Nurullah Aydınoğlu (Oyuncakçı Nurullah): Esnaf-Tüccar

Çarşı Esnaflarından Aydın’a hizmet etmiş, eser bırakmış kısacası Aydın’a iz bırakmış kişileri arayıp yaşam öykülerini yazmak için araştırma yaparken pek çok esnaf Beyefendiliği, dürüstlüğü, yardımseverliği, çocukların oyuncakçı babası diye tanınan Oyuncakçı Nurullah’ı yazdın mı diye sormaları üzerine araştırmaya başladım.
Aydın’daki Kızılay’ın kurucularını araştırırken Nurullah Bey’den baba bir fotoğraf geldi ve Aydın Kızılay’ın kurucuları arasında babası Salih Aydınoğlu’nun da bulunduğunu öğrendim. Daha sonra Nurullah Bey pazarcılık yaptığı için bir türlü buluşma imkânımız olmadı. Nurullah Beyden aldığım fotoğrafı ilk eserim olan “Güzelhisar’ı Aydın’dan İki Mahalle Hasanefendi ve Ramazanpaşa” adlı kitabımın Kızılay bölümünde kullandım.
2024 yılında Aydın Büyükşehir Belediyesinin düzenlemiş olduğu 1.Kitap Fuarında Ahmet Salih Aydınoğlu ile tanıştık. “Dedemin resmini Kızılay bölümünde gördüm” deyince Nurullah Beyin oğlu olduğunu öğrendim. Tesadüfte olsa aradığım on parmağında on marifet olan Oyuncakçı Nurullah’ın yaşam öyküsünü anlatacak kişiye ulaşmıştım.
On marifet demiştim, birincisi Aydın’da belki Türkiye de ilk Afro Türk askeri bando majörü. İkincisi iyi bir Esnaf olması. Üçüncüsü Aydın da ilk defa Oyuncakçı dükkânını açıp çocukların kalbini kazanması. Dördüncüsü arkadaşlarıyla birlikte "Bach-73" isimli bir müzik grubu kurup basgitar çalması gibi, gerisini yazıyı okuyunca anlarsınız. Kısacası Nurullah Bey’in oğlu Ahmet Salih Aydınoğlu’nun anlatımıyla Çanakkale şehidi Büyük dede Nuri beyden başlayıp devam eden Aydınoğlu ailesinin yaşam öyküsü;
AYDINOĞLU AİLESİ: ÜÇ KUŞAKTA AYDIN ESNAF KRONİĞİ
Anlatan / Aktaran: Ahmet Salih Aydınoğlu
Bu metin, babamdan dinlediğim hatıraların, dedemin sanat ve ticaret mirasının, ailemin titizlikle koruduğu anıların Aydın hafızasına naçizane bir armağanıdır.
Çanakkale şehidi büyük dedemin oğlu Salih Dedemin yaşam öyküsü:
Her şey, Aydın’daki Çanakkale Şehitleri Anıtı’nda ismi kazılı olan bir kahramanla başladı: Piyade Onbaşı Mehmet oğlu Nuri. Arıburnu’nda şehit düşen Nuri Efendi’nin küçük oğlu, 1913 doğumlu dedem Nuri oğlu Salih henüz 2 yaşında yetim kaldı. Ahmet Salih Aydınoğlu…
Zorluklar bununla bitmedi; 27 Mayıs 1919’da Yunan işgali Aydın’ın kapısına dayandığında, dedem annesi Naciye Hanım ve ağabeyi Kadir Bey ile Koçarlı dağlarına sığındı. Savaşın ardından İncirliova’ya dönseler de yokluk diz boyuydu. Dedem, 1925 yılında henüz 12 yaşındayken, koltuğunun altında bir umutla İzmir’e yürüyerek gitti. Tren parası yoktu, babası yoktu ama zanaat öğrenme azmi vardı. İzmir’de geçen 8 çileli yılda bazen dışarıda yattı, bazen açlık çekti, hatta hipotermi atlattı; ama terzilik sanatını söküp aldı.

Dedem Salih’in büyük aşkı: 1933’te Erzurum’da dondurucu soğukta yaptığı ilk askerliğin ardından, Alman Harbi patlak verince bu kez Çanakkale’ye çağrıldı. Savaşın sıcak nefesi sınıra kadar gelse de memleket selametle çıktı o günlerden. Dedem Aydın’a dönüp Batı Gazi Bulvarı’nda dükkânını açtığında, artık şehrin en mahir terzilerinden biriydi.
O yıllarda gönlü, Aydın’ın saygın ailelerinden birinin kızına, Ayşe İsmet Yuca’ya düştü. Babaannem, Aydın’da Cumhuriyet’in ilk Evkaf Müdürü Ahmet Yuca’nın kızıydı. Ahmet Yuca öyle vakur bir adammış ki, dostu Adnan Menderes’in milletvekilliği teklifini bile "Beni muhterislerle uğraştırma" diyerek geri çevirecek kadar makamdan azadeydi. 1945 yılında Salih dedem ve İsmet ninem evlendiler. O düğün gecesi, dedemin damatlıkla yeğeninin doğumu için hastaneye koşması, ailemizin hafızasına tebessümle kazınan bir anekdot olarak kaldı.
Babam Nurullah Aydınoğlu’nun Dünyaya gelişi ve yaşamı:
1951 yılında babam Nurullah Aydınoğlu dünyaya geldi. Dedem, 1954'te İsmet Sezgin'in damatlığını dikecek kadar usta bir terziyken, 1950'lerin sonunda gözleri yorulunca işi tuhafiye ve konfeksiyona çevirdiler. Babamın vizyonuyla dükkân, 70’lerin başında Aydın’ın ilk oyuncakçılarından birine dönüştü.
Babamın askerlik yılları ise gerçek bir efsaneydi. Müzik yeteneği sayesinde Aydın Topyatağında "Tambur Majör" oldu. Belki de Türkiye’nin ilk ve tek Afro-Türk bando majörü olarak elinde asasıyla bayramlarda Aydın caddelerini inletti. Terhis sonrası "Bach-73" grubunda basgitar çalsa da sonunda baba ocağını, yani dükkânı seçti.
Sol üstte annem ve babamın düğün resimleri, sağ altta babam ve benim çocukluk günlerinden anı.
Benim dünyaya gelişim ve aile durumumuz: 
1981’de annemle tanışan babam için dedem, yıllar sonra makasın tozunu alıp muazzam bir lacivert damatlık dikti. 1993 yılında ben, Ahmet Salih Aydınoğlu, bu köklü geçmişin son temsilcisi olarak dünyaya geldim. 90’lı yılların ekonomik fırtınaları bizi pazarcılığa, oradan da Köşk’teki ‘Evkaf Müdürünün Bahçesi’nde çiftçiliğe götürdü. Yine de Gazi Bulvarı’ndaki dükkânımız ve gönlümüzdeki esnaflık hep yerinde durdu.
Dedem Terzi Salih (v. 1994) ve babaannem İsmet Hanım (v. 1999) bugün aramızda değiller. Ancak onlardan kalan sadece bir dükkân ya da bir isim değil; Aydın’ın merkezinde 80 yılı aşan dürüst bir esnaflık düsturudur.
Şehit Emaneti: Dedem Salih Aydınoğlu 1913 doğumludur. Henüz 2 yaşındayken babasını kaybetmiş. Babasının ismi, Aydın’daki Çanakkale Şehitleri Anıtı’nda "Piyade Onbaşı Mehmet oğlu Nuri" olarak geçmektedir; kendisi Arıburnu’nda şehit düşmüş ve geri dönememiştir. Dedem 2 yaşında babasız kalınca zorlu yıllar başlamış; bu zorluklara bir de işgal yılları eklenmiştir. 27 Mayıs 1919’da Yunan ordusunun Aydın’a girmesinden hemen önce, annesi Naciye Hanım ve ağabeyi Kadir Bey ile birlikte Yunan mezaliminden kurtulmak adına Koçarlı tarafına geçmişler. Savaş sonrası İncirliova’ya geri dönmüşler.
1925 yılında, henüz 12 yaşındayken terzilik sanatını öğrenmek için İzmir’e yürüyerek gitmiş. O zamanlar tren varmış ancak pahalı olduğu için binememiş. Cebinde parası yok, başında babası yok... O küçük yaşında bu zorlu yola çıkmış. Tabii orada açlık ve susuzluk yaşamış, bazen hanlarda bazen dışarıda yatmış, hipotermi geçirmiş. Ailesine, İncirliova’dan İzmir'e gelip giden tüccarlarla haber gönderirmiş. Tüm bu zorluklara rağmen o genç yaşında terziliği öğrenmiş.
Cepheden Dükkâna, Dükkândan Aşk’a: 
Aradan yıllar geçmiş. Bir gün tüccarın biri, "Salih, kâğıdın geldi, askere gideceksin," demiş. Böylelikle, İzmir’de geçen 8 yılın ardından memleketine dönmüş. O dönem askerlik 3 yıl yapılıyormuş. Dedemin askerliği 1933 yılında Erzurum’a, piyade olarak çıkmış. Orada Nazilli’den gelen Keresteci Mehmet Efendi ile tanışmışlar. Hatta Mehmet Efendi'nin o dönem yaptığı koltukları hâlâ kullanıyoruz. Dedem atölyede, Mehmet Efendi ise marangozhanede görev yapmış. Hava o kadar soğukmuş ki "tükürsen havada donup yere öyle düşüyor" dermiş.
Sağ üstte Dedem Salih Aydınoğlu ve Babaannem Ayşe İsmet Aydınoğlu görülmekte.
Askerlik bitip döndükten bir süre sonra Alman Harbi (İkinci Dünya Savaşı) patlak vermiş. Bu sefer seferberlik ilan edilmiş ve dedem Çanakkale’ye çağrılmış. Babasının şehit olduğu yerde kendisi de görev yapmış. Orada yine Mehmet Efendi ile karşılaşmışlar; yine biri marangozhanede diğeri atölyede çalışmış. Almanlar Bulgaristan ve Yunanistan’a kadar girmiş ancak savaş Türkiye’ye sıçramayınca terhis edilmişler.

Dedem dönünce Aydın merkezde bir terzi dükkânı açmış. Bir süre sonra babaannem Ahmet kızı Ayşe İsmet’ i (d.1923) görüp âşık olmuş. Babaannem; Eskişehir Sivrihisarlı Ahmet Bey (d.1889) ile Makedonya (Cumabala) doğumlu Zehra Hanım’ın (d.1903) en büyük kızlarıymış. Ahmet Bey, Aydın’ın Cumhuriyet sonrası ilk Evkaf Müdürü; annesi Zehra Hanım ise öğretmen. İsmet ninem ve kardeşleri o dönemin lise mezunu, Aydın’ın tanınan insanlarıydı. Çevresindekiler dedeme, "Zengin kızıdır, isteyeni çoktur, zordur," deseler de dedem sevmiş, istemiş ve tanışmışlar. Solda Yuca ailesi: Ayaktakiler Saadet Yuca, A. İsmet Aydınoğlu, Meserret Yuca, Salih Aydınoğlu ve Servet Yuca. Oturanlar: Zehra Yuca, Mürüvvet Yuca ve Evkaf Müdürü Ahmet Yuca görülmekte.

Soyadı kanunundan sonra “Yuca” soyadını alan Ahmet Yuca ve ailesinin saygınlığını şu anekdotla özetleyebilirim: İsmet ninemin en küçük kardeşi Mürüvvet Yuca (d.1934), merhum Başbakan Adnan Menderes’in Aydın’a geldiğinde yaverini gönderip babası Ahmet Yuca’ yı sohbete çağırdığını anlatırdı. Bir keresinde Adnan Menderes, "Ahmet, seni siyasette görmek isterim, milletvekili ol, birlikte çalışalım" dediğinde büyük dedem; "Adnan, beni muhteris insanlarla uğraştırma. Benden burada ne istersen başım üstüne, desteğin daimdir ama benden bunu isteme" diyerek ricada bulunmuş. O zamanın bilinen insanları Eyüp Şahin ve ailesi ile de karşılıklı misafirlikleri olurmuş. Mürüvvet teyzemin, Ekrem Çiftçi’nin konağının bahçesinde Kazım Karabekir ve ikiz kızları ile saklambaç oynadıklarına dair bir anısı da vardı.
Sağ üstte dedem Salih Aydınoğlu görülmekte.
Dedem ve babaannem 1945 yılında evlenmişler. Salih dedemin ağabeyi Kadir Aydınoğlu’nun eşi Lütfiye Hanım, dedemin evlendiği günün akşamında doğumu başlamış. Bu sevinçli haberi duyan dedem apar topar hastaneye gitmiş, onu damatlıkla doğumhanede görenler durumu anlayamamış; "Nasıl olur da evlendiği gün doğuma gelir?" diye tepki göstermişler. Dedem durumu, "Yeğenim oluyor, kardeşime desteğe geldim," diyerek açıklamış. Dedemin dükkânının olduğu yer, Batı Gazi Bulvarı’nda "Alişan’ın Oteli" olarak biliniyormuş. Alişan, dedemin annesi Gülsüm Hanım’ın babasıymış. Şimdiki İzmir Bulvarı otoban çıkışındaki benzinlik, 1940’lı yıllarda dedemin incir bahçesiymiş. Orayı satıp oteli yıkmış ve yerine altı iki dükkân, üstü ev olan bir bina yapmış. Sağdaki dükkân dedemin prova yeri ve atölyesi, soldaki ise Ahmet Toker’in "Çiçek Kolonyası" dükkânıymış. Oğlu Namuk Toker, Süleyman Demirel’in Aydın’daki sağ koluymuş; Demirel geleceği zaman arar haber verir hazırlıkları o yaparmış.

Dedem Salih Aydınoğlu, 1954 yılında İsmet Sezgin’in damatlığını diktiğinde bilmeden; geleceğin Belediye Başkanı’nın, Bakanı’nın, Meclis Başkanı’nın ve siyasetin “İsmet Abi” sinin şıklığına imza atmış. İsmet Sezgin’in o 'klas' duruşu, Aydınlı bir sanatkâr bir zanaatkârın el emeğiyle şekillenmişti. Nitekim İsmet Sezgin, 1 sene sonra Türkiye’nin o zamanki en genç belediye başkanlarından biri oldu. Bir sohbetimizde Bekir Dericioğlu’nun anlattığına göre; zamanında Ankara’ya gitmeden önce bir terziye diktirdiği ve üzerine hiç oturmayan takımı dedem küçük bir iki dokunuşla "jilet gibi" yapmış. Anısının üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen kıvançla anlatmıştı. 1955-56 yıllarında dedem göz doktoruna gittiğinde, doktor "Gözlerin bozuluyor, terziliği bırakmalısın," dediği için o da yıllar içinde terzi atölyesini konfeksiyon dükkânına çevirmiş.
Üstte babam Nurullah Aydınoğlu Askerken.
Bando Majörü ve Oyuncakçı Nurullah:
Babam (Nurullah Aydınoğlu), Nisan 1951'de doğuyor. Vakti gelince Gazipaşa İlköğretim Okulu’na başlıyor. Hâlâ o dönemden arkadaşlarıyla karşılaştığım olur; kendilerini tanıtır, babama selam söylerler, oturup çay içip sohbet ederiz. 1960’lı yıllar geçip 70’lere doğru gelirken babam ortaokulda izcilik yapıyor, ardından Güneş Spor’ da futbol oynuyor ve müziğe merak salıyor; mandolin kursuna giderek müzik eğitimi alıyor. Sonra dedem Salih Aydınoğlu ile ticarete atılıyor.
Salih dedem terziliği bırakınca işini konfeksiyona çeviriyor. Ancak hazır giyim işinde veresiye çok olduğu için bu işi sürdürmek istemiyorlar. Babam, “Baba bu işi yapmayalım; düğme, iplik, kumaş gibi ürünlerin satıldığı tuhafiye işine girelim. Hem terzilikten tam kopmayız hem de terzi esnafına ürün tedarik ederiz” diyor. Öyle de yapıyorlar.

1971 yılında babam askere gidince dedem dükkânda tek başına kalıyor ve parça işlerden bunalıyor. Babama, “Oğlum, tek başıma bu işin altından kalkamayacağım ya kapatacağım ya da başka bir şey yapacağım,” diyor. Babamın önerisiyle dükkânı oyuncakçıya dönüştürüyorlar. 70’li yılların başında Aydın’da çocuk oyuncağı satan dükkân olmadığı için, babamın “Oyuncakçı Nurullah” olarak tanınacağı o köklü temeller o günlerde atılıyor.

Babamın acemi birliği şans eseri Aydın’a çıkıyor. Dayısı Kaptan Servet Yuca ve büyük dayısı Kaptan Şevki Açıkalın gibi bahriyeli olmak istese de bu arzusu gerçekleşmiyor. Ancak komutanı, “Allah sana torpil geçmiş, bir torpil de ben geçeyim; seni dağıtıma göndermiyorum, burada tambur majör olacaksın,” diyor. Böylece babam usta birliğini de Aydın Topyatağında tamamlıyor. Müzik altyapısı ve yetenekleri sebebiyle babam askeri bando majörü olarak belki de Türkiye’nin ilk ve tek Afro-Türk askeri bando majörü oluyor. Bandonun en önündeki, tören protokollerini uygulatan, müzikal koordinasyonu sağlayarak 19 Mayıs, 29 Ekim gibi milli bayramlarda ve çeşitli törenlerde; stadyumda olsun, Kent meydanında olsun, remi geçitlerde olsun majör asası ile askeri bando takımını yöneten o kişidir.
Askerlik dönüşü "Bach-73" isimli bir müzik grubu kuruyorlar. Babam birkaç yıl bas gitaristlik yapıyor. Bana o günleri anlatırken, “Düğünlerden güzel para kazanıyorduk ama gece geç saatlere kadar çalışıp sabah dükkân açmak çok zordu. Birini seçmem gerekiyordu, ben de dükkân hayatını seçtim,” derdi. Ticareti tercih ederek müzik hayatını sonlandırıyor.

Yukarıda Annem, Babam solda ablam, sağda eşim Mine, ben ve ailemizin en küçük bireyi Nil Meva Aydınoğlu görülmekte.
Babamın bir anısı da şimdiki Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin ’in dedesi Hasan Yüksel ile. Hasan Bey o zamanlar dükkân komşumuz. Babam oyuncak satarken kimi zaman değişik ve orijinal şaka oyuncakları da getirirmiş. Bir gün gerçeğine çok benzeyen oyuncak yılanlar getiriyor. Dükkân komşumuz olan Hasan Bey’de oyuncaktan haberi olmayan taksi şoförlerine, çevre esnaflara şaka yapıyor eğleniyorlar. O sırada da kaldırımdan yürümekte olan biri yılanı görünce elinde çanta poşet ne varsa fırlatıp feryat figan yola doğru fırlıyor araçlar duruyor… O an herkes şaşırıp ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Babam durumu anlıyor hemen gidip ne oldu iyi misin oyuncak bu diyerek durumu açıklayıp kişiyi teskin ediyor. Beti benzi atmış olan kişi de çocukluğunda yılan tarafından sokulduğunu bundan dolayı yılan korkusunun olduğunu anlatıyor. Hasan Bey’ de geliyor konuşuyorlar. İşin sonunda su ve çay ikramlarıyla mesele tatlıya bağlansa da orada bulunanların ileride tebessümle hatırlayacağı maceralı bir olay yaşanmış oluyor. 70’li ve 80’li yıllarda dükkânımız, Aydınlı çocukların uğrak noktası halinde... O dönemin çocuklarıyla bugün karşılaştığımızda; dükkânın önünde oyuncağı aldırmak için kendini yere atanların, ebeveynini içeri sokup oyuncağı kapıp kaçanların hikâyelerini dinleyip tebessüm ediyoruz.

Resim; İzmir Bıçakçı Han’da düzenlenen bir etkinlikten. (2025) Solda Eşim Mine, ben Ahmet Salih, kızım Nil Meva ve şövale de babam Nurullah Beyin resmi görülmekte.

Resim; Büyük dedem Ahmet Yuca’dan miras kalan Evkaf Müdürünün Bahçesi olarak bilinen bahçemizde bir anı. Ayaktakiler sol başta ben Ahmet Salih Aydınoğlu, ablalarım Zehra ve Gülşah sağ başta eşim Mine. Oturanlar Annem Cennet, kucağında kızım Nil Meva ve babam Nurullah Aydınoğlu görülmekte.
Kuşaktan Kuşağa Dürüstlük Mirası:
Annem Cennet Aydınoğlu ile 1981 yılında tanışıyorlar. Önce telefonda başlayan o gönül bağı, buluşup anlaşmalarıyla evliliğe uzanıyor. Dedem terziliği yıllar önce bırakmış olsa da babamın damatlığını kendi elleriyle dikiyor. "Terzi Salih Aydınoğlu" etiketi taşıyan o lacivert damatlık hâlâ bizde durur. 1982’de evleniyorlar; ablalarım Gülşah ve Zehra dünyaya geliyorlar. Artık dedemin yaptırdığı iki katlı binanın yerinde Aydınoğlu Apartmanı var. Alt katta dedem ve ninem, üst katta bizler, yıllarca geniş bir aile olarak yaşıyoruz. Babam 80’lerin sonunda hafta içi dükkânla ilgilenirken, hafta sonları emektar "Hacı Murat" arabasıyla Aydın’ın, Köşk’ün, Koçarlı’nın Yenipazar’ın, İncirliova’nın ova ve dağ köylerine kurduğu ekiple tencere satmaya gidiyor. Dedem ise artık geri planda, vaktini yönetiminde olduğu Kızılay Aydın Şubesi’ndeki hayır işlerine vakfediyor.

Aydın Kızılay Şubesi Yönetim Kurulu (sol başta kravatlı olan dedem Salih Aydınoğlu) görülmekte.
1993 yılında ailemin son çocuğu olarak ben, Ahmet Salih Aydınoğlu dünyaya geliyorum. 1995’teki ekonomik krizle birlikte babam dükkânını kiraya verip pazarcılığa başlıyor. 2000’li yılların ortasına kadar süren bu ticaret hayatı, babamın emekliliğinden sonra bir süre devam etse de sona eriyor. Şimdi Köşk’te, büyük dedem Ahmet Yuca’dan miras kalan ve "Evkaf Müdürünün Bahçesi" olarak bilinen yüz yıllık bahçemizde tarımla uğraşıyoruz.
Bir Çanakkale şehidinin (Piyade Onbaşı Nuri) emaneti olan dedem Terzi Salih Aydınoğlu, 18 Kasım 1994’te; yetim bir babanın ilk göz ağrısı babaannem Terzi İsmet Aydınoğlu ise 7 Ocak 1999’da vefat ettiler. Dedem Terzi Salih, babam Oyuncakçı Nurullah... Onların mirasını hem o dükkânda hem de isimlerimde yaşatmaya devam ediyorum. Aynı mekânda, büyüklerimin dürüst esnaflık düsturuyla ticaret hayatımı sürdürüyorum. Çanakkale’de şehit düşen Nuri dedemden, İzmir yollarını arşınlayan Salih dedeme, asasıyla şehri selamlayan Nurullah babama ve burada ismini andıklarımıza sonsuz saygı ve sevgilerimle... Vesselam…
Aydın’da beyefendiliği, saygınlığı, dürüst esnaf olmasıyla isim yapmış olan Nurullah Aydınoğlu Aydın’a İz Bırakanlar Kervanına katılmayı hak etmiştir. Başta kendisine, eşi ve çocuklarına sağlıklı mutlu günler dilerim. Ayrıca Torunu Nil Meva’ya da ömür boyu sağlıklı, mutlu, başarılar dolu bir ömür dilerim.
Aydınoğlu ailesinin yaşam öyküsünü bizimle paylaşan güzel insan Ahmet Salih Aydınoğlu’na teşekkür eder, saygılarımı sunarım.
Haftaya başka bir Aydın’a İz Bırakan şahsın yaşam öyküsünde buluşmak üzere esen kalın. Saygılarımla…



