Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hasan Öğdüm
Köşe Yazarı
Hasan Öğdüm
 

ABD KENDİ ÇATLAKLARINI ONARABİLECEK Mİ?

Thomas Cole, The Course of Empire: Destruction, 1836   Yeni Dünya Düzeninin Eşiğinde, Küresel Gücün Kendi İçindeki Sınavı Dünya yeni bir güç dengesi ararken, ABD kendi içinde giderek derinleşen bir ayrışmayla karşı karşıya. 3 Kasım 2026 ara seçimlerinde Demokratların hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kazanması, Başkan Donald Trump açısından ağır bir siyasi yenilgi oldu. Seçmen, yönetimin politikalarına ve ülkenin gidişatına ilişkin memnuniyetsizliğini sandığa yansıttı. Ancak seçim sonuçlarını yalnızca iktidar partisinin kaybı olarak okumak, ABD’nin yaşadığı daha derin sorunu gözden kaçırmamıza neden olabilir. Çünkü mesele, Demokratlarla Cumhuriyetçilerin anlaşamamasından ibaret değil. Aynı ülkenin geleceği hakkında giderek birbirinden uzaklaşan iki farklı tasavvurun ortaya çıkmasıdır. Ekonomiden göçe, kültürel kimlikten devletin rolüne, özgürlük anlayışından ülkenin dünyadaki yerine kadar pek çok konuda ortak bir zeminin daralmasıdır. Bir ülkenin gücü, farklılıklarını ortadan kaldırabilmesinde değil, o farklılıklarla birlikte yaşayabilme ve ortak bir gelecek kurabilme yeteneğinde saklıdır. ABD’nin bugün yaşadığı sınav da tam olarak budur.   Özgürlük Fikrinin İçindeki Çelişki ABD’nin kuruluş hikâyesi, daha ilk günlerinden itibaren büyük bir çelişkiyi içinde taşıyordu. 1776 Bağımsızlık Bildirgesi, bütün insanların eşit yaratıldığı ve özgürlük hakkına sahip olduğu iddiasıyla yeni bir siyasal düzenin temelini attı. Ne var ki bu evrensel iddianın yükseldiği ülkede kölelik varlığını sürdürüyordu. Özgürlük düşüncesi, toplumun bütün kesimleri için aynı anlamı taşımıyordu. Bu çelişki zamanla ortadan kalkmadı; ülkenin en büyük tarihsel çatışmalarından birine dönüştü. Kuzey ile Güney arasındaki kölelik ve federal yetkiler eksenli anlaşmazlık, 1860 seçimlerinin ardından kopuşa ve 1861-1865 İç Savaşı’na uzandı. Köleliğin kaldırılması önemli bir tarihsel dönüm noktasıydı; ancak eşit yurttaşlık mücadelesi bununla sona ermedi. Yüzyıl sonra, 1960’larda yükselen Sivil Haklar Hareketi, ABD’yi kuruluşunda ilan ettiği değerlere yeniden bakmaya zorladı. 1964 tarihli Sivil Haklar Yasası ve 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası, bu mücadelenin önemli kazanımları oldu. Bir ülkenin tarihindeki bazı meseleler, çözüldükleri gün sona ermez. Toplumun hafızasında, siyasetinde ve kurumlarında yaşamaya devam eder. ABD’nin bugün yaşadığı kimlik ve aidiyet tartışmalarını anlamak için bu tarihsel arka planı göz ardı edemeyiz. Çünkü Amerikan toplumundaki ayrışma, yalnızca günümüz siyasetinin ürettiği bir gerilim değil; kuruluşundan bu yana farklı biçimlerde kendini gösteren bir hesaplaşmanın da devamıdır.   Devlete Duyulan Güvenin Aşınması ABD’nin iç bütünlüğünü zorlayan bir başka önemli mesele, devlet kurumlarına duyulan güvenin yıllar içinde aşınmasıdır. Vietnam Savaşı, Amerikan toplumunun kendi yönetimiyle arasındaki güven ilişkisini derinden sarstı. Savaşın gidişatı konusunda kamuoyuna verilen bilgilerle sahadaki gerçekler arasındaki fark ortaya çıktıkça, yönetimin açıklamalarına duyulan inanç zayıfladı. Ardından Watergate skandalı geldi. 1972’de Demokrat Parti merkezine yapılan baskınla başlayan süreç, Başkan Richard Nixon yönetiminin olayın üzerini örtmeye çalıştığının ortaya çıkmasıyla anayasal bir krize dönüştü. Senato soruşturması, yargı süreci ve kamuoyu baskısı sonucunda Nixon, 9 Ağustos 1974’te görevinden istifa etti. Bu süreçte Amerikan kurumlarının önemli bir sınav verdiğini de teslim etmek gerekir. Kongre soruşturma yürüttü, yargı bağımsız biçimde karar verdi ve başkanın yetkileri sınırsız olmadığını gösteren bir sonuç ortaya çıktı. Ancak kurumların işlemesi başka, toplumun o kurumlara güvenmesi başka şeydir. Pew Research Center’ın uzun dönemli araştırması, 1958’de federal hükümete çoğu zaman ya da hemen her zaman güven duyduğunu söyleyen Amerikalıların oranının yüzde 73 olduğunu, 1980’e gelindiğinde ise bu oranın yaklaşık dörtte bire gerilediğini gösteriyor. Eylül 2025 ölçümünde oran yüzde 17’ye kadar düşmüş durumda. Bu rakamlar tek başına bütün bir toplumsal ruh hâlini açıklamaz. Fakat devlet ile yurttaş arasındaki güven bağının ne ölçüde zayıfladığını anlamak için önemli bir gösterge sunar.   Aynı Ülke, İki Ayrı Gelecek Tasavvuru ABD’de siyasi ayrışmanın bugünkü boyutlarına ulaşması bir gecede gerçekleşmedi. Özellikle 1980’lerden itibaren iki büyük partinin ideolojik çizgileri birbirinden uzaklaşırken, Kongre’de uzlaşma sağlayabilecek ılımlı siyasetçilerin sayısı da azaldı. Pew Research Center’ın Kongre üyelerinin oy davranışları üzerinden yaptığı inceleme bu değişimi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 1971-1972 döneminde Kongre’de 160’tan fazla ılımlı Demokrat ve Cumhuriyetçi bulunurken, 2022 itibarıyla bu sayı yaklaşık iki düzineye düşmüş durumda. İki parti arasındaki ideolojik mesafe de son elli yılın en yüksek düzeylerinden birine ulaşmış bulunuyor. Bu tablo, siyasal rekabetin niteliğinin değiştiğini gösteriyor. Rakip parti artık yalnızca farklı bir politika öneren siyasi bir seçenek olarak görülmüyor; kimi zaman ülkenin geleceği açısından bir tehdit gibi algılanıyor. Elbette Amerikan toplumunun tamamını iki ayrı ve birbirine kapalı blok olarak değerlendirmek doğru olmaz. Seçmenlerin gündelik hayat, ekonomi ve toplumsal meseleler konusunda farklı noktalarda buluşabildiği alanlar hâlâ var. Ancak siyasi dilin sertleşmesi, uzlaşmanın zayıflaması ve karşı tarafın meşruiyetini sorgulayan söylemlerin yaygınlaşması, bu ortak alanları daraltıyor. Donald Trump bu ayrışmanın tek nedeni değil. Ondan önce biriken ekonomik hoşnutsuzluklar, küreselleşmenin yarattığı eşitsizlikler, göç tartışmaları, kültürel kaygılar ve kurumlara duyulan güvensizlik, zaten toplumun farklı kesimlerinde karşılık buluyordu. Trump, bu birikmiş gerilimlerin içinden çıkan bir siyasi aktör oldu; aynı zamanda kullandığı dil ve siyaset tarzıyla mevcut fay hatlarını daha görünür ve derin hâle getirdi. Dolayısıyla ABD’deki sorunu yalnızca bir başkanın kişiliğine ya da bir seçim döneminin sonuçlarına indirgemek, asıl meseleyi eksik okumak olur.   Seçim Sonucu, Çözümün Kendisi Değil 3 Kasım ara seçimlerinde Demokratların Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu kazanması, ABD siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak bu sonuç, ülkenin iç sorunlarını kendiliğinden çözecek bir gelişme değil. Yeni Kongre Ocak 2027’de göreve başladığında yönetim üzerindeki denetim ve soruşturma imkânları artacak. Başkanın yasama gündemini yürütmesi zorlaşacak; bütçe, atamalar ve yönetimin politikaları konusunda daha sert bir siyasi mücadele yaşanabilecek. Bununla birlikte ABD başkanlık sistemi, yürütmeye önemli yetkiler tanıyor. Başkanın veto yetkisi bulunuyor; Kongre’nin bu vetoyu aşabilmesi için her iki kanatta da üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekiyor. Dolayısıyla Kongre’deki çoğunluk değişimi, başkanın bütün yetkilerini ortadan kaldırmıyor. Daha çok, yönetimin hareket alanını sınırlayan ve siyasi denetimi güçlendiren yeni bir denge oluşturuyor. Burada asıl mesele, bu yeni dengenin ülkeyi uzlaşmaya mı taşıyacağı, yoksa siyasi kilitlenmeyi mi derinleştireceği. Çünkü seçimler iktidarı değiştirebilir, Kongre’nin bileşimini yenileyebilir, siyasi dengeleri yeniden kurabilir. Fakat toplumun ortak gelecek fikrini tek başına geri getiremez. Bunun için siyasi kurumların yanı sıra toplumsal güvenin de yeniden inşa edilmesi gerekir.   Küresel Liderlik, İçerideki Bütünlükle Başlar ABD’nin iç siyasetinde yaşananların etkisi, ülkenin sınırları içinde kalmıyor. Çünkü ABD yalnızca kendi vatandaşlarının geleceğini belirleyen bir devlet değil; dünya siyasetinin, ekonomisinin ve güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan küresel bir güç. Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın güvenlik politikaları, Ortadoğu’daki gelişmeler ve Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirme arayışı, yeni dünya düzeninin temel başlıkları arasında. Özellikle Avrupa’nın ABD ile ilişkilerinde yaşanan güven tartışması dikkat çekici. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi’nin Şubat 2026 tarihli çalışması, transatlantik ilişkilerde güvenilirlik ve ortak hedefler konusunda ciddi belirsizliklerin ortaya çıktığını; Avrupa’nın kendi savunma sorumluluğunu daha fazla üstlenme arayışının hızlandığını ortaya koyuyor. Bu gelişme, ABD’nin askerî ve ekonomik gücünü kaybettiği anlamına gelmiyor. Ancak küresel liderliğin yalnızca sahip olunan güçle sürdürülemeyeceğini hatırlatıyor. Müttefikler, bir ülkenin ne kadar güçlü olduğuna baktıkları kadar, verdiği sözlerin ne ölçüde devamlılık taşıdığına da bakarlar. Güç ile liderlik aynı şey değildir. Güç, bir ülkenin sahip olduğu imkânlarla ilgilidir; liderlik ise bu imkânları başkalarında güven oluşturacak biçimde kullanabilme yeteneğidir. ABD’nin önündeki sınav, işte bu iki kavram arasındaki mesafeyi yeniden kapatabilmektir. İçeride sürekli değişen siyasi öncelikler, dış politikada da öngörülebilirliği zayıflatıyor. Bugün verilen bir güvence, yarın başka bir yönetim tarafından sorgulanabiliyorsa müttefikler kendi seçeneklerini aramaya başlıyor. Dünya siyasetinde yeni arayışların güç kazanması da biraz bununla ilgili. ABD hâlâ dünyanın en etkili güçlerinden biri. Fakat bundan sonraki dönemde belirleyici olacak olan, yalnızca ekonomik büyüklüğü, askerî kapasitesi ya da teknolojik üstünlüğü olmayacak. Kendi içindeki farklılıkları yönetebilme, kurumlarına duyulan güveni onarabilme ve ortak bir gelecek fikrini yeniden kurabilme becerisi de en az bunlar kadar önemli olacak. Çünkü dünya değişirken, büyük güçlerin sınavı yalnızca rakipleriyle değil, kendi içlerinde de veriliyor. Dünya yeni bir yapı kurarken, ABD'nin kendi taşlarını yeniden yerine koyup koyamayacağını da göreceğiz.   --- Kaynakça 1. U.S. National Archives – The Declaration of Independence: What Does it Say?    (ABD Bağımsızlık Bildirgesi: Ne Söylüyor?)    https://www.archives.gov/founding-docs/declaration/what-does-it-say 2. U.S. National Archives – Civil Rights Act (1964)    (1964 Sivil Haklar Yasası)    https://www.archives.gov/milestone-documents/civil-rights-act 3. U.S. National Archives – Voting Rights Act (1965)    (1965 Oy Hakkı Yasası)    https://www.archives.gov/milestone-documents/voting-rights-act 4. U.S. Senate – Select Committee on Presidential Campaign Activities (The Watergate Committee)    (Başkanlık Seçim Faaliyetleri Özel Komitesi – Watergate Komitesi)    https://www.senate.gov/about/powers-procedures/investigations/watergate.htm 5. Pew Research Center – Public Trust in Government: 1958–2025    (Kamuoyunun Hükümete Güveni: 1958–2025)    https://www.pewresearch.org/politics/2025/12/04/public-trust-in-government-1958-2025/ 6. Drew DeSilver, Pew Research Center – The Polarization in Today’s Congress Has Roots That Go Back Decades (2022)    (Günümüz Kongresi’ndeki Kutuplaşmanın Kökleri Onlarca Yıl Öncesine Uz anıyor)    https://www.pewresearch.org/short-reads/2022/03/10/the-polarization-in-todays-congress-has-roots-that-go-back-decades/ 7. The Associated Press – Democrats Win the US House and Senate as Voters Deliver a Strong Rebuke to Trump and Republicans (4 November 2026)    (Seçmenlerin Trump ve Cumhuriyetçilere Güçlü Tepkisi: Demokratlar Temsilciler Meclisi ve Senato’yu Kazandı)    https://apnews.com/article/midterm-election-house-senate-democrats-republicans-trump-f126e12e05b579a327b98481c0ae2226 8. Reuters – Democrats Capture Congress in Sweeping Setback for Trump (4 November 2026)    (Demokratlar Kongre’nin Kontrolünü Ele Geçirdi: Trump İçin Büyük Siyasi Yenilgi)    https://www.reuters.com/world/us/trump-faces-midterm-verdict-with-control-congress-stake-2026-11-03/ 9. European Parliament Research Service – The Near-term Future of the Transatlantic Relationship (13 February 2026)    (Transatlantik İlişkilerin Yakın Geleceği)    https://www.europarl.europa.eu/thinktank/en/document/EPRS_STU%282026%29782657
Ekleme Tarihi: 07 Kasım 2026 -Cumartesi

ABD KENDİ ÇATLAKLARINI ONARABİLECEK Mİ?

Thomas Cole, The Course of Empire: Destruction, 1836

 

Yeni Dünya Düzeninin Eşiğinde, Küresel Gücün Kendi İçindeki Sınavı

Dünya yeni bir güç dengesi ararken, ABD kendi içinde giderek derinleşen bir ayrışmayla karşı karşıya. 3 Kasım 2026 ara seçimlerinde Demokratların hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kazanması, Başkan Donald Trump açısından ağır bir siyasi yenilgi oldu. Seçmen, yönetimin politikalarına ve ülkenin gidişatına ilişkin memnuniyetsizliğini sandığa yansıttı. Ancak seçim sonuçlarını yalnızca iktidar partisinin kaybı olarak okumak, ABD’nin yaşadığı daha derin sorunu gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Çünkü mesele, Demokratlarla Cumhuriyetçilerin anlaşamamasından ibaret değil. Aynı ülkenin geleceği hakkında giderek birbirinden uzaklaşan iki farklı tasavvurun ortaya çıkmasıdır. Ekonomiden göçe, kültürel kimlikten devletin rolüne, özgürlük anlayışından ülkenin dünyadaki yerine kadar pek çok konuda ortak bir zeminin daralmasıdır.

Bir ülkenin gücü, farklılıklarını ortadan kaldırabilmesinde değil, o farklılıklarla birlikte yaşayabilme ve ortak bir gelecek kurabilme yeteneğinde saklıdır. ABD’nin bugün yaşadığı sınav da tam olarak budur.

 

Özgürlük Fikrinin İçindeki Çelişki

ABD’nin kuruluş hikâyesi, daha ilk günlerinden itibaren büyük bir çelişkiyi içinde taşıyordu.

1776 Bağımsızlık Bildirgesi, bütün insanların eşit yaratıldığı ve özgürlük hakkına sahip olduğu iddiasıyla yeni bir siyasal düzenin temelini attı. Ne var ki bu evrensel iddianın yükseldiği ülkede kölelik varlığını sürdürüyordu. Özgürlük düşüncesi, toplumun bütün kesimleri için aynı anlamı taşımıyordu.

Bu çelişki zamanla ortadan kalkmadı; ülkenin en büyük tarihsel çatışmalarından birine dönüştü. Kuzey ile Güney arasındaki kölelik ve federal yetkiler eksenli anlaşmazlık, 1860 seçimlerinin ardından kopuşa ve 1861-1865 İç Savaşı’na uzandı. Köleliğin kaldırılması önemli bir tarihsel dönüm noktasıydı; ancak eşit yurttaşlık mücadelesi bununla sona ermedi.

Yüzyıl sonra, 1960’larda yükselen Sivil Haklar Hareketi, ABD’yi kuruluşunda ilan ettiği değerlere yeniden bakmaya zorladı. 1964 tarihli Sivil Haklar Yasası ve 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası, bu mücadelenin önemli kazanımları oldu.

Bir ülkenin tarihindeki bazı meseleler, çözüldükleri gün sona ermez. Toplumun hafızasında, siyasetinde ve kurumlarında yaşamaya devam eder.

ABD’nin bugün yaşadığı kimlik ve aidiyet tartışmalarını anlamak için bu tarihsel arka planı göz ardı edemeyiz. Çünkü Amerikan toplumundaki ayrışma, yalnızca günümüz siyasetinin ürettiği bir gerilim değil; kuruluşundan bu yana farklı biçimlerde kendini gösteren bir hesaplaşmanın da devamıdır.

 

Devlete Duyulan Güvenin Aşınması

ABD’nin iç bütünlüğünü zorlayan bir başka önemli mesele, devlet kurumlarına duyulan güvenin yıllar içinde aşınmasıdır.

Vietnam Savaşı, Amerikan toplumunun kendi yönetimiyle arasındaki güven ilişkisini derinden sarstı. Savaşın gidişatı konusunda kamuoyuna verilen bilgilerle sahadaki gerçekler arasındaki fark ortaya çıktıkça, yönetimin açıklamalarına duyulan inanç zayıfladı.

Ardından Watergate skandalı geldi. 1972’de Demokrat Parti merkezine yapılan baskınla başlayan süreç, Başkan Richard Nixon yönetiminin olayın üzerini örtmeye çalıştığının ortaya çıkmasıyla anayasal bir krize dönüştü. Senato soruşturması, yargı süreci ve kamuoyu baskısı sonucunda Nixon, 9 Ağustos 1974’te görevinden istifa etti.

Bu süreçte Amerikan kurumlarının önemli bir sınav verdiğini de teslim etmek gerekir. Kongre soruşturma yürüttü, yargı bağımsız biçimde karar verdi ve başkanın yetkileri sınırsız olmadığını gösteren bir sonuç ortaya çıktı. Ancak kurumların işlemesi başka, toplumun o kurumlara güvenmesi başka şeydir.

Pew Research Center’ın uzun dönemli araştırması, 1958’de federal hükümete çoğu zaman ya da hemen her zaman güven duyduğunu söyleyen Amerikalıların oranının yüzde 73 olduğunu, 1980’e gelindiğinde ise bu oranın yaklaşık dörtte bire gerilediğini gösteriyor. Eylül 2025 ölçümünde oran yüzde 17’ye kadar düşmüş durumda.

Bu rakamlar tek başına bütün bir toplumsal ruh hâlini açıklamaz. Fakat devlet ile yurttaş arasındaki güven bağının ne ölçüde zayıfladığını anlamak için önemli bir gösterge sunar.

 

Aynı Ülke, İki Ayrı Gelecek Tasavvuru

ABD’de siyasi ayrışmanın bugünkü boyutlarına ulaşması bir gecede gerçekleşmedi. Özellikle 1980’lerden itibaren iki büyük partinin ideolojik çizgileri birbirinden uzaklaşırken, Kongre’de uzlaşma sağlayabilecek ılımlı siyasetçilerin sayısı da azaldı.

Pew Research Center’ın Kongre üyelerinin oy davranışları üzerinden yaptığı inceleme bu değişimi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 1971-1972 döneminde Kongre’de 160’tan fazla ılımlı Demokrat ve Cumhuriyetçi bulunurken, 2022 itibarıyla bu sayı yaklaşık iki düzineye düşmüş durumda. İki parti arasındaki ideolojik mesafe de son elli yılın en yüksek düzeylerinden birine ulaşmış bulunuyor.

Bu tablo, siyasal rekabetin niteliğinin değiştiğini gösteriyor. Rakip parti artık yalnızca farklı bir politika öneren siyasi bir seçenek olarak görülmüyor; kimi zaman ülkenin geleceği açısından bir tehdit gibi algılanıyor.

Elbette Amerikan toplumunun tamamını iki ayrı ve birbirine kapalı blok olarak değerlendirmek doğru olmaz. Seçmenlerin gündelik hayat, ekonomi ve toplumsal meseleler konusunda farklı noktalarda buluşabildiği alanlar hâlâ var. Ancak siyasi dilin sertleşmesi, uzlaşmanın zayıflaması ve karşı tarafın meşruiyetini sorgulayan söylemlerin yaygınlaşması, bu ortak alanları daraltıyor.

Donald Trump bu ayrışmanın tek nedeni değil. Ondan önce biriken ekonomik hoşnutsuzluklar, küreselleşmenin yarattığı eşitsizlikler, göç tartışmaları, kültürel kaygılar ve kurumlara duyulan güvensizlik, zaten toplumun farklı kesimlerinde karşılık buluyordu. Trump, bu birikmiş gerilimlerin içinden çıkan bir siyasi aktör oldu; aynı zamanda kullandığı dil ve siyaset tarzıyla mevcut fay hatlarını daha görünür ve derin hâle getirdi.

Dolayısıyla ABD’deki sorunu yalnızca bir başkanın kişiliğine ya da bir seçim döneminin sonuçlarına indirgemek, asıl meseleyi eksik okumak olur.

 

Seçim Sonucu, Çözümün Kendisi Değil

3 Kasım ara seçimlerinde Demokratların Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu kazanması, ABD siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak bu sonuç, ülkenin iç sorunlarını kendiliğinden çözecek bir gelişme değil.

Yeni Kongre Ocak 2027’de göreve başladığında yönetim üzerindeki denetim ve soruşturma imkânları artacak. Başkanın yasama gündemini yürütmesi zorlaşacak; bütçe, atamalar ve yönetimin politikaları konusunda daha sert bir siyasi mücadele yaşanabilecek.

Bununla birlikte ABD başkanlık sistemi, yürütmeye önemli yetkiler tanıyor. Başkanın veto yetkisi bulunuyor; Kongre’nin bu vetoyu aşabilmesi için her iki kanatta da üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekiyor. Dolayısıyla Kongre’deki çoğunluk değişimi, başkanın bütün yetkilerini ortadan kaldırmıyor. Daha çok, yönetimin hareket alanını sınırlayan ve siyasi denetimi güçlendiren yeni bir denge oluşturuyor.

Burada asıl mesele, bu yeni dengenin ülkeyi uzlaşmaya mı taşıyacağı, yoksa siyasi kilitlenmeyi mi derinleştireceği.

Çünkü seçimler iktidarı değiştirebilir, Kongre’nin bileşimini yenileyebilir, siyasi dengeleri yeniden kurabilir. Fakat toplumun ortak gelecek fikrini tek başına geri getiremez. Bunun için siyasi kurumların yanı sıra toplumsal güvenin de yeniden inşa edilmesi gerekir.

 

Küresel Liderlik, İçerideki Bütünlükle Başlar

ABD’nin iç siyasetinde yaşananların etkisi, ülkenin sınırları içinde kalmıyor. Çünkü ABD yalnızca kendi vatandaşlarının geleceğini belirleyen bir devlet değil; dünya siyasetinin, ekonomisinin ve güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan küresel bir güç.

Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın güvenlik politikaları, Ortadoğu’daki gelişmeler ve Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirme arayışı, yeni dünya düzeninin temel başlıkları arasında.

Özellikle Avrupa’nın ABD ile ilişkilerinde yaşanan güven tartışması dikkat çekici. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi’nin Şubat 2026 tarihli çalışması, transatlantik ilişkilerde güvenilirlik ve ortak hedefler konusunda ciddi belirsizliklerin ortaya çıktığını; Avrupa’nın kendi savunma sorumluluğunu daha fazla üstlenme arayışının hızlandığını ortaya koyuyor.

Bu gelişme, ABD’nin askerî ve ekonomik gücünü kaybettiği anlamına gelmiyor. Ancak küresel liderliğin yalnızca sahip olunan güçle sürdürülemeyeceğini hatırlatıyor. Müttefikler, bir ülkenin ne kadar güçlü olduğuna baktıkları kadar, verdiği sözlerin ne ölçüde devamlılık taşıdığına da bakarlar.

Güç ile liderlik aynı şey değildir. Güç, bir ülkenin sahip olduğu imkânlarla ilgilidir; liderlik ise bu imkânları başkalarında güven oluşturacak biçimde kullanabilme yeteneğidir.

ABD’nin önündeki sınav, işte bu iki kavram arasındaki mesafeyi yeniden kapatabilmektir. İçeride sürekli değişen siyasi öncelikler, dış politikada da öngörülebilirliği zayıflatıyor. Bugün verilen bir güvence, yarın başka bir yönetim tarafından sorgulanabiliyorsa müttefikler kendi seçeneklerini aramaya başlıyor. Dünya siyasetinde yeni arayışların güç kazanması da biraz bununla ilgili.

ABD hâlâ dünyanın en etkili güçlerinden biri. Fakat bundan sonraki dönemde belirleyici olacak olan, yalnızca ekonomik büyüklüğü, askerî kapasitesi ya da teknolojik üstünlüğü olmayacak. Kendi içindeki farklılıkları yönetebilme, kurumlarına duyulan güveni onarabilme ve ortak bir gelecek fikrini yeniden kurabilme becerisi de en az bunlar kadar önemli olacak.

Çünkü dünya değişirken, büyük güçlerin sınavı yalnızca rakipleriyle değil, kendi içlerinde de veriliyor.

Dünya yeni bir yapı kurarken, ABD'nin kendi taşlarını yeniden yerine koyup koyamayacağını da göreceğiz.

 

---

Kaynakça

1. U.S. National Archives – The Declaration of Independence: What Does it Say?

   (ABD Bağımsızlık Bildirgesi: Ne Söylüyor?)

   https://www.archives.gov/founding-docs/declaration/what-does-it-say

2. U.S. National Archives – Civil Rights Act (1964)

   (1964 Sivil Haklar Yasası)

   https://www.archives.gov/milestone-documents/civil-rights-act

3. U.S. National Archives – Voting Rights Act (1965)

   (1965 Oy Hakkı Yasası)

   https://www.archives.gov/milestone-documents/voting-rights-act

4. U.S. Senate – Select Committee on Presidential Campaign Activities (The Watergate Committee)

   (Başkanlık Seçim Faaliyetleri Özel Komitesi – Watergate Komitesi)

   https://www.senate.gov/about/powers-procedures/investigations/watergate.htm

5. Pew Research Center – Public Trust in Government: 1958–2025

   (Kamuoyunun Hükümete Güveni: 1958–2025)

   https://www.pewresearch.org/politics/2025/12/04/public-trust-in-government-1958-2025/

6. Drew DeSilver, Pew Research Center – The Polarization in Today’s Congress Has Roots That Go Back Decades (2022)

   (Günümüz Kongresi’ndeki Kutuplaşmanın Kökleri Onlarca Yıl Öncesine Uz anıyor)

   https://www.pewresearch.org/short-reads/2022/03/10/the-polarization-in-todays-congress-has-roots-that-go-back-decades/

7. The Associated Press – Democrats Win the US House and Senate as Voters Deliver a Strong Rebuke to Trump and Republicans (4 November 2026)

   (Seçmenlerin Trump ve Cumhuriyetçilere Güçlü Tepkisi: Demokratlar Temsilciler Meclisi ve Senato’yu Kazandı)

   https://apnews.com/article/midterm-election-house-senate-democrats-republicans-trump-f126e12e05b579a327b98481c0ae2226

8. Reuters – Democrats Capture Congress in Sweeping Setback for Trump (4 November 2026)

   (Demokratlar Kongre’nin Kontrolünü Ele Geçirdi: Trump İçin Büyük Siyasi Yenilgi)

   https://www.reuters.com/world/us/trump-faces-midterm-verdict-with-control-congress-stake-2026-11-03/

9. European Parliament Research Service – The Near-term Future of the Transatlantic Relationship (13 February 2026)

   (Transatlantik İlişkilerin Yakın Geleceği)

   https://www.europarl.europa.eu/thinktank/en/document/EPRS_STU%282026%29782657

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Adnan Çukur
(07.11.2026 22:59 - #72961)
Tebrikler Hasan bey kardeşim. Son derece iyi hazırlanılmış ve çalışılmış bir metin. Tespitleriniz ve yorumlarınız oldukça isabetli. Çalışmalarınızın ve başarılarınızın devamını dileriz.İyi günler.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo