Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

AYNI SOFRANIN BEDELİ

Bazı metinler vardır, okunur geçilir. Bazıları ise insanın zihninde kalır. … Stephen King’in The Shining romanında geçen bir konuşma, uzun zamandır aklımda. … Bir ses konuşur. Sakin. Ölçülü. Neredeyse dostça. Bir sanatçıya neyi nasıl çizeceğini anlatır: “Güzel olanı yap… iyi olanı değil.” Sonra sınırı daraltır: “Kusurları gösterme.” Ve ardından yakınlaşır: “Aynı sofrayı paylaştık.” İşte tam orada, cümlelerin anlamı değişir. Çünkü mesele artık resim değildir. Mesele, kimin için çizildiğidir. Ve sonra, neredeyse sıradan bir cümle gibi söylenir: “Senden çok bir şey istemiyorum… sadece ruhun.” … Bu bir roman sahnesi değildir. Bu, bir düzenin tarifidir. … Rönesans İtalya’sında, özellikle Medici Ailesi çevresinde sanatçı ile güç sahibi arasındaki ilişki tam olarak böyle kuruluyordu. Kimse zorlanmazdı. Ama herkes şunu bilirdi: Neyi yaparsa içeride kalacağını. Neyi yaparsa dışarıda kalacağını. Ve bu yüzden o cümle söylenirdi: “Roma’nın sokaklarında sürüyle Michelangelo dilencilik yapıyor.” Michelangelo bir isim değil, bir sınırdı. … Bugün sahne değişmiş gibi görünür. Ama mesele değişmez. İlişkilerde, dostluklarda, ortaklıklarda… Bazen hiçbir şey açıkça istenmez. Ama bazı şeyler yavaş yavaş alınır. Küçük kabullerle. Küçük sessizliklerle. Küçük “tamam”larla. … Ve insan çoğu zaman bunu geç fark eder. Çünkü ortada bir zorbalık yoktur. Bir yakınlık vardır. Bir güven hissi vardır. Hatta çoğu zaman bir “iyilik” hali vardır. … Ama bazı anlar vardır… Mesele artık fikir değildir. Mesele, insanın elinde kalan şeydir. … Çünkü bazı şeyler paylaşılmaz. Bir emek… Bir hatıra… Bir miras… Ve bazen bir insanın geriye kalan tek dayanağıdır. … İşte o noktada mesele değişir. Bu artık bir ilişki meselesi değildir. Bir sınır meselesidir. Bir ölçü meselesidir. Ve en çok da… insanın kendisine neyi yakıştırdığı meselesidir. … Ve o sahne yeniden hatırlanır. Aynı sofra. Aynı yakınlık. Aynı yumuşak ses. Ve en sonda söylenen o cümle: “Sadece ruhun.” … Belki de asıl soru hiç değişmedi: İnsan… kendisinden ne zaman vazgeçtiğini ne zaman fark eder?
Ekleme Tarihi: 12 Mayıs 2026 -Salı

AYNI SOFRANIN BEDELİ

Bazı metinler vardır, okunur geçilir.

Bazıları ise insanın zihninde kalır.

Stephen King’in The Shining romanında geçen bir konuşma, uzun zamandır aklımda.

Bir ses konuşur.

Sakin. Ölçülü. Neredeyse dostça.

Bir sanatçıya neyi nasıl çizeceğini anlatır:

“Güzel olanı yap… iyi olanı değil.”

Sonra sınırı daraltır:

“Kusurları gösterme.”

Ve ardından yakınlaşır:

“Aynı sofrayı paylaştık.”

İşte tam orada, cümlelerin anlamı değişir.

Çünkü mesele artık resim değildir.

Mesele, kimin için çizildiğidir.

Ve sonra, neredeyse sıradan bir cümle gibi söylenir:

“Senden çok bir şey istemiyorum… sadece ruhun.”

Bu bir roman sahnesi değildir.

Bu, bir düzenin tarifidir.

Rönesans İtalya’sında, özellikle Medici Ailesi çevresinde sanatçı ile güç sahibi arasındaki ilişki tam olarak böyle kuruluyordu.

Kimse zorlanmazdı.

Ama herkes şunu bilirdi:

Neyi yaparsa içeride kalacağını.

Neyi yaparsa dışarıda kalacağını.

Ve bu yüzden o cümle söylenirdi:

“Roma’nın sokaklarında sürüyle Michelangelo dilencilik yapıyor.”

Michelangelo bir isim değil, bir sınırdı.

Bugün sahne değişmiş gibi görünür.

Ama mesele değişmez.

İlişkilerde, dostluklarda, ortaklıklarda…

Bazen hiçbir şey açıkça istenmez.

Ama bazı şeyler yavaş yavaş alınır.

Küçük kabullerle.

Küçük sessizliklerle.

Küçük “tamam”larla.

Ve insan çoğu zaman bunu geç fark eder.

Çünkü ortada bir zorbalık yoktur.

Bir yakınlık vardır.

Bir güven hissi vardır.

Hatta çoğu zaman bir “iyilik” hali vardır.

Ama bazı anlar vardır…

Mesele artık fikir değildir.

Mesele, insanın elinde kalan şeydir.

Çünkü bazı şeyler paylaşılmaz.

Bir emek…

Bir hatıra…

Bir miras…

Ve bazen bir insanın geriye kalan tek dayanağıdır.

İşte o noktada mesele değişir.

Bu artık bir ilişki meselesi değildir.

Bir sınır meselesidir.

Bir ölçü meselesidir.

Ve en çok da…

insanın kendisine neyi yakıştırdığı meselesidir.

Ve o sahne yeniden hatırlanır.

Aynı sofra.

Aynı yakınlık.

Aynı yumuşak ses.

Ve en sonda söylenen o cümle:

Sadece ruhun.”

Belki de asıl soru hiç değişmedi:

İnsan…

kendisinden ne zaman vazgeçtiğini

ne zaman fark eder?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.