Hukuk bazen öyle kavramlar üretir ki, halkın kulağına yabancı gelir. “Mutlak butlan” da bunlardan biri. İlk duyduğunuzda kulağa karmaşık bir hukuk terimi gibi geliyor. Oysa aslında gündelik hayatta hepimizin bildiği bir durumu anlatıyor.
Şöyle düşünün…
Bir apartmanda yönetici seçimi yapılıyor. Fakat sonradan ortaya çıkıyor ki oy kullananların bir kısmı apartman sakini değil. Bazılarının yerine başkaları oy vermiş. Bazı oylar açık şekilde takip edilmiş. Yani seçim, daha en baştan sakatlanmış. Böyle bir durumda sadece “yanlışlık olmuş” denmez. Hukuk der ki: “Bu işlem hiç doğmamış sayılır.” İşte buna mutlak butlan deniyor.
Yani basitçe: Bir işlem o kadar ağır sakatlık taşıyorsa, hukuk onu düzeltmeye çalışmaz; yok hükmünde kabul eder.
Şimdi gelelim CHP kurultayı hakkında verilen karara…
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın “mutlak butlan” ile malul olduğuna hükmetti. Gerekçe olarak da delege iradesinin fesada uğratıldığı, gizli oyun zedelendiği ve sürecin hukuken sakatlandığı yönündeki iddialar gösterildi.
Fakat burada mesele artık yalnızca bir hukuk tartışması değildir.
Çünkü siyaset, sadece mahkeme salonlarında yaşayan bir mekanizma değildir. Siyasetin bir de toplumsal meşruiyet tarafı vardır. İnsanların iradesi vardır. Sokaktaki seçmenin algısı vardır.
Türkiye’de insanlar artık hukuk kararlarının yalnızca hukuki zeminde tartışıldığına kolay kolay inanmıyor. Bu, iktidar yanlısı seçmen için de muhalif seçmen için de böyle. Herkes, verilen kararın arkasında siyasi sonuçları okumaya çalışıyor. Asıl tehlike de burada başlıyor.
Çünkü bir ülkede mahkeme kararı açıklanır açıklanmaz insanlar önce hukuku değil siyaseti düşünüyorsa, orada güven aşınmış demektir.
CHP açısından mesele daha da kritik.
Parti zaten uzun süredir kendi içinde bir yön arayışı yaşıyor. Bir tarafta değişim diyenler, diğer tarafta “partinin hafızası” vurgusu yapanlar var. Şimdi mahkemenin verdiği bu karar, yalnızca bir kurultayı değil, CHP içindeki güç dengelerini de yeniden tartışmanın merkezine taşıdı.
Ancak burada şu soruyu sormak gerekiyor:
Bir siyasi partinin liderliği sandıkta mı belirlenmeli, mahkeme kararlarıyla mı?
Eğer ortada gerçekten ağır usulsüzlükler varsa elbette hukuk devreye girer. Demokratik sistem bunu gerektirir. Ama hukuk ile siyasetin sınırı bulanıklaşmaya başladığında, karar ne kadar hukuki görünürse görünsün toplumda “müdahale” hissi oluşur.
Bugün yaşanan tam da budur.
Türkiye artık yalnızca seçimlerin değil, seçimlerin meşruiyetinin de tartışıldığı bir ülkeye dönüşüyor.
Bu ise yalnızca partilerin meselesi değildir. Her sabah bu ülkeye uyanan, verdiği oyun gerçekten bir anlam taşıdığına inanmak isteyen milyonlarca yurttaşın meselesidir.
Çünkü bir ülkede insanlar artık yalnızca seçim sonuçlarını değil, o sonuçların meşruiyetini tartışmaya başlıyorsa; mesele siyaset olmaktan çıkar, doğrudan memleket meselesine dönüşür.




