İnsan bazen dünyanın üzerine kapandığını hissediyor.
Son günlerde tam da öyleyim.
Bir tarafta olup bitenler, bir tarafta susanlar, bir tarafta susmayanların sesi… Nereye dönsem içimi daraltan bir şey çıkıyor karşıma. İnsan bir süre sonra yalnızca yaşadıklarından değil, gördüklerinden de yoruluyor.

Ve galiba en kötüsü şu: Bir zamanlar iyiye çevirebileceğimize inandığımız şeylere artık uzaktan bakıyoruz.
İnsan bunu kendine itiraf etmek istemiyor.
Ben de istemiyorum.
Çünkü umut etmek kolay bir şey değil. Hele bazı günlerde, umut neredeyse insanın kendisine karşı söylediği bir yalan gibi geliyor.
Ama umutsuzluk da bana doğru gelmiyor.
Belki de ikisinin arasında, adı konmamış bir yerde duruyoruz.
Ne iyimseriz artık ne teslim olmuş.
Sadece olup bitene bakıyor ve içimizden bir sesin hâlâ, “Burada bir yanlışlık var,” dediğini duyuyoruz.
Belki mesele de budur.
İnsan her şeyi düzeltemeyebilir. Her kapıyı açamayabilir. Kalabalıkları değiştiremeyebilir. Hatta bazen kendi hayatını bile toparlayamayabilir.
Ama gördüğü yanlışa alışmamak, kötülüğü normal saymamak, içindeki itirazı susturmamak elinden gelir.
Ben bugün kendimi umutlu hissetmiyorum.
Bunu söylemekten de çekinmiyorum.
Ama hâlâ buradayım.
Hâlâ bakıyorum.
Hâlâ düşünüyorum.
Hâlâ bazı şeylerin böyle olmak zorunda olmadığına inanıyorum.
Belki umut dediğimiz şey, tam da budur.
İçimizin aydınlık olduğuna inanmak değil;
karanlığa rağmen ışığı aramaktan vazgeçmemek.
Henüz bitmedi.
Bunu nereden bildiğimi bilmiyorum.
Sadece içimde bir yer, hâlâ buna itiraz ediyor.



