Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Hüseyin Asar
Köşe Yazarı
Hüseyin Asar
 

KURTAR BİZİ BABA!

Türkiye’nin siyasal hayatını anlamak isteyenlerin kulak vermesi gereken en önemli cümlelerden biri şudur: “Kurtar bizi baba!” Bu yalnızca bir slogan değildir. Bu söz, yüzyıllardır toplumun bilinçaltına yerleşmiş bir siyasal kültürün dışa vurumudur. Sorunlar büyüdüğünde çözümü kurumlarda değil, tek bir kişide arayan anlayışın kısa ama çarpıcı özetidir. Osmanlı’dan miras kalan “Devlet Baba” anlayışı, zaman içinde fark edilmeden “Kurtarıcı Baba” anlayışına dönüştü. Vatandaş, hak talep eden birey olmaktan çok; kendisini koruyacak, kollayacak ve onun yerine karar verecek bir otorite aramaya başladı. Böylece siyaset, çözüm üreten kurumların değil, kahraman üretmeye çalışan liderlerin sahnesine dönüştü. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan her büyük ekonomik kriz, her siyasi bunalım ve her toplumsal kırılma aynı refleksi yeniden üretti: “Birisi gelsin ve bizi kurtarsın.” İsimler değişti. Sloganlar değişti. Partiler değişti. Ama zihniyet değişmedi. Türkiye’de siyaset, ne yazık ki uzun yıllardır projelerin değil, kişilerin yarışına dönüşmüş durumda. Programlar geri planda kalırken, liderler ön plana çıkarılıyor. Kurumların itibarı zayıfladıkça lider kültü güçleniyor. Oysa güçlü liderler, güçlü kurumların alternatifi değil; onların tamamlayıcısı olmak zorundadır. İşte tam da burada demokrasi yara alıyor. Çünkü kurtarıcı arayan toplumlar, zamanla hesap soran vatandaş olma özelliklerini kaybederler. Sorgulamak yerine alkışlamaya, denetlemek yerine biat etmeye başlarlar. Demokrasi de tam bu noktada sessizce gerilemeye başlar. En büyük tehlike ise “Baba” kavramının zamanla anlam değiştirmesidir. Başlangıçta koruyan, kollayan ve güven veren bir figür olarak görülen “Baba”, gücün denetlenemediği ortamlarda kendisini devletle özdeşleştirmeye başlar. Artık eleştirilmeyi istemez, sorgulanmayı hoş görmez, itirazı sadakatsizlik olarak algılar. İşte o andan itibaren “Kurtarıcı baba”, yerini “İtaat bekleyen sahip” anlayışına bırakır. Oysa demokratik rejimlerde devletin sahibi millet, siyasetçi ise millet adına geçici süreyle görev yapan bir kamu görevlisidir. Sandıktan çıkmak, hesap vermekten muaf olmak anlamına gelmez. Seçilmek, millet adına yetki kullanmaktır; millet üzerinde vesayet kurmak değildir. Ne yazık ki Türkiye’de siyaset kurumu uzun zamandır halka danışarak yönetmek yerine, halka ne düşünmesi gerektiğini anlatmayı tercih ediyor. Toplumu ikna etmek yerine yönlendirmeye, dinlemek yerine konuşmaya, ortak akıl üretmek yerine tek aklı hakim kılmaya çalışıyor. Vatandaşın da bu tablodaki sorumluluğu küçümsenemez. Sokakta şikâyet eden, kahvehanelerde yakınan, sosyal medyada öfkesini dile getiren ama demokratik süreçlere yeterince katılmayan bir toplum, farkında olmadan bu düzenin devamına katkı sağlar. Çünkü demokrasi sadece seçim günü oy vermek değildir; yönetime sürekli katılmak, sorgulamak, denetlemek ve hesap sormaktır. Artık şu gerçeği kabul etmek zorundayız: Hiçbir lider, ne kadar başarılı olursa olsun, tek başına bir ülkenin geleceğini güvence altına alamaz. Liderler fanidir. Kurumlar kalıcıdır. Adalet kalıcıdır. Hukuk kalıcıdır. Ortak akıl kalıcıdır. Bir ülkenin kaderi tek bir insanın omuzlarına bırakılmışsa, aslında o ülkenin kurumları görevini yapmıyor demektir. Güçlü devlet; her sorunda kurtarıcı bekleyen değil, sorunları kurallarıyla çözebilen devlettir. Türkiye’nin artık yeni bir “Baba” aramaya değil, güçlü kurumlar inşa etmeye ihtiyacı vardır. Özellikle son çerçeve yasa olayında gördük ki, artık baba kavramının da suyu çıktı. Kurtarıcı baba rolü ile toplumun karşısına çıkanların millete nasıl kazık attığını herkes gördü. Artık anlaşıldı ki milletin geleceği, tek bir kişinin iradesine emanet edilemeyecek kadar değerlidir. Gerçek demokrasi, “Bizi kurtar!” diye seslenen toplumların değil; “Biz birlikte yönetiriz.” diyebilen toplumların eseridir. “Siyaset, halka hizmet etme sanatıdır; halka hükmetme sanatı değil.” (Konrad Adenauer)
Ekleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 -Salı

KURTAR BİZİ BABA!

Türkiye’nin siyasal hayatını anlamak isteyenlerin kulak vermesi gereken en önemli cümlelerden biri şudur: “Kurtar bizi baba!”

Bu yalnızca bir slogan değildir. Bu söz, yüzyıllardır toplumun bilinçaltına yerleşmiş bir siyasal kültürün dışa vurumudur. Sorunlar büyüdüğünde çözümü kurumlarda değil, tek bir kişide arayan anlayışın kısa ama çarpıcı özetidir.

Osmanlı’dan miras kalan “Devlet Baba” anlayışı, zaman içinde fark edilmeden “Kurtarıcı Baba” anlayışına dönüştü. Vatandaş, hak talep eden birey olmaktan çok; kendisini koruyacak, kollayacak ve onun yerine karar verecek bir otorite aramaya başladı. Böylece siyaset, çözüm üreten kurumların değil, kahraman üretmeye çalışan liderlerin sahnesine dönüştü.

Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan her büyük ekonomik kriz, her siyasi bunalım ve her toplumsal kırılma aynı refleksi yeniden üretti: “Birisi gelsin ve bizi kurtarsın.”

İsimler değişti.

Sloganlar değişti.

Partiler değişti.

Ama zihniyet değişmedi.

Türkiye’de siyaset, ne yazık ki uzun yıllardır projelerin değil, kişilerin yarışına dönüşmüş durumda. Programlar geri planda kalırken, liderler ön plana çıkarılıyor. Kurumların itibarı zayıfladıkça lider kültü güçleniyor. Oysa güçlü liderler, güçlü kurumların alternatifi değil; onların tamamlayıcısı olmak zorundadır.

İşte tam da burada demokrasi yara alıyor.

Çünkü kurtarıcı arayan toplumlar, zamanla hesap soran vatandaş olma özelliklerini kaybederler. Sorgulamak yerine alkışlamaya, denetlemek yerine biat etmeye başlarlar. Demokrasi de tam bu noktada sessizce gerilemeye başlar.

En büyük tehlike ise “Baba” kavramının zamanla anlam değiştirmesidir.

Başlangıçta koruyan, kollayan ve güven veren bir figür olarak görülen “Baba”, gücün denetlenemediği ortamlarda kendisini devletle özdeşleştirmeye başlar. Artık eleştirilmeyi istemez, sorgulanmayı hoş görmez, itirazı sadakatsizlik olarak algılar.

İşte o andan itibaren “Kurtarıcı baba”, yerini “İtaat bekleyen sahip” anlayışına bırakır.

Oysa demokratik rejimlerde devletin sahibi millet, siyasetçi ise millet adına geçici süreyle görev yapan bir kamu görevlisidir. Sandıktan çıkmak, hesap vermekten muaf olmak anlamına gelmez. Seçilmek, millet adına yetki kullanmaktır; millet üzerinde vesayet kurmak değildir.

Ne yazık ki Türkiye’de siyaset kurumu uzun zamandır halka danışarak yönetmek yerine, halka ne düşünmesi gerektiğini anlatmayı tercih ediyor. Toplumu ikna etmek yerine yönlendirmeye, dinlemek yerine konuşmaya, ortak akıl üretmek yerine tek aklı hakim kılmaya çalışıyor.

Vatandaşın da bu tablodaki sorumluluğu küçümsenemez.

Sokakta şikâyet eden, kahvehanelerde yakınan, sosyal medyada öfkesini dile getiren ama demokratik süreçlere yeterince katılmayan bir toplum, farkında olmadan bu düzenin devamına katkı sağlar. Çünkü demokrasi sadece seçim günü oy vermek değildir; yönetime sürekli katılmak, sorgulamak, denetlemek ve hesap sormaktır.

Artık şu gerçeği kabul etmek zorundayız:

Hiçbir lider, ne kadar başarılı olursa olsun, tek başına bir ülkenin geleceğini güvence altına alamaz.

Liderler fanidir.

Kurumlar kalıcıdır.

Adalet kalıcıdır.

Hukuk kalıcıdır.

Ortak akıl kalıcıdır.

Bir ülkenin kaderi tek bir insanın omuzlarına bırakılmışsa, aslında o ülkenin kurumları görevini yapmıyor demektir. Güçlü devlet; her sorunda kurtarıcı bekleyen değil, sorunları kurallarıyla çözebilen devlettir.

Türkiye’nin artık yeni bir “Baba” aramaya değil, güçlü kurumlar inşa etmeye ihtiyacı vardır.

Özellikle son çerçeve yasa olayında gördük ki, artık baba kavramının da suyu çıktı. Kurtarıcı baba rolü ile toplumun karşısına çıkanların millete nasıl kazık attığını herkes gördü.

Artık anlaşıldı ki milletin geleceği, tek bir kişinin iradesine emanet edilemeyecek kadar değerlidir.

Gerçek demokrasi, “Bizi kurtar!” diye seslenen toplumların değil; “Biz birlikte yönetiriz.” diyebilen toplumların eseridir.

“Siyaset, halka hizmet etme sanatıdır; halka hükmetme sanatı değil.” (Konrad Adenauer)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.