünmez kılınmaya çalışıldı.
Bu ülkenin kurucu iradesine ait ne varsa ya küçültülmek ya da sıradanlaştırılmak istendi.
Cumhuriyetin eserleri, hatıraları, bir milletin ortak hafızasını taşıyan ne varsa hedef hâline getirildi.
Çünkü bilirler:
Bir millet geçmişini unutursa geleceğini savunamaz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzurunda bulunmaya cesaret edemeyenler, bunu bir “tercih” gibi göstermeye çalışıyor. Oysa mesele çok daha derindir. Çünkü Atatürk yalnızca bir lider değildir. Atatürk; aklın, bağımsızlığın, çağdaşlığın ve ulusal onurun ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Atatürk’ten rahatsız olanlar aslında onun temsil ettiği fikirden rahatsız oluyor.
Bugün hâlâ ona “ayyaş” gibi kelimelerle saldırmaya çalışanların anlayamadığı şey şudur:
Bir insanın büyüklüğü, ona edilen hakaretlerle küçülmez.
Dünyanın dört bir yanında Atatürk’e duyulan saygı bunun en açık kanıtıdır.
Sömürge altında ezilmiş halklar onu bağımsızlığın sembolü olarak gördü.
Batılı tarihçiler onu çağının en büyük devlet adamlarından biri olarak yazdı.
Askerî akademiler onun dehasını incelemeye devam ediyor.
Dünyanın birçok ülkesinde adı caddelere, meydanlara, parklara veriliyor.
Çünkü Atatürk yalnızca Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin yönünü değiştiren isimlerden biridir.
Bunu kabul etmeseler de gerçek değişmez.
Güneşi perdeyle kapatamazsınız.
Bugün Türkiye’nin üzerine bir karanlık örtülmek isteniyor olabilir.
Cehalet yüceltilebilir.
Bilim küçümsenebilir.
Sanat susturulabilir.
Gençlik umutsuz bırakılabilir.
Ama bu ülkenin mayasında başka bir şey vardır.
Bu topraklar, işgal altındayken bile Samsun’a çıkıp teslim olmayı reddeden iradenin toprağıdır.
Yoksulluk içinde fabrikalar kuranların, sırtında mermi taşıyan kadınların, yokluktan bir Cumhuriyet çıkaranların toprağıdır.
O yüzden Türkiye Cumhuriyeti asla karanlığa teslim olmayacaktır.
Çünkü çağdaşlık bu millet için bir süs değil, bir varoluş meselesidir.
Laiklik bir tercih değil, birlikte yaşayabilmenin teminatıdır.
Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değil, kul olmaktan vatandaş olmaya geçişin adıdır.
Ve gençlik…
Bugünün gerçek sahibi gençliktir.
Belki bugünün gençleri eskisi gibi stadyumlarda saatlerce prova yapmıyor. Belki ellerinden birçok şey alındı. Ama onların içinde hâlâ bastırılamayan bir özgürlük arzusu var. Hâlâ sorgulayan zihinler var. Hâlâ bu ülkenin yeniden nefes almasını isteyen milyonlar var.
19 Mayıs işte tam da budur:
Bir milletin yeniden ayağa kalkabileceğini hatırladığı gündür.
Bugün bayramı buruk kutluyor olabiliriz.
Ama asla boynu eğik kutlamıyoruz.
Çünkü biz biliyoruz:
Cumhuriyet yalnızca geçmiş değildir.
Cumhuriyet, hâlâ verilmekte olan bir geleceğin mücadelesidir.
Ve o mücadele bitmedi.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık uğruna mücadele eden bütün kahramanları saygı, minnet ve sonsuz bir bağlılıkla anıyoruz.



