Bir süredir eğitim tartışmalarının merkezinde tek bir soru var:
“Yapay zekâ öğretmenin yerini alacak mı?”
Bu sorunun cevabı aslında yanlış yerde aranıyor. Çünkü mesele öğretmenin gidip gitmemesi değil — öğretmenin değişmesi.
Selçuk Şirin’in son yazısında dikkat çektiği gibi yapay zekâ, öğretmenliği ortadan kaldırmıyor; öğretmenliği ikiye ayırıyor. Artık sınıfta tek bir öğretmen rolü yok.
Biri öğrenmeyi kuran, diğeri öğrenmeyi mümkün kılan.
1. Bilgiyi anlatan öğretmen dönemi kapanıyor
Şirin’in vurguladığı en kritik değişim şu: Bilgi artık okulda başlamıyor. Bir çocuk Hakkâri’de, diğeri Helsinki’de aynı videoyu izleyebiliyor. Aynı simülasyonu açabiliyor. Aynı soruyu yapay zekâya sorabiliyor.
Bu durumda öğretmenin “bilgi aktaran kişi” rolü zayıflıyor. Çünkü öğrenci zaten bilgiye ulaşabiliyor.
Şirin bu dönüşümü özetle şöyle tarif ediyor:
“Okul öğrenmenin mekânı olmaktan çıkıyor; öğrenmenin anlam kazandığı yer haline geliyor.”
Yani artık sınıf, bilginin verildiği yer değil; bilginin işlendiği, tartışıldığı, bağ kurulduğu yer.
2. Yeni öğretmen: Öğrenme mimarı
Yapay zekâ, anlatımı üstlenebilir. Ama öğrenmeyi tasarlayamaz.
Çünkü öğrenme sadece içerik değildir; sıradır, duygudur, ilişkilerdir, meraktır.
Bu yüzden öğretmenin ilk yeni rolü: Öğrenme tasarımcısı olmak.
Artık iyi öğretmen çok anlatan değil; doğru sırayı kuran öğretmendir.
- Ne zaman zorlanacak?
- Nerede hata yapacak?
- Hangi soruda merak edecek?
- Hangi etkinlikte akranıyla tartışacak?
Bunları algoritma değil pedagojik sezgi belirler.
3. Asıl farkı yaratacak rol: Motivasyon koçu
Selçuk Şirin’in en güçlü vurgusu burada:
Yapay zekâ performansı artırabilir ama öğrenmeyi garanti etmez. Çünkü öğrenme bilişsel olduğu kadar duygusaldır.
Bir öğrenciyi derste tutan şey içerik değil, aidiyettir. Devamlılık sağlayan şey zekâ değil, anlamdır.
Bu nedenle ikinci öğretmen rolü ortaya çıkıyor:
Aidiyet kuran yetişkin.
- Öğrencinin kendini değerli hissettiği kişi
- Hata yapmasına izin veren kişi
- Merakı koruyan kişi
Makine cevap verir. Ama öğretmen cesaret verir.
Türkiye için fırsat mı tehdit mi?
Şirin’e göre büyük öğrenci nüfusu ve genç öğretmen profili olan ülkeler bu dönüşümü avantaja çevirebilir. Ama eski öğretmen modeli korunursa risk de büyük:
Yapay zekâ destekli öğrenme, pedagojik olarak doğru kurulmazsa okulu güçlendirmek yerine gereksizleştirebilir.
Yani mesele teknolojiye sahip olmak değil, teknolojiyle öğretmenliği yeniden tanımlamak.
Sonuç
Yapay zekâ öğretmeni işsiz bırakmayacak. Ama eski öğretmeni bırakacak. Artık öğretmen:
- Bilgi anlatan kişi değil,
- Öğrenmeyi kurgulayan kişi
ve daha önemlisi
- Öğrencinin öğrenmeye devam etmesini sağlayan kişi.
Çünkü gelecekte eğitimi belirleyecek soru şu olmayacak: “Öğrenci ne biliyor?”
Şu olacak: “Öğrenci öğrenmek istiyor mu?”
Bu sorunun cevabını hâlâ yalnızca insan verebiliyor.



