Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

EMEĞİN SÖMÜRÜSÜ BİTMEDEN BAYRAMI KUTLANMAZ

Bir bayram düşünün… Adı var, takvimi var, sloganları var; ama ruhu eksik. Neden mi, çünkü o bayramın öznesi olan insan, hâlâ hak ettiği değeri görmüyor. İşte bu yüzden 1 Mayıs, yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda bir yüzleşme günüdür. Emeğin ne olduğu, neye dönüştürüldüğü ve kimler tarafından nasıl tüketildiği sorusuyla yüzleşme günü. Emeği yalnızca “çalışmak” olarak tanımlamak, insanı yalnızca bir araç olarak görmekle eşdeğerdir. Oysa emek, insanın varoluşunun dışa . Bir öğretmenin tahtaya yazdığı harf, bir işçinin toprağın altından çıkardığı kömür, bir annenin çocuğuna sabırla öğrettiği ilk kelime… Bunların her biri, yalnızca bir faaliyet değil; insanın kendisini dünyaya katma biçimidir. Aslında emek, insanın dünyaya bıraktığı bir izdir. Ama modern düzen, emeği çoğu zaman bir “değer üretim aracı”na indirger. Hukukta karşımıza çıkan “soyut sermaye” kavramı da tam burada devreye girer. Artık sermaye yalnızca fabrika, makine ya da toprak değildir; marka değeri, algoritmalar, finansal araçlar, hatta beklentiler bile sermayenin parçasıdır. Soyutlaşan sermaye büyürken, somut insan emeği görünmezleşir. Gerçekte ise soyutlaşan, emeğin kendisidir. Emeğin bedeni vardır, teri vardır, yorgunluğu vardır; ama karşısındaki sermaye giderek cisimsizleşir. Bu dengesizlik, sömürünün en rafine hâlidir. Ve bu sömürü en sert yüzünü, yerin metrelerce altında çalışanlarda gösterir. Maden işçileri… Onlar yalnızca yeraltında değil, çoğu zaman hayatın da dışında yaşarlar. Güneşi takvimden bilirler, çocuklarının yüzünü yorgunluk arasına sıkıştırılmış birkaç saatten tanırlar. Yeraltında geçen her dakika, aslında bir ömürden eksilen zamandır. Orada zaman farklı akar; saatler değil, riskler ölçer hayatı. Bir göçük ihtimali, bir gaz sızıntısı, bir anlık ihmal… Ve sonra o cümle kurulur: Kader. … Hayır. Bunu bu kadar kolay söyleyemeyiz. Çünkü bu, kaderle açıklanamayacak kadar tekrar eden bir düzendir. Ama emeğin görünmezleştiği yer yalnızca yeraltı değildir. Bir de başka bir uç var: Görünür ama anlaşılmayan emek. Bir cerrahın hastaya dokunuşu… O an, dışarıdan bakıldığında birkaç saatlik bir müdahale gibi görünür. Oysa o dokunuşun arkasında yıllar vardır. Uykusuzluk vardır. Vazgeçilmiş hayatlar, ertelenmiş gençlikler vardır. Ve en önemlisi, bir insanın hayatını elinde tutmanın sessiz ağırlığı vardır. Buna rağmen, en hızlı yargılanan, en kolay değersizleştirilen alanlardan biridir. Çünkü emek görünse bile, derinliği çoğu zaman görülmez. Bu noktada mesele yalnızca işçi değildir; mesele insandır. Çünkü bir toplumun gerçek seviyesi, en zayıf halkasına nasıl davrandığıyla ölçülür. Eğer bir toplumda emek hâlâ korunmaya muhtaçsa, o toplum henüz olgunlaşmamıştır. Şimdi burada gözlerimizi başka bir emeğe çevirmeliyiz: Eğitimin emeğine. Öğretmenler… Onlar yalnızca bilgi aktaran kişiler değildir; bir toplumun zihinsel ve ahlaki mimarlarıdır. Geleceğin anne babalarını, bireylerini, yöneticilerini yetiştirirler. Bu yüzden öğretmenlik sıradan bir meslek değil, seçilmiş bir sorumluluk olmalıdır.  Nitelikli toplumlar, tesadüfen ortaya çıkmaz; nitelikli eğitmenlerin elinde şekillenir. Bunu açıkça söylemek gerekir: Bir toplum, öğretmenine verdiği değer kadar yükselir. Eğer bir toplum öğretmenini yüceltmezse, emeğin değerini de kavrayamaz. Çünkü emeğin en saf hâli, bir insanın başka bir insanı inşa etmesidir. Ve bu inşa süreci, yalnızca bilgiyle değil; vicdanla, adalet duygusuyla ve insan sevgisiyle mümkündür. Bugün geldiğimiz noktada, emeğin anlamı yeniden düşünülmelidir. Emek, sadece ekonomik bir kategori değildir; etik bir meseledir. İnsan onuruyla doğrudan ilişkilidir. Emeğin sömürülmediği bir düzen, yalnızca işçinin değil; toplumun tamamının özgürleştiği bir düzendir. … Bu yüzden 1 Mayıs’ı kutlamak için önce şu soruya dürüstçe cevap vermeliyiz: Emek gerçekten değer görüyor mu? Eğer cevap hayırsa, ortada kutlanacak bir bayram değil, tamamlanmamış bir mücadele vardır.
Ekleme Tarihi: 01 Mayıs 2026 -Cuma

EMEĞİN SÖMÜRÜSÜ BİTMEDEN BAYRAMI KUTLANMAZ

Bir bayram düşünün…

Adı var, takvimi var, sloganları var; ama ruhu eksik. Neden mi, çünkü o bayramın öznesi olan insan, hâlâ hak ettiği değeri görmüyor.

İşte bu yüzden 1 Mayıs, yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda bir yüzleşme günüdür. Emeğin ne olduğu, neye dönüştürüldüğü ve kimler tarafından nasıl tüketildiği sorusuyla yüzleşme günü.

Emeği yalnızca “çalışmak” olarak tanımlamak, insanı yalnızca bir araç olarak görmekle eşdeğerdir. Oysa emek, insanın varoluşunun dışa .

Bir öğretmenin tahtaya yazdığı harf, bir işçinin toprağın altından çıkardığı kömür, bir annenin çocuğuna sabırla öğrettiği ilk kelime… Bunların her biri, yalnızca bir faaliyet değil; insanın kendisini dünyaya katma biçimidir. Aslında emek, insanın dünyaya bıraktığı bir izdir.

Ama modern düzen, emeği çoğu zaman bir “değer üretim aracı”na indirger. Hukukta karşımıza çıkan “soyut sermaye” kavramı da tam burada devreye girer. Artık sermaye yalnızca fabrika, makine ya da toprak değildir; marka değeri, algoritmalar, finansal araçlar, hatta beklentiler bile sermayenin parçasıdır. Soyutlaşan sermaye büyürken, somut insan emeği görünmezleşir.

Gerçekte ise soyutlaşan, emeğin kendisidir.

Emeğin bedeni vardır, teri vardır, yorgunluğu vardır; ama karşısındaki sermaye giderek cisimsizleşir. Bu dengesizlik, sömürünün en rafine hâlidir.

Ve bu sömürü en sert yüzünü, yerin metrelerce altında çalışanlarda gösterir. Maden işçileri… Onlar yalnızca yeraltında değil, çoğu zaman hayatın da dışında yaşarlar. Güneşi takvimden bilirler, çocuklarının yüzünü yorgunluk arasına sıkıştırılmış birkaç saatten tanırlar. Yeraltında geçen her dakika, aslında bir ömürden eksilen zamandır. Orada zaman farklı akar; saatler değil, riskler ölçer hayatı. Bir göçük ihtimali, bir gaz sızıntısı, bir anlık ihmal…

Ve sonra o cümle kurulur: Kader.

Hayır.

Bunu bu kadar kolay söyleyemeyiz.

Çünkü bu, kaderle açıklanamayacak kadar tekrar eden bir düzendir.

Ama emeğin görünmezleştiği yer yalnızca yeraltı değildir. Bir de başka bir uç var: Görünür ama anlaşılmayan emek. Bir cerrahın hastaya dokunuşu… O an, dışarıdan bakıldığında birkaç saatlik bir müdahale gibi görünür. Oysa o dokunuşun arkasında yıllar vardır. Uykusuzluk vardır. Vazgeçilmiş hayatlar, ertelenmiş gençlikler vardır. Ve en önemlisi, bir insanın hayatını elinde tutmanın sessiz ağırlığı vardır.

Buna rağmen, en hızlı yargılanan, en kolay değersizleştirilen alanlardan biridir. Çünkü emek görünse bile, derinliği çoğu zaman görülmez.

Bu noktada mesele yalnızca işçi değildir; mesele insandır. Çünkü bir toplumun gerçek seviyesi, en zayıf halkasına nasıl davrandığıyla ölçülür. Eğer bir toplumda emek hâlâ korunmaya muhtaçsa, o toplum henüz olgunlaşmamıştır.

Şimdi burada gözlerimizi başka bir emeğe çevirmeliyiz: Eğitimin emeğine.

Öğretmenler… Onlar yalnızca bilgi aktaran kişiler değildir; bir toplumun zihinsel ve ahlaki mimarlarıdır.

Geleceğin anne babalarını, bireylerini, yöneticilerini yetiştirirler. Bu yüzden öğretmenlik sıradan bir meslek değil, seçilmiş bir sorumluluk olmalıdır. 

Nitelikli toplumlar, tesadüfen ortaya çıkmaz; nitelikli eğitmenlerin elinde şekillenir.

Bunu açıkça söylemek gerekir:

Bir toplum, öğretmenine verdiği değer kadar yükselir.

Eğer bir toplum öğretmenini yüceltmezse, emeğin değerini de kavrayamaz. Çünkü emeğin en saf hâli, bir insanın başka bir insanı inşa etmesidir. Ve bu inşa süreci, yalnızca bilgiyle değil; vicdanla, adalet duygusuyla ve insan sevgisiyle mümkündür.

Bugün geldiğimiz noktada, emeğin anlamı yeniden düşünülmelidir. Emek, sadece ekonomik bir kategori değildir; etik bir meseledir. İnsan onuruyla doğrudan ilişkilidir.

Emeğin sömürülmediği bir düzen, yalnızca işçinin değil; toplumun tamamının özgürleştiği bir düzendir.

Bu yüzden 1 Mayıs’ı kutlamak için önce şu soruya dürüstçe cevap vermeliyiz:

Emek gerçekten değer görüyor mu?

Eğer cevap hayırsa, ortada kutlanacak bir bayram değil, tamamlanmamış bir mücadele vardır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.