Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Abdulkadir Turhan
Köşe Yazarı
Abdulkadir Turhan
 

AYDIN’A İZ BIRAKANLAR

Hasan Fehmi Poyrazoğlu; Eğitimci-Araştırmacı Yazar   Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılan güzide şahsiyetlerden biri daha Aydın’ın tarihini araştırıp, Hüseyin Hilmi Bayındır’la birlikte “AYDIN KENTİ Tarihi, Coğrafyası ve Bugünü” adlı ilk eserlerini yazmış ayrıca “Cumhuriyetin 50. Yılında AYDIN, 1973 İl Yıllığı’na da katkı koyup ismini Aydın’ın yerel tarihçileri arasına yazdırmış bir beyefendi. H. Fehmi Poyrazoğlu'nun değişmez ilkelerine değinmeden de olmaz; "nereden gelirsen gel, nerede durursan dur, önemli olan kimden yana olduğun, kime hizmet ettiğindir" ve "insan yaşadığı çağın tanığı ve sorumlusudur." Bu ilkelerden ödün vermeden yaşanmış bir ömür, ömürdür. Bu ilkelere gülüp geçenlere sözüm yoktur. Diye ne güzelde söylemiş. Mekânın cennet olsun Fehmi Hocam. Vefatından önce son eseri olarak bölgenin insanları ve kendini anlatan “KÖKEN” adlı eserini tamamlayıp ölümsüz bir eser daha okurlarına bırakmıştır. Merhum Beyefendiyi yazmak için, saygı değer Hanımefendi Fatma Poyrazoğlu ve Aydın Barosunun tanınmış Avukatlarından olan oğlu Barış Poyrazoğlu’na müracaat ettim. Eşi ve oğlunun anlatımıyla Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun Yaşam öyküsü; Babam Hasan Fehmi Poyrazoğlu, 1927 yılında Muğla merkeze bağlı Kıran Köyünde doğmuş. İlkokulu Kıran Köyünde okumuş, o zamanlar ilkokullar üç yıllıkmış, sanırım üç veya dördüncü sınıftan mezun olduktan sonra Köy Enstitüleri sınavlarına giriyor. İlk olarak Antalya Aksu Köy Enstitüsünü kazanıyor ve bir süre okuduktan sonra okuldaki eğitim, Öğretmen Eğitim kolu ve Sağlık Eğitim kolu diye ikiye ayrılmış. Babam Sağlık kolunu tercih ediyor ve Kızılçullu Köy Enstitüsüne gidiyor. (İzmir’de) Kızılçullu’dan 1947 yılında mezun oluyor ve Sağlık Memuru olarak Meslek hayatına başlıyor. Babam yaşamı boyunca düz bir memurluk yapmamış, çok okuyan, araştıran, toplumdaki gericilikle, sömürü düzeniyle sürekli olarak mücadele eden biri olmuş. Atatürkçü çizgide her zaman mücadelesini hem kültürel hem de siyasal olarak devam ettiren bir insan. Mezun olduktan sonra Muğla da İzmir de ve Aydın da memuriyetini yaparken (ilk memuriyetini Muğla da yapmış) Gazetecilik, Köşe Yazarlığı, Fıkra Yazarlığı yapmış, bunlarla ilgilenmiş. Sendikacılık, Dernek faaliyetleri, siyasal partilerle çalışmalarını ki babası dedem Ali Poyraz Millî Mücadele de Kurtuluş Savaşının Gazilerinden. Babasının, atasının izinde ve sürekli olarak ezilenin yanında, haklının doğrunun yanında olmaya gayret göstermiş. Babamın 1978’de emekli oldu, bu mücadele hayatı emeklilikten sonra da devam etti. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği), Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneklerinde aktif olarak üyelikler yaptı ve siyaset sahnesinden kopmadı. SHP, CHP birleşmesi sırasında SHP’den Aydın İl Başkanlığı görevinde uzun süre bulundu ayrıca parti yönetimlerinde de görevler aldı. Kitap yazmaya meraklıydı mesele rahmetli Hüseyin Hilmi Bayındır’la birlikte Aydın Kenti, Tiral tarihi diye kitaplar yazdığı gibi 1973 yılında basılan Aydın İl Yıllığının bir kısmında babamın emeği vardır. Vefat etmeden evvel en son “KÖKEN” adında bir kitap yazdı. Kitabında kendi ailesinin geçmişten gelen yaşantısını, kaç kuşak gidildiğini, o zamanların hayat şartlarını, kırsaldaki hayat tarzlarını, o zaman ki insanların dünyaya bakışlarını sorgulayan, araştıran bunları bir belgesel haline getirmek için bir çaba sarf etti ve kitabını bizlere miras bıraktı. Babam Memuriyete başladığı günlerde yaşadığı komedi trajik bir olayı sizlerle paylaşmak isterim. İlk memuriyetine (Muğla) Köyceğiz de başlamış, orada gazetede yazdığı bir hicip, Espriyetel veya kara mizah dediğimiz tarzda bir köşe yazısı yazıyor bu nedenle Muğla Yılanlıdağ da Göktepe köyü vardır, oraya tabiri caizse sürgün ediliyor. Bu olay 1950’li yıllarda gerçekleşiyor. Şu an Danıştay dediğimiz kurumun adı o zamanlar Şûra’yı Devlet diye anılıyormuş. Bende Avukatım ama o zamanda meslektaşlarımın dahi adını bilmediği kuruma yani Şûra’yı Devlet’ e dava açan ilk insan babam. Nedeni ise haksız yere atamasının (tayinini) yapılması bunun için uğraşıp mücadele ediyor. Mücadeleci ruhu kendi köyünde ve yöresinde bulunan insanları ağalara karşı (o zamanlar tütün ağaları vardı.) ön ayak olup yol gösterirdi ki özellikle kendi ailesinden babasından başlayarak halkı bilinçlendiren ağaların sömürü düzenini kıran, yıkan rahmetli babam insanları yönlendirip kooperatifçiliği başlatarak, teşvik ederek Atatürkçü çizgisinden taviz vermeden uğraşan bir insandı. Babamın halkçılığı hiç bitmedi ölene kadar mücadele etti. Halka yardım etmeyi çok severdi, mesele ben küçükken hatırlıyorum Aydın’a köyden insanlar gelir babamı bulurdu. Hastası olan, devlet dairesinde işi olan veya Aydın’a işi düşen olurdu. Babam işini gücünü bırakıp onlarla ilgilenir işleriyle uğraşırdı. Yardım etmeyi çok severdi. İşte bu adam cahil, üstü başı kirli, yamalı demezdi. Onu tanımayan insanlar dahi köyden gelip ya işte bir Fehmi Bey vardı diye araştırıp onları babama yönlendirirlerdi ve Babama, ben Hasan Fehmi Beyin yanına geldim beni ona götür derlerdi. Babamın ismini duymuşlar işte, bazı köylülerde Aydın’da bir sağlıkçı var çok akıllı adammış bizim köydenmiş dediler bu yüzden senden yardım istemeye geldik, o sana yardım eder, işini görür dediler, bende ondan geldim gibisiyle köylüler babamın yanına çekinmeden gelirdi. Babam Hasan Fehmi Poyrazoğlu aynı zamanda Türk Milleti aşığı, Atatürk aşığı, yaşadığı toprakların kültürüne, tarihine âşık bir insan ve bunu sadece romantik olarak değil bizzat araştırarak bir katkıda bulunabilir miyim, karınca kaderince diyerek mücadele vermiş biri. Ayrıca Aydında bazı yerlerin isim babasıdır. Mesela Güzelçamlı’da Milli Parkın içinde ZEUS Mağarası denen bir yer vardır. 1966-67 yıllarında Adalet Partisinden Nihad Kürşad Turizm Bakanı Kuşadası’nda turistik potansiyeli incelemek için program çerçevesinde adaya gelecek ve babam o zaman Kuşadası Devlet Hastanesinde görevli. Tabi babamın kültürel birikimini, insanlarla olan iletişimini, etkileşimini o zamanın Kaymakamı Özer Türk biliyor ve babamı tanıdığı için Fehmi Bey Bakanı çevreye sen gezdir demiş, Bunun üzerine babam Bakana Mihmandarlık (Rehberlik) yapıp gezdiriyor. Güzelçamlı Davutlar o zamanlar sade ve sakin bir köy. Babam Milli Park’a doğru Bakanı götürmeye çalışıyor (Milli Park o yıllarda Milli Park değilmiş) Sayın Bakanım bu tarafta bir mağara var görmenizi isterim diyor ve o an aklına Zeus geliyor ve Bakana Zeus Mağarasını görmenizi isterim diyor Zeus ismi de babamın son okuduğu Halikarnas Balıkçısı’nın kitabından esinlenmiş olabilir. Birde Eğe Kültürüne, Antik çağların yaşanmışlıklarına meraklı okuyup araştıran olduğundan Zeus adı aniden aklına geliyor ve gerçekte öyle bir isim yok ama Babam Bakan beye Zeus mağarası diye tanıtınca adı o günden bugüne halk tarafından Zeus Mağarası diye anılıyor. Zeus Mağarasının isim babası babamdır. İkincisi ise Çamlıktan Kuşadası’na giden Atatürk yolu. Bu yolun adının Atatürk konulmasında ön ayak olan ve isim babası yine Hasan Fehmi Poyrazoğlu’dur. II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı Tüm dünyaya gözdağı vermek amacıyla 1937 yılında yapılan “EGE Manevraları” (askeri tatbikat) esnasında senaryoya göre Korgeneral Mustafa Muğlalı ile Atatürk iki cephede savaşan komutan. Muğlalı Paşa denizden çıkartma yapan düşman unsuru. Atatürk ise savunma yapan dost kuvvetleri. Mustafa Muğlalı Paşa Atatürk’ün birliklerini o mıntıkada kuşatmış, bunun üzerine Atatürk burada bir yol olsaydı ben bu kuşatmayı yarardım, takviye güç getirirdim demiş ve şöyle devam etmiş, bize en yakın düşman kim, Yunanistan buradan bir çıkarma yapsa fena olur demek ki buraya bir yol lazım deyince hemen bu yol ham ve stabilize olarak askeri amaçlı açılıyor. Yani bu yol Kuşadası’na bağlanmak için açılmamış ve yıllarca öyle kalmış. Babam bu yolu Cumhuriyet Gazetesindeki köşesine taşıyor, yolun hikâyesini yazıyor. Yolun korunmasını Atatürk’ün istediğini yolun yapılmasını ve adının Atatürk yolu olmasını vurguluyor. Bunun üzerine yol yapılıyor, Atatürk Yolu olarak da tescilleniyor. Üzücü bir olayı da hatırlatmak isterim, Atatürk’ün o zamanlar karargâh olarak kullandığı bina harap durumda Çamlık istasyonunun dibinde. Ben bu binanın durumunu Aydın Askerlik şubesine söyledim, resimlerini çekip getireyim ilgili yerleri bilgilendirelim dedim. O zat bir müddet ilgilendi ama ya da mış gibi yaptı. Söz konusu yer hala harap ve yıkık bir vaziyette. Bir üçüncü isim olayı; Germencik’e giderken Alangülü denen bir köprü vardı. Halk arasında Alangülü söylenip duruyordu, babam bu olayı da Cumhuriyet Gazetesindeki köşesine taşıdı. Şöyle yazdı, Elen Yunanca Helen demek yani burası Yunan gülü değildir, burası Alan gülüdür bu köprünün adının Alangülü olması gerek diyerek kamuoyu ile paylaştı ve bunun üzerine yetkililerce Alangülü tabelası indirilerek yerine babamın önerdiği Alangülü tabelası asıldı. Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun bütün uğraşları halkçılık, halkın hizmetine, kültürüne katkı koymak için uğraştı durdu. Mesela Bozdoğan’ın Körteke ve Yaykın köylerinin susuzluk olayında da babamın ön ayak olması söz konusu, babam oralarda Sağlık Memurluğu yapmış. Eskiden Devletin hizmeti çok güzeldi vatandaşının sağlığını düşünüyordu. O yıllarda tabi sıtma varmış, her eve ayrı ayrı sıtma ilaçı dağıtıyor, köylünün ayağına kadar aşılarını götürüyor, ilaçlarını veriyor ve köylülere sağlık dersleri veriyorlarmış ve bu işleri birinci elden uzmanlara yaptırıyorlarmış. Babam Köy Enstitüler mezunu olduğundan sağlık öğretmenliği yönü de var. Köylüleri topluyor, sağlıkla ilgili sinema gösterimleri yapıyor. Fenni tuvalet nasıl yapılır, eller nasıl yıkanır gibi. Bizim halkımız yüzyılların birikimi olan cehalettin, geri kalmışlığın, terk edilmişliğin içerisinde. Tabi en büyük etkende yıllarca süren savaşlarda olabilir ama elini bile yıkamasını bilmeyen bir halkımız varmış. O zamanlar temel hijyen kuralları yok, bir fenni tuvaletin inşası nasıl yapılır gibi konuları bizatihi babam göstererek yapan ders veren biri. Babam orada sağlık hizmeti verirken köylerdeki aşırı susuzluğu fark ediyor. 1970’lı yıllarda Aydın İl Sağlık Müdürü Emine Alkan Hanımefendi, babamda İl Sağlık Müdür Yardımcısı pozisyonundaydı ve ben çocukken Emine hanıma (Allah rahmet eylesin) Babaanne derdim o kadar samimiydik. Eğitimci-Araştırmacı Yazar (Merhum) Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun yaşam öyküsünün ikinci bölümüne haftaya kaldığımız yerden devam edilecektir. Saygılarımla.
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi

AYDIN’A İZ BIRAKANLAR

Hasan Fehmi Poyrazoğlu; Eğitimci-Araştırmacı Yazar

 

Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılan güzide şahsiyetlerden biri daha Aydın’ın tarihini araştırıp, Hüseyin Hilmi Bayındır’la birlikte “AYDIN KENTİ Tarihi, Coğrafyası ve Bugünü” adlı ilk eserlerini yazmış ayrıca “Cumhuriyetin 50. Yılında AYDIN, 1973 İl Yıllığı’na da katkı koyup ismini Aydın’ın yerel tarihçileri arasına yazdırmış bir beyefendi. H. Fehmi Poyrazoğlu'nun değişmez ilkelerine değinmeden de olmaz; "nereden gelirsen gel, nerede durursan dur, önemli olan kimden yana olduğun, kime hizmet ettiğindir" ve "insan yaşadığı çağın tanığı ve sorumlusudur." Bu ilkelerden ödün vermeden yaşanmış bir ömür, ömürdür. Bu ilkelere gülüp geçenlere sözüm yoktur. Diye ne güzelde söylemiş. Mekânın cennet olsun Fehmi Hocam.

Vefatından önce son eseri olarak bölgenin insanları ve kendini anlatan “KÖKEN” adlı eserini tamamlayıp ölümsüz bir eser daha okurlarına bırakmıştır. Merhum Beyefendiyi yazmak için, saygı değer Hanımefendi Fatma Poyrazoğlu ve Aydın Barosunun tanınmış Avukatlarından olan oğlu Barış Poyrazoğlu’na müracaat ettim. Eşi ve oğlunun anlatımıyla Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun Yaşam öyküsü;

Babam Hasan Fehmi Poyrazoğlu, 1927 yılında Muğla merkeze bağlı Kıran Köyünde doğmuş. İlkokulu Kıran Köyünde okumuş, o zamanlar ilkokullar üç yıllıkmış, sanırım üç veya dördüncü sınıftan mezun olduktan sonra Köy Enstitüleri sınavlarına giriyor. İlk olarak Antalya Aksu Köy Enstitüsünü kazanıyor ve bir süre okuduktan sonra okuldaki eğitim, Öğretmen Eğitim kolu ve Sağlık Eğitim kolu diye ikiye ayrılmış. Babam Sağlık kolunu tercih ediyor ve Kızılçullu Köy Enstitüsüne gidiyor. (İzmir’de) Kızılçullu’dan 1947 yılında mezun oluyor ve Sağlık Memuru olarak Meslek hayatına başlıyor. Babam yaşamı boyunca düz bir memurluk yapmamış, çok okuyan, araştıran, toplumdaki gericilikle, sömürü düzeniyle sürekli olarak mücadele eden biri olmuş. Atatürkçü çizgide her zaman mücadelesini hem kültürel hem de siyasal olarak devam ettiren bir insan.

Mezun olduktan sonra Muğla da İzmir de ve Aydın da memuriyetini yaparken (ilk memuriyetini Muğla da yapmış) Gazetecilik, Köşe Yazarlığı, Fıkra Yazarlığı yapmış, bunlarla ilgilenmiş. Sendikacılık, Dernek faaliyetleri, siyasal partilerle çalışmalarını ki babası dedem Ali Poyraz Millî Mücadele de Kurtuluş Savaşının Gazilerinden. Babasının, atasının izinde ve sürekli olarak ezilenin yanında, haklının doğrunun yanında olmaya gayret göstermiş.

Babamın 1978’de emekli oldu, bu mücadele hayatı emeklilikten sonra da devam etti. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği), Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneklerinde aktif olarak üyelikler yaptı ve siyaset sahnesinden kopmadı. SHP, CHP birleşmesi sırasında SHP’den Aydın İl Başkanlığı görevinde uzun süre bulundu ayrıca parti yönetimlerinde de görevler aldı. Kitap yazmaya meraklıydı mesele rahmetli Hüseyin Hilmi Bayındır’la birlikte Aydın Kenti, Tiral tarihi diye kitaplar yazdığı gibi 1973 yılında basılan Aydın İl Yıllığının bir kısmında babamın emeği vardır. Vefat etmeden evvel en son “KÖKEN” adında bir kitap yazdı. Kitabında kendi ailesinin geçmişten gelen yaşantısını, kaç kuşak gidildiğini, o zamanların hayat şartlarını, kırsaldaki hayat tarzlarını, o zaman ki insanların dünyaya bakışlarını sorgulayan, araştıran bunları bir belgesel haline getirmek için bir çaba sarf etti ve kitabını bizlere miras bıraktı.

Babam Memuriyete başladığı günlerde yaşadığı komedi trajik bir olayı sizlerle paylaşmak isterim. İlk memuriyetine (Muğla) Köyceğiz de başlamış, orada gazetede yazdığı bir hicip, Espriyetel veya kara mizah dediğimiz tarzda bir köşe yazısı yazıyor bu nedenle Muğla Yılanlıdağ da Göktepe köyü vardır, oraya tabiri caizse sürgün ediliyor. Bu olay 1950’li yıllarda gerçekleşiyor. Şu an Danıştay dediğimiz kurumun adı o zamanlar Şûra’yı Devlet diye anılıyormuş. Bende Avukatım ama o zamanda meslektaşlarımın dahi adını bilmediği kuruma yani Şûra’yı Devlet’ e dava açan ilk insan babam. Nedeni ise haksız yere atamasının (tayinini) yapılması bunun için uğraşıp mücadele ediyor.

Mücadeleci ruhu kendi köyünde ve yöresinde bulunan insanları ağalara karşı (o zamanlar tütün ağaları vardı.) ön ayak olup yol gösterirdi ki özellikle kendi ailesinden babasından başlayarak halkı bilinçlendiren ağaların sömürü düzenini kıran, yıkan rahmetli babam insanları yönlendirip kooperatifçiliği başlatarak, teşvik ederek Atatürkçü çizgisinden taviz vermeden uğraşan bir insandı. Babamın halkçılığı hiç bitmedi ölene kadar mücadele etti. Halka yardım etmeyi çok severdi, mesele ben küçükken hatırlıyorum Aydın’a köyden insanlar gelir babamı bulurdu. Hastası olan, devlet dairesinde işi olan veya Aydın’a işi düşen olurdu. Babam işini gücünü bırakıp onlarla ilgilenir işleriyle uğraşırdı. Yardım etmeyi çok severdi. İşte bu adam cahil, üstü başı kirli, yamalı demezdi. Onu tanımayan insanlar dahi köyden gelip ya işte bir Fehmi Bey vardı diye araştırıp onları babama yönlendirirlerdi ve Babama, ben Hasan Fehmi Beyin yanına geldim beni ona götür derlerdi. Babamın ismini duymuşlar işte, bazı köylülerde Aydın’da bir sağlıkçı var çok akıllı adammış bizim köydenmiş dediler bu yüzden senden yardım istemeye geldik, o sana yardım eder, işini görür dediler, bende ondan geldim gibisiyle köylüler babamın yanına çekinmeden gelirdi.

Babam Hasan Fehmi Poyrazoğlu aynı zamanda Türk Milleti aşığı, Atatürk aşığı, yaşadığı toprakların kültürüne, tarihine âşık bir insan ve bunu sadece romantik olarak değil bizzat araştırarak bir katkıda bulunabilir miyim, karınca kaderince diyerek mücadele vermiş biri. Ayrıca Aydında bazı yerlerin isim babasıdır. Mesela Güzelçamlı’da Milli Parkın içinde ZEUS Mağarası denen bir yer vardır.

1966-67 yıllarında Adalet Partisinden Nihad Kürşad Turizm Bakanı Kuşadası’nda turistik potansiyeli incelemek için program çerçevesinde adaya gelecek ve babam o zaman Kuşadası Devlet Hastanesinde görevli. Tabi babamın kültürel birikimini, insanlarla olan iletişimini, etkileşimini o zamanın Kaymakamı Özer Türk biliyor ve babamı tanıdığı için Fehmi Bey Bakanı çevreye sen gezdir demiş, Bunun üzerine babam Bakana Mihmandarlık (Rehberlik) yapıp gezdiriyor. Güzelçamlı Davutlar o zamanlar sade ve sakin bir köy. Babam Milli Park’a doğru Bakanı götürmeye çalışıyor (Milli Park o yıllarda Milli Park değilmiş) Sayın Bakanım bu tarafta bir mağara var görmenizi isterim diyor ve o an aklına Zeus geliyor ve Bakana Zeus Mağarasını görmenizi isterim diyor Zeus ismi de babamın son okuduğu Halikarnas Balıkçısı’nın kitabından esinlenmiş olabilir. Birde Eğe Kültürüne, Antik çağların yaşanmışlıklarına meraklı okuyup araştıran olduğundan Zeus adı aniden aklına geliyor ve gerçekte öyle bir isim yok ama Babam Bakan beye Zeus mağarası diye tanıtınca adı o günden bugüne halk tarafından Zeus Mağarası diye anılıyor. Zeus Mağarasının isim babası babamdır.

İkincisi ise Çamlıktan Kuşadası’na giden Atatürk yolu. Bu yolun adının Atatürk konulmasında ön ayak olan ve isim babası yine Hasan Fehmi Poyrazoğlu’dur. II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı Tüm dünyaya gözdağı vermek amacıyla 1937 yılında yapılan “EGE Manevraları” (askeri tatbikat) esnasında senaryoya göre Korgeneral Mustafa Muğlalı ile Atatürk iki cephede savaşan komutan. Muğlalı Paşa denizden çıkartma yapan düşman unsuru. Atatürk ise savunma yapan dost kuvvetleri. Mustafa Muğlalı Paşa Atatürk’ün birliklerini o mıntıkada kuşatmış, bunun üzerine Atatürk burada bir yol olsaydı ben bu kuşatmayı yarardım, takviye güç getirirdim demiş ve şöyle devam etmiş, bize en yakın düşman kim, Yunanistan buradan bir çıkarma yapsa fena olur demek ki buraya bir yol lazım deyince hemen bu yol ham ve stabilize olarak askeri amaçlı açılıyor. Yani bu yol Kuşadası’na bağlanmak için açılmamış ve yıllarca öyle kalmış. Babam bu yolu Cumhuriyet Gazetesindeki köşesine taşıyor, yolun hikâyesini yazıyor. Yolun korunmasını Atatürk’ün istediğini yolun yapılmasını ve adının Atatürk yolu olmasını vurguluyor. Bunun üzerine yol yapılıyor, Atatürk Yolu olarak da tescilleniyor.

Üzücü bir olayı da hatırlatmak isterim, Atatürk’ün o zamanlar karargâh olarak kullandığı bina harap durumda Çamlık istasyonunun dibinde. Ben bu binanın durumunu Aydın Askerlik şubesine söyledim, resimlerini çekip getireyim ilgili yerleri bilgilendirelim dedim. O zat bir müddet ilgilendi ama ya da mış gibi yaptı. Söz konusu yer hala harap ve yıkık bir vaziyette.

Bir üçüncü isim olayı; Germencik’e giderken Alangülü denen bir köprü vardı. Halk arasında Alangülü söylenip duruyordu, babam bu olayı da Cumhuriyet Gazetesindeki köşesine taşıdı. Şöyle yazdı, Elen Yunanca Helen demek yani burası Yunan gülü değildir, burası Alan gülüdür bu köprünün adının Alangülü olması gerek diyerek kamuoyu ile paylaştı ve bunun üzerine yetkililerce Alangülü tabelası indirilerek yerine babamın önerdiği Alangülü tabelası asıldı.

Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun bütün uğraşları halkçılık, halkın hizmetine, kültürüne katkı koymak için uğraştı durdu. Mesela Bozdoğan’ın Körteke ve Yaykın köylerinin susuzluk olayında da babamın ön ayak olması söz konusu, babam oralarda Sağlık Memurluğu yapmış. Eskiden Devletin hizmeti çok güzeldi vatandaşının sağlığını düşünüyordu. O yıllarda tabi sıtma varmış, her eve ayrı ayrı sıtma ilaçı dağıtıyor, köylünün ayağına kadar aşılarını götürüyor, ilaçlarını veriyor ve köylülere sağlık dersleri veriyorlarmış ve bu işleri birinci elden uzmanlara yaptırıyorlarmış. Babam Köy Enstitüler mezunu olduğundan sağlık öğretmenliği yönü de var. Köylüleri topluyor, sağlıkla ilgili sinema gösterimleri yapıyor. Fenni tuvalet nasıl yapılır, eller nasıl yıkanır gibi. Bizim halkımız yüzyılların birikimi olan cehalettin, geri kalmışlığın, terk edilmişliğin içerisinde. Tabi en büyük etkende yıllarca süren savaşlarda olabilir ama elini bile yıkamasını bilmeyen bir halkımız varmış. O zamanlar temel hijyen kuralları yok, bir fenni tuvaletin inşası nasıl yapılır gibi konuları bizatihi babam göstererek yapan ders veren biri. Babam orada sağlık hizmeti verirken köylerdeki aşırı susuzluğu fark ediyor. 1970’lı yıllarda Aydın İl Sağlık Müdürü Emine Alkan Hanımefendi, babamda İl Sağlık Müdür Yardımcısı pozisyonundaydı ve ben çocukken Emine hanıma (Allah rahmet eylesin) Babaanne derdim o kadar samimiydik.

Eğitimci-Araştırmacı Yazar (Merhum) Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun yaşam öyküsünün ikinci bölümüne haftaya kaldığımız yerden devam edilecektir.

Saygılarımla.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.