Bazı insanlar vardır; meslekleriyle anılırlar, bazıları ise karakterleriyle. Bir de öyleleri vardır ki, meslekleriyle başladıkları yolculuğu, kişisel hesapların ve küçük iktidar hırslarının gölgesinde tamamlarlar. Bugünkü öykümüzün kahramanı da bunlardan biri: Güney Afrika’da yaşayan ilkokul mezunu bir marangoz.
Marangozluk, sabır ve emek işidir. Eğri tahtayı düzeltmek, dağınık parçaları bir araya getirip işe yarar bir bütün oluşturmak ustalık ister. Fakat ne gariptir ki, ahşaba gösterilen bu özen, insan ilişkilerine ve siyasete taşınamayabiliyor. Çünkü bazı ustalar, tahtayı düzeltirken insanları eğip bükmeye çalışıyor.
Siyaset hayatı boyunca farklı partilerde boy göstermiş. Kimilerine göre bu, zengin bir siyasi tecrübe; kimilerine göre ise limanı olmayan bir geminin sürekli rüzgâra göre yön değiştirmesi. İlkeler değişmiş, partiler değişmiş, dostlar değişmiş ama değişmeyen tek şey, merkeze yerleştirilen şahsi menfaatler olmuş.
En ilginç tarafı ise dostluk anlayışı Marangozun. Dostluk adı altında toplantılar yapıyor, gruplar kuruyor. İsmi dostluk, görüntüsü dayanışma. Fakat zaman geçtikçe görülüyor ki bu gruplar, ortak aklın değil, tek kişinin çıkarlarının etrafında örülmüş görünmez bir ağdan ibaret. Amaç dışına çıkıldığını söyleyenler mi? Onların akıbeti belli. Önce oluşturulan gruptan çıkarılıyorlar, sonra ihtiyaç doğduğunda telefon rehberinde yeniden hatırlanıyorlar. Demek ki bazı insanlar için dostluk, insanları yanında tutmak değil, gerektiğinde kullanmak üzere erişilebilir kılmaktan ibaret.
Bir başka meziyeti de kıskançlığı bu Marangozun. Başkalarının başarısını alkışlamak yerine, onu gölgelemeyi tercih ediyor. Birinin yükselişi, onun gözünde kendi küçülüşü anlamına geliyor. Bu nedenle kıskandığı insanlara karşı her türlü kötülüğü meşru görebiliyor. Oysa kıskançlık, sahibini büyüten değil, içten içe tüketen bir duygudur. Ateşi başkasını değil, önce taşıyanı yakar.
Dahası var. Sanal dünyada, arkadaşlarının arkadaşlarına ulaşmayı bir sosyal ilişki değil, adeta bir avcılık faaliyeti gibi görüyor. Teknolojinin sunduğu olanakları, insanları tanımak için değil, sınırları zorlamak ve kişisel boşluklarını doldurmak için kullanıyor.
Belki de öykünün en trajik yanı, siyaseti bir fikir mücadelesi değil, kişisel hesaplaşmaların ve küçük iktidar oyunlarının sahnesi olarak görmesidir. Oysa siyaset, insan kazanma sanatıdır; dost eksiltme, önünü kesme ve kıskançlık üretme mekanizması değil.
Marangozun elinde çivi ve çekiç vardı. Keşke onları yalnızca tahtaları birleştirmek için kullansaydı. Çünkü insan ilişkileri, çiviyle tutturulacak kadar basit değildir. Kırılan güvenin, çatlayan dostluğun ve örselenen insanlığın ne zımparası vardır ne de tutkalları.
“İki yüzlü dosttan, açık sözlü düşman daha iyidir.” (Anonim)



