Türk tarihinin bazı zaferleri vardır ki, milletin kaderini değiştirmesine rağmen hak ettiği ilgiyi göremez. Çapakçur Savaşı da bunlardan biridir. Çanakkale kadar konuşulmaz, Sakarya kadar anlatılmaz; ancak Doğu Cephesi’nin kaderini değiştiren önemli mücadelelerden biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Çapakçur Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 2-7 Ağustos 1916 tarihleri arasında, bugünkü Bingöl’ün eski adı olan Çapakçur ve çevresinde Osmanlı Devleti ile Rus İmparatorluğu arasında gerçekleşmiştir. Muharebeler, Kafkas Cephesi’nin en kritik dönemlerinden birinde yaşanmıştır. Rus ordusu Muş ve Bitlis’i ele geçirerek batıya, Diyarbakır istikametine doğru ilerlemekteydi. Amaç, Doğu Anadolu’da hâkimiyet kurmak ve Osmanlı savunmasını tamamen çökertmekti.
Osmanlı ordusu ise hem düzenli birlikleri hem de Çapakçur, Genç, Solhan ve Kiğı başta olmak üzere bölgenin fedakâr milis kuvvetleriyle bu ilerleyişi durdurmaya çalışıyordu. İşte tam bu süreçte, Çanakkale’deki başarılarının ardından Doğu Cephesi’ne gönderilen Mirliva Gazi Mustafa Kemal Paşa, savaşın seyrini değiştirecek komutanlardan biri olarak görev aldı.
1916 yılının Mart ayında 16. Kolordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa’nın temel görevi, Rus ordusunun Muş, Bitlis ve Diyarbakır yönündeki ilerleyişini durdurmaktı. Göreve gelir gelmez dağınık birlikleri yeniden organize etti, ikmal hatlarını güçlendirdi, savunma düzenini yeniden kurdu ve cephedeki koordinasyonu sağladı.
Çapakçur, Muş ve Bitlis’e açılan yolların kavşağında bulunan stratejik bir bölgeydi. Mustafa Kemal Paşa, arazinin avantajlarını doğru değerlendirerek kuvvetlerini kritik noktalarda konuşlandırdı. Yerel milislerle düzenli birlikler arasında etkin bir iş birliği oluşturdu ve uygun zamanı bekleyerek karşı taarruza geçti. Bu planlama, Rus ilerleyişinin durdurulmasında ve geri çekilmeye zorlanmasında belirleyici oldu.
Bu harekatın en önemli sonuçlarından biri, 7 Ağustos 1916’da Muş’un, 8 Ağustos 1916’da ise Bitlis’in yeniden Osmanlı kontrolüne geçmesidir. Bu başarı yalnızca iki şehrin geri alınması anlamına gelmiyordu; aynı zamanda Doğu Cephesi’nde bozulan moralin yeniden yükselmesini sağlıyor ve Rus ordusunun stratejik planlarını sekteye uğratıyordu.
Çapakçur Muharebeleri bugün Çanakkale, Sakarya veya Büyük Taarruz kadar geniş biçimde anlatılmasa da askeri tarih açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bingöl ve çevresindeki şehitlikler ile anıtlar, bu mücadelenin hafızasını yaşatmaya devam etmektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın askeri dehası yalnızca Çanakkale’de değil; Trablusgarp’ta, Balkanlar’da, Kafkas Cephesi’nde, Filistin’de ve daha sonra Kurtuluş Savaşı’nın Sakarya ve Büyük Taarruz safhalarında da kendisini göstermiştir. Çapakçur da bu başarı zincirinin önemli halkalarından biridir.
Yıkılmakta olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devletin doğuşuna giden süreçte, Mustafa Kemal Paşa’nın askeri liderliği belirleyici bir rol oynamıştır. Onun cephelerde ortaya koyduğu stratejik öngörü, yalnızca savaşların kazanılmasına değil, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna uzanan yolun açılmasına da önemli katkı sağlamıştır.
Tarih, yalnızca en çok konuşulan zaferleri değil, unutulmuş kahramanlıkları da hatırlamakla anlam kazanır. Çapakçur Savaşı da milletimizin hafızasında hak ettiği yeri alması gereken mücadelelerden biridir.
Yaşasın Gazi Mustafa Kemal Paşa. Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti.
“Çökmüş bir imparatorluğun küllerinden özgür Türkiye’nin doğuşunu sağlayan Atatürk, çağımızın en büyük liderlerinden biridir.” (John F. Kennedy)



