Son yıllarda sokakta yürürken bile havada bir gerginlik hissediliyor.
Kimsenin kimseye bağırmadığı, itmediği, saldırmadığı anlarda bile…
Bir tür görünmez şiddet dolaşıyor ortalıkta.
Sözsüz, dokunmasız, ama ağır ve yorucu bir şiddet.
Adına kabalaşma diyoruz.
Çünkü insanlar fiziksel şiddet uygulamadan önce birbirlerini incitmenin daha kolay yollarını keşfetti.
Artık bir bakışla kırıyoruz birbirimizi.
Bir susuşla yok sayıyoruz.
Bir küçümsemeyle değer eksiltiyoruz.
Bir tahammülsüzlükle hayatı dar ediyoruz.
Kimse bunu “şiddet” olarak adlandırmıyor ama etkisi çoğu zaman yumruktan daha derin.
Çünkü görünmez şiddet, yarayı derine açar; dışarıdan görülmez, ama içten içe çürütür.
Kabalaşma modern çağın yeni salgını gibi; yavaş, sessiz, ama her yere sızmış durumda.
İnsanlar öfkeli.
Nedenini bilmeyen bir öfke, üstelik.
Sürekli geç kalan sabırlar, sürekli dolan bardaklar, sürekli kırılan ince çizgiler...
Herkes bir diğerinin “son damlası” olacak kadar gerilmiş...
Belki de asıl tehlike şu:
Kabalaşma artık anormallik değil, norm haline geldi.
Toplu taşımada yüzünüze bakan yok.
Trafikte kimse yol vermiyor.
Markette çalışan, müşteriden korkuyor; müşteri, çalışanı hor görüyor.
Sosyal medyada küçük bir hatanın bedeli linç.
İnsanlar birbirinin hikâyesini bilmeden hüküm veriyor.
Ve bütün bunlar olurken, herkes kendini haklı sanıyor.
Oysa kabalık bir refleksten ibaret değil; insanın içindeki birikmiş duyguların dışarı taşma biçimi.
Kırgınlıklar, değersizlikler, bastırılmış öfkeler…
Hepsi bir noktada başkalarına yöneliyor.
Çünkü insan, taşıyamadığı ağırlığı bir yere bırakmak ister.
Ve ne yazık ki çoğu zaman o ağırlık en yakınındakilere düşer.
Bir de düşünelim:
Kabalaşma gerçekten başkalarına mı yöneliyor, yoksa kendimize mi?
Bir insan başkasına nezaket gösterdiğinde aslında kendi ruhunu hafifletir.
Bir insan başkasını incittiğinde ise o yara dönüp dolaşıp kendine dokunur.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, büyük bir değişim ya da büyük bir devrim değil; küçük bir nezaket devrimi.
Bir selam, bir teşekkür, bir “önce buyurun”, bir gülümseme…
Kim bilir kaç kişinin gününü, hatta hayatını değiştirir?
Görünmez şiddetin panzehiri çok basit ama çok unutulmuş bir şey:
İnsan olmak...
Unutulduğu için bu kadar ağır hissediyor olabiliriz.
Ve belki de şunu hatırlamak, hepimize iyi gelir:
Kabalığın bulaşıcı olduğu gibi, incelik de bulaşıcıdır.
Yeter ki bir kişi başlatmaya cesaret etsin.




