Toplumlar, yalnızca yaşadıkları olaylarla değil, o olayları nasıl hatırladıklarıyla da şekillenir. Bu nedenle bazı kuşaklar, sıradan bir yaş grubunun ötesinde tarihsel bir kimlik kazanır. 1968 Kuşağı özgürlük, demokrasi ve toplumsal değişim talepleriyle dünyayı nasıl kasıp kavurduysa, Türkiye’de de 1978 Kuşağı benzer biçimde siyasal mücadelelerin, ideolojik çatışmaların ve ödenen ağır bedellerin sembolü durumuna gelmiştir.
Ancak tarih bize bir gerçeği daha gösterir: Güçlü semboller, yalnızca saygı görmekle kalmaz; aynı zamanda siyasal anlamda meşruiyet belgesi üretmek için de kullanılabilir. İşte 78 Kuşağı da zaman zaman böyle bir işlev görmektedir.
78 Kuşağı’nın en önemli özelliği, büyük bir bölümünün genç yaşta siyasal mücadele içine girmiş olmasıdır. O dönemin ekonomik krizleri, ideolojik kutuplaşması, sokak çatışmaları ve yaklaşan 12 Eylül darbesi, bu kuşağın kimliğini belirleyen temel unsurlar olmuştur. Binlerce insan cezaevlerine girmiş, işkence görmüş, eğitim hayatı yarım kalmış, çok sayıda genç yaşamını yitirmiştir.
Bu nedenle 78 Kuşağı, yalnızca bir kuşağı değil; fedakârlık, mücadele ve travmalarla örülmüş ortak bir hafızadır. Ancak bu mücadele içinde hiç yer almayan, eylemlerden kaçan bazı materyalistler, aynı yaş grubunda olmalarını son zamanlarda kendi çıkarları doğrultusunda avantaja çevirmeye başlamış, bu ortak hafıza nedeniyle bazı bu kişiler veya gruplar, 78 kuşağının temsil ettiği manevi sermayeden yararlanmaya çalışmaktadır.
Siyaset sosyolojisinde bu olaya; “Sembolik sermayenin kullanımı” denir. Toplumun saygı duyduğu bir geçmişe sahip olmak, kişiye doğal ve geçerli bir güvenilirlik kazandırabilir. Bu güvenilirlik bazen gerçek mücadelelerin sonucudur; bazen ise geçmişle kurulan yüzeysel ve sahte bir bağın siyasal veya kişisel kazanca dönüştürülmesiyle ortaya çıkar.
Pierre Bourdieu’nun ifade ettiği “Sembolik sermaye” kavramı tam da bunu açıklar. İnsanlar yalnızca ekonomik veya siyasal güçle değil, toplumun gözündeki itibarla da güç kazanırlar. 78 Kuşağı’nın oluşturduğu tarihsel itibar, bazı aktörler tarafından bir tür; “Meşruiyet belgesi” gibi kullanılabilmektedir.
Bunun birkaç önemli nedeni vardır.
İlk olarak, toplum hafızası ayrıntılardan çok sembollerle çalışır. İnsanlar uzun biyografiler yerine kısa etiketleri hatırlar. “78 Kuşağından” denildiğinde, mücadele etmiş, bedel ödemiş ve ilkelerinden vazgeçmemiş bir profil zihinde canlanır. Bu algı, bireyin bugünkü performansından bağımsız olarak ona başlangıçta bir kredi sağlayabilir
İkinci olarak, siyasal hareketler tarihsel süreklilik kurmak ister. Yeni kadroların kendilerini geçmiş mücadelelerin doğal devamı olarak göstermeleri, taban üzerinde aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu nedenle geçmiş kuşaklara yapılan göndermeler çoğu zaman bilinçli bir siyasal iletişim stratejisi oluşturur.
Üçüncü neden ise Türkiye’deki mağduriyet hafızasının güçlü olmasıdır. Cezaevleri, sürgünler, yasaklar ve darbeler, toplumun önemli bir kesiminde derin izler bırakmıştır. Böyle dönemlerle ilişkilendirilen kişiler, haklı olarak saygı görebilir. Ancak bu saygının, bugünkü liyakat ve performansın yerine geçirilmesi demokratik değerlendirmeyi zayıflatabilir.
İşte tam bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
78 Kuşağı’nın tarihsel mirasına saygı duymak başka şeydir; o mirası bugünkü her siyasal tutumun otomatik doğrulaması olarak görmek başka şeydir.
Hiç kimse yalnızca geçmişteki mücadelesi nedeniyle sürekli haklı kabul edilemez. Aynı şekilde, bir kişinin gerçekten o dönemde mücadele etmiş olması, bugün yaptığı her tercihin eleştiriden muaf olduğu anlamına da gelmez.
Demokratik toplumlarda meşruiyet, yalnızca geçmişten değil; bugünkü davranışlardan, şeffaflıktan, hesap verebilirlikten ve kamu yararına hizmetten doğar.
Gerçek 78 ruhu da zaten bunu gerektirir. Eğer o kuşağın temel iddiası adalet, eşitlik, özgürlük ve halkın çıkarlarını savunmak idiyse, bugün bu değerlerin yaşatılması geçmişi sürekli referans göstermekten daha önemlidir.
Bir kuşağın mirası, kişisel kariyer inşa etmek ve bireysel çıkar elde etmek için değil; toplumsal hafızayı canlı tutmak ve toplumu yüceltmek için korunmalıdır.
Sonuç olarak 78 Kuşağı, Türkiye’nin demokratik tarihinin önemli kilometre taşlarından biridir. Ancak hiçbir tarihsel kimlik, eleştirilemez bir ayrıcalık üretmemelidir. Geçmişin bedelleri elbette unutulmamalıdır; fakat bugünün siyasetinde asıl ölçü, dün ne yaşandığından çok bugün nasıl davranıldığı olmalıdır. Geçmiş ile günümüz arasında tutarlı bir bağlantı kurulmalıdır, bazı çıkarcıların günümüzde yaptığı gibi sahte bir bağ değil.
Çünkü tarih, miras bırakır; fakat o mirasın onurunu koruyacak olan, geçmişi anlatmak değil, geçmişten öğrenerek bugünü inşa etmektir. Bunu kişiselleştirip çıkar odaklı duruma getirmek o dönemin mücadelesine ihanet anlamına gelmektedir. Ne yazık ki bu tür mücadele edenlerin sayısı günümüzde giderek artmaktadır.
“Kötü insan, olduğundan daha iyi görünmeye çalışandır.” (Publilius Syrus)



