Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hüseyin Asar
Köşe Yazarı
Hüseyin Asar
 

SİYASET: ADAM SATMA SANATI MI, YOKSA DURUŞ MESELESİ Mİ?

Siyasette dün yoktur derler. Nitekim eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Dün dündür, bugün bugündür” sözüyle siyasetin değişken doğasını kendine has üslubuyla özetlemiştir. Ancak bu söz çoğu zaman eksik anlaşılır. Çünkü siyasette dün gerçekten “Yok” değildir; aksine, her an yeniden hatırlatılmak üzere saklanan bir hafızadır. Siyaset, unutmaz. Siyaset, bekler. Ve zamanı geldiğinde, geçmişin tozlu sayfalarını bir bir açar. Dün söylenen bir söz, bugün bir videoyla karşınıza çıkar. Dün verilen bir söz, bugün bir seçim meydanında hatırlatılır. Yakın geçmişte farklı ittifaklarda yer alıp bugün birbirini suçlayan aktörler, bunun en canlı örnekleridir. Dün “Kardeşim” dediğine bugün “İhanet etti” diyen siyasetçilerin söyledikleri, birkaç tıkla milyonlara ulaşabiliyor. Bugün yaşadığımız tablo da farklı değildir. Defterler açılıyor, sayfalar çevriliyor, hafıza tazeleniyor. Siyasetin değerler üzerinden değil; kişisel hırs, ego, makam ve rant üzerinden yürüdüğü dönemlerde en çok yara alan şey, “Yol arkadaşlığı” olur. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün ilk virajda birbirini yarı yolda bırakabiliyor. Bunun örneklerini görmek için uzağa gitmeye gerek yok: Bir belediye seçiminde birlikte hareket eden ekiplerin, seçim sonrasında makam paylaşımı yüzünden parçalandığına defalarca şahit olduk. Dün “Dava” diyenlerin, bugün “Ben” demeye başladığı an, çözülme de başlıyor. Yine birçok partide, delege hesaplarıyla şekillenen ilçe kongrelerinde; dün desteklediğini bugün liste dışı bırakan, dün “Kazanamaz” dediğini bugün baş tacı yapan siyaset tarzı artık gizlenmiyor. Eskiden kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar, bugün aleni biçimde yürütülüyor. Kendilerini o makamlara taşıyan iradenin, siyaseti yeniden dizayn edeceğine inanan muhterisler, aslında en büyük yanılgıyı yaşıyor. Çünkü siyaset kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli güvenin işidir. Bugün bir telefonla, bir talimatla yol arkadaşını harcayanlar; yarın aynı mekanizmanın kendileri için çalışacağını çoğu zaman hesaba katmaz. Siyasette en hızlı tüketilen şey, sadakattir. Ve sadakati tüketenler, eninde sonunda yalnız kalır. Oysa siyaset, halka rağmen değil; halk için yapılır. Kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden yürütülür. Bugün geldiğimiz noktada ise siyaset, toplumun sorunlarını çözme zemini olmaktan çıkıp, kişisel hesaplaşmaların arenasına dönüşmektedir. İşsizlik, eğitim, ekonomi gibi temel meseleler geri plana itilirken; kim kiminle ittifak yaptı, kim kimin adamı, kim kimi destekledi, kim kimi sattı tartışmaları ön plana çıkıyor. Bu, siyasetin çürümesinin en açık göstergesidir. Kapalı kapılar ardında kurulan planlarla, intikam duygusuyla şekillenen ve “Adam satma” üzerine kurulu bir siyaset anlayışı ne topluma ne de temsil ettiği yapılara bir şey kazandırır. Nitekim bunun örneklerini geçmişte de gördük: Kısa vadeli çıkar uğruna yapılan ittifaklar, ilk kriz anında dağılmış; dün birlikte hareket edenler, ertesi gün en sert rakip haline gelmiştir. Bu döngü, güven duygusunu zedelemiş ve seçmenin siyasete olan inancını aşındırmıştır. Siyasal hareketler, gücünü toplumdan alır. Toplumda karşılık bulmayan hiçbir siyasi mühendislik uzun ömürlü olmaz. Ancak bugün, tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız: Toplumun beklentilerine göre şekillenmesi gereken siyaset, kişilerin veya küçük çıkar gruplarının hesaplarına göre dizayn ediliyor. Bu da siyaseti, halkın gözünde güvenilmez bir alana dönüştürüyor. Ve sahnede yeni bir aktör tipi beliriyor: Kukla siyasetçi. Bu aktörler; kişisel ya da grupsal çıkarlar uğruna sadakatlerini kolayca değiştirir, dün savunduklarını bugün inkâr edebilir, dün yanında yürüdüklerini bugün gözden çıkarabilir. Onlar için önemli olan ilke değil, konumdur. Dillerinden “Halkın iktidarı” düşmez ama gerçekte bağlı oldukları tek iktidar, iplerini tutan ellerdir. Tıpkı Pinokyo’nun ustası Gepetto gibi. İpler başkasının elindeyse, sahnede görünenin iradesinden söz edilemez. Bu kişi bir partinin ilçe başkanı da olsa, aslında o ipleri başkasının elinde olan, ne zaman konuşup susacağına kendisi karar veremeyen birisidir. Sonuç olarak; Siyaset, adam satma sanatı değildir. Siyaset, duruş sergileme sanatıdır. Duruşunu koruyanlar belki kısa vadede kaybeder gibi görünür; ama uzun vadede kazanan, her zaman güven verenler olur. Çünkü siyaset değişir, dengeler değişir, aktörler değişir. Ama hafıza değişmez. Ve o hafıza, günü geldiğinde herkese kendi hikayesini yeniden anlatır. Kim kukla, kim piyon belli olur. “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.” (Lord Acton)
Ekleme Tarihi: 04 Temmuz 2026 -Cumartesi

SİYASET: ADAM SATMA SANATI MI, YOKSA DURUŞ MESELESİ Mİ?

Siyasette dün yoktur derler. Nitekim eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Dün dündür, bugün bugündür” sözüyle siyasetin değişken doğasını kendine has üslubuyla özetlemiştir. Ancak bu söz çoğu zaman eksik anlaşılır. Çünkü siyasette dün gerçekten “Yok” değildir; aksine, her an yeniden hatırlatılmak üzere saklanan bir hafızadır.

Siyaset, unutmaz.

Siyaset, bekler.

Ve zamanı geldiğinde, geçmişin tozlu sayfalarını bir bir açar.

Dün söylenen bir söz, bugün bir videoyla karşınıza çıkar. Dün verilen bir söz, bugün bir seçim meydanında hatırlatılır. Yakın geçmişte farklı ittifaklarda yer alıp bugün birbirini suçlayan aktörler, bunun en canlı örnekleridir. Dün “Kardeşim” dediğine bugün “İhanet etti” diyen siyasetçilerin söyledikleri, birkaç tıkla milyonlara ulaşabiliyor.

Bugün yaşadığımız tablo da farklı değildir. Defterler açılıyor, sayfalar çevriliyor, hafıza tazeleniyor.

Siyasetin değerler üzerinden değil; kişisel hırs, ego, makam ve rant üzerinden yürüdüğü dönemlerde en çok yara alan şey, “Yol arkadaşlığı” olur. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün ilk virajda birbirini yarı yolda bırakabiliyor.

Bunun örneklerini görmek için uzağa gitmeye gerek yok:

Bir belediye seçiminde birlikte hareket eden ekiplerin, seçim sonrasında makam paylaşımı yüzünden parçalandığına defalarca şahit olduk. Dün “Dava” diyenlerin, bugün “Ben” demeye başladığı an, çözülme de başlıyor.

Yine birçok partide, delege hesaplarıyla şekillenen ilçe kongrelerinde; dün desteklediğini bugün liste dışı bırakan, dün “Kazanamaz” dediğini bugün baş tacı yapan siyaset tarzı artık gizlenmiyor. Eskiden kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar, bugün aleni biçimde yürütülüyor.

Kendilerini o makamlara taşıyan iradenin, siyaseti yeniden dizayn edeceğine inanan muhterisler, aslında en büyük yanılgıyı yaşıyor. Çünkü siyaset kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli güvenin işidir.

Bugün bir telefonla, bir talimatla yol arkadaşını harcayanlar; yarın aynı mekanizmanın kendileri için çalışacağını çoğu zaman hesaba katmaz.

Siyasette en hızlı tüketilen şey, sadakattir. Ve sadakati tüketenler, eninde sonunda yalnız kalır.

Oysa siyaset, halka rağmen değil; halk için yapılır.

Kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden yürütülür.

Bugün geldiğimiz noktada ise siyaset, toplumun sorunlarını çözme zemini olmaktan çıkıp, kişisel hesaplaşmaların arenasına dönüşmektedir.

İşsizlik, eğitim, ekonomi gibi temel meseleler geri plana itilirken; kim kiminle ittifak yaptı, kim kimin adamı, kim kimi destekledi, kim kimi sattı tartışmaları ön plana çıkıyor.

Bu, siyasetin çürümesinin en açık göstergesidir.

Kapalı kapılar ardında kurulan planlarla, intikam duygusuyla şekillenen ve “Adam satma” üzerine kurulu bir siyaset anlayışı ne topluma ne de temsil ettiği yapılara bir şey kazandırır.

Nitekim bunun örneklerini geçmişte de gördük:

Kısa vadeli çıkar uğruna yapılan ittifaklar, ilk kriz anında dağılmış; dün birlikte hareket edenler, ertesi gün en sert rakip haline gelmiştir. Bu döngü, güven duygusunu zedelemiş ve seçmenin siyasete olan inancını aşındırmıştır.

Siyasal hareketler, gücünü toplumdan alır.

Toplumda karşılık bulmayan hiçbir siyasi mühendislik uzun ömürlü olmaz.

Ancak bugün, tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız:

Toplumun beklentilerine göre şekillenmesi gereken siyaset, kişilerin veya küçük çıkar gruplarının hesaplarına göre dizayn ediliyor. Bu da siyaseti, halkın gözünde güvenilmez bir alana dönüştürüyor.

Ve sahnede yeni bir aktör tipi beliriyor:

Kukla siyasetçi.

Bu aktörler; kişisel ya da grupsal çıkarlar uğruna sadakatlerini kolayca değiştirir, dün savunduklarını bugün inkâr edebilir, dün yanında yürüdüklerini bugün gözden çıkarabilir. Onlar için önemli olan ilke değil, konumdur.

Dillerinden “Halkın iktidarı” düşmez ama gerçekte bağlı oldukları tek iktidar, iplerini tutan ellerdir.

Tıpkı Pinokyo’nun ustası Gepetto gibi.

İpler başkasının elindeyse, sahnede görünenin iradesinden söz edilemez. Bu kişi bir partinin ilçe başkanı da olsa, aslında o ipleri başkasının elinde olan, ne zaman konuşup susacağına kendisi karar veremeyen birisidir.

Sonuç olarak;

Siyaset, adam satma sanatı değildir.

Siyaset, duruş sergileme sanatıdır.

Duruşunu koruyanlar belki kısa vadede kaybeder gibi görünür; ama uzun vadede kazanan, her zaman güven verenler olur.

Çünkü siyaset değişir, dengeler değişir, aktörler değişir. Ama hafıza değişmez. Ve o hafıza, günü geldiğinde herkese kendi hikayesini yeniden anlatır. Kim kukla, kim piyon belli olur.

“Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.” (Lord Acton)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.