Hasan Fehmi Poyrazoğlu; Eğitimci-Araştırmacı Yazar II.
Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılan güzide şahsiyetlerden biri daha Aydın’ın tarihini araştırıp, Hüseyin Hilmi Bayındır’la birlikte “AYDIN KENTİ Tarihi, Coğrafyası ve Bugünü” adlı ilk eserlerini yazmış ayrıca “Cumhuriyetin 50. Yılında AYDIN, 1973 İl Yıllığı”na da katkı koyup ismini Aydın’ın yerel tarihçileri arasına yazdırmış bir beyefendi. H. Fehmi Poyrazoğlu'nun Yaşam öyküsünün II. Bölümüne kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Babam Cumhuriyet Gazetesindeki yazı dizisine bu sefer Yaykın ve Körteke’deki susuzluğu yazıyor ve Yirminci yüz yılda egenin göbeğinde susuz köy manşetiyle yayınlanıyor. Bu köylerde 1950’lı yıllarda birer çeşme yapılıyor ama çeşmelerden hiç su akmamış halk dalga geçer gibi bunları süs diye yapmışlar diyorlarmış. Bu olay Cumhuriyet gazetesinde yayınlanınca haber ses getiriyor. 1970’lı yılların Bayındırlık Bakanı Adalet Partiden Turgut Yaşar Gülez Beyefendi Valiliği ve Sağlık Müdürlüğünü arıyarak gidip araştırın bu gazetede yayaınlanan olay gerçekmi, yalan mı diye talimat veriyor. Olaydan haberdar olan babam köylüleri organize ediyor, bakın yetkililer bu köylere gelecekler. Susuzluktan ne kadar müzdarip olduğunuzu gösterin. Onlara halkın yıkanacak suyu, temizlik yapacak suyu yok. İçme suyu zaten yok deyin diye tembihliyor ve yukarıda adı geçen köyler bu vesile ile sularına kavuşuyorlar.
Bir olay daha var. Babamın toplumsal, tarihsel bir hizmeti daha Paşayaylasına giderken Gözyakası diye bir köy vardır. Eski adı Araplıdır. Babam tabi oralarda da hizmetini ifa ederken burayıda araştırmış. Yunanlılar işgalde burada katliam yapmışlar, babamda merak etmiş, yunanlılar niye buraya kadar gelip katliam yapsınlar diye ve araştırmış. Gerçekten de burada bir Yunan katliamı olmuş. Burada Sarı İmam lakaplı bir Yunan işbirlikçisi varmış. Aydın’daki Yunan komutanını kışkırtarak Gözyakası halkının tamamını resmen katliam yapıp suçsuz günahsız köylüleri öldürmüşler. Bu olayıda babam basın yoluyla kamoyu ile paylaştı başta ulusal gazetelerde sonra Aydın yerel gazetelerde ve o zamanın Aydı’ın tek Televizyon kanalı olan AYTV’ye çıkıp anlattı ve olayın geçtiği yere Yunan Mezalinin yapıldığı unutulmasın diye oraya anıt yapılmasına ön ayak oldu. Babam rahmetli Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nun bu tür olaylara ön ayak olması hemen bir çırpıda aklıma gelenler.
Hele bir de Muğladaki Köy Ağalarına yaptıkları onları nasıl yok ettiği olaylar var ki nasıl anlatsam bilmiyorum ama daha önce yayınlanmış bir makalesi var onu sizlerle paylaşayım.
TÜTÜN MESELESİ
Bölgemde sağlık memuru olarak göreve başladığım günlerde, köylerimiz ve köylülerimiz için olayları başka gözle görüyor, başka güzellikler düşlüyordum. Ben onlardan farklıydım bu farkım bilinmeliydi. Bir yerlerden başlamalıydım. Sorunlar çok ve çapraşık görünseler de mutlaka bir çözüm yolu bulunurdu. Sorunların çözümünü ve başarının sırrının öncelikle ve kısa vadede başarılabilecek konuyu öncelik sırasına koymaktadır. Önceliği olan sorun kısa vadede çözüme ulaşırsa ve yeni durumun yararları hemen görülürse, köylünün bize inanması, güvenmesi sağlanmış olurdu. Köy Enstitülerinde öğrendiklerimizin özü böyleydi.
İlk uygulamayı babamda denedim. Babam bana inanırsa, diğer hemşehrilerim de bana inanırdı. Babam o yıl ürünün satıldığını, ağamıza 5 lira borçlu kaldığımızı, Ağamızın bu yeni borcu yeni yılda açacağı sayfasına yazacağını, ağa kapısının açık olduğunu, başkaca sıkıntımız olmadığını, gereksinme duyduğu anda ağanın imdadına yetişeceğini sandı, içten bir duygu ve aynı zamanda saygı ile anlattı.
Oturup hesap ettik. Tütünün balyalandığında kaç kilo olduğu hakkında bilgisi var idi. Ağanın mağazasından aldıklarını, piyasa değerinin üstünde bir hesapla topladım Tütün satış fiyatları genelde bilinir ve en çok konuşulan bir konudur. O nedenle herkesin tütün fiyatları hakkında bilgisi vardır. Ağa para olarak bir şeyler vermez. Daima mağazasında olan malları vardır. Mağazasında olan mallardan verir. Ağanın mağazasında (buna depo demek daha doğrudur) o yöre halkının gereksinim duyacağı hemen her şey vardır. Esasen gereksinme duyulan mallar da sınırlıdır. Ayakkabı, şapka, bez cinsleri (buna yırtım denilir) tuz sabun yağ vb. ürünler. Yaptığımız hesap sonucu, ağadan 125 lira alacaklı olduğumuz meydana çıktı. Önce babamın aklı buna pek ermedi. Ona göre Ağa hile yapmaz, Allah'tan korkar. Hemi de ağa hocadır. Cuma namazını kıldırır ve hutbe okur. (Pek tabii olarak ta halkın beynini yıkar ve düzenine sadık kalınmasını sağlar) "Böyle bir kimse benim hakkımı yemez" diye diretti. Sonunda ben ona dedim ki
- Baba senin oğlunum, okumuş yazmış bir kimseyim. Devlet ve sen beni niçin okuttunuz. Hesabımızı kitabımızı bilelim, yolumuzu, yöremizi daha iyi görelim diye okuttunuz. Bu böyle ise benim çizdiğim, gösterdiğim yoldan gidelim, göreceksiniz ilerimiz daha iyi olacak.
Bu söyleşiden sonra onu, ağadan ayrılıp kooperatife üye olmaya inandırdım.
İlk maaşımı alır almaz ona verdim, gidip bucak merkezimiz olan Yerkesim Tarım Kredi Kooperatifi'ne üye oldu. Babama 500 TL kredi çıkarıldı. 250 TL hemen, kalanı ekimde, kırımda ödenecekti. Babam aldığı parayı düğüm, düğüm üstüne atarak anneme vermiş. Ona "Sandığın dibine sakla ve kimse almasın oracıkta tütün satımına kadar dursun" demiş. Bundan amaç ürettiği tütünü satamazsa, ya da tütünün değeri alınan krediden az olursa parayı geri verecek ve mallarına haciz gelmeyecek.
Bizim insanlarımız var olanla yetinirler ve erişemediklerini, kendilerine acındırmak suretiyle başkalarından istemez, ya da yasa dışı yollarla o malı elde etmek gibi bir özellikleri yoktur. "Her zaman sıkılıyoruz, Biraz daha dişimi sıkar ve tütün satımına ulaşırım" diyerek fedakârlıkta bulunurlar. Tütün kendi hesabımıza olduğu için satış belgesini babam ilk kez imzaladı. O yıl ve ekseriya her yıl tütünler tekel idaresine satılır. Yöremizin kıraç olması tütün kalitesinin yüksek olmasını sağlar. Tekelde pazarlık yoktur. Devlet tütüne ne değer biçmişse, parasını ona göre ve zamanında öder. Tüccar ise adeta pazarlık eder, teslimde kilo düşer, "su çürüğü" der kilo azaltır, parasını geç öder.
Babam tekel idaresinden aldığı çeki Ziraat Bankasına götürür. Veznedar sayarak bir tomar parayı eline verir. Hayatında ilk kez tütün parasını eline almaktadır. Paralar eline sıcacık gelir. "Bu para çok bir kere daha sayar mısınız, yanlışlık olmasın" deyince; memur bir kez daha sayar ve "amca al senin alın terin bu, güle, güle çoluk, çocuğunla harca" deyince, babam tekrar söz alarak, benim kooperatife 250 lira borcum var, onu da içinden kesebilir misiniz" diye sorunca, memur: "amca kooperatif borcun kesildi, burada 400 lira var tamamı senin" diye olayı pekiştirir. O andaki babamın duygularını anlatışına hepimizin ortak olabilmesi için aynen kendi deyimiyle yazıyorum. "O anda içinde bulunduğum binanın çatısı havaya uzdu. Yılduzlar, gökyüzü, güneş hapsi üstüme yağdı. Öyle sandım. Demek ki yıllar yılı başkalarına kölelik etmişiz. Ekmeğin yanında, zeytin silkme diye bir söz vardır, bu sözün anlattığı gibi, biz hep ekmeğimizin yanında ağamıza hizmet etmişiz. Ağamız bizleri bedava bedel gibi kullandığı halde bir lokma ekmek bile vermemişlerdi. Eğer oğlumu dinlemeyip ağada kalsa idim gene 5 lira borçlu kalacaktım" diyerek söze başlarken; köylülere döner "hiç vakit geçirmeden, kooperatife gidin kendinizin yetiştirdiği emeğinize kendiniz sahip çıkın. Kanımızı daha fazla emdirmeyelim, bu sözler ağayı kızdırırmış, kızdırsın onlardan korkmuyorum, korkmayalım" diyerek köylülerine, hemşehrilerine öncülük etti, yol gösterdi. Köyümüz ve çevre köylerinde iki yıl içinde kooperatif üyesi olmayan tek kişi kalmadı. Ağaların "nankörler" diyerek köylüleri aşağıladığını duyduk onlarla kimse konuşmuyordu.
Anlattığım olay asla bir senaryo, düzmece bir öykü değildir. Yeri, yılı ve olayı yaşayanlar bellidir. 1945 yılından itibaren andığımız olaylar Anadolu'nun binlerce köyünde yaşanmaya başlandı.
Hasan Fehmi Poyrazoğlu’nu bir de eşi Fatma Poyrazoğlu Hanımefendi hocamdan dinleyelim nasıl tanıştılar, neler paylaştılar Fatma Hocamın anlatımıyla eşi Merhum H. Fehmi Bey;
Ben öğretmenlik için Köy Enstitülerinin kız bölümüne kayıt yaptırdım, eğitimim devam ederken Demokrat Partinin Köy Enstitüleri kapatmasından sonra Bolu Kız Enstitüsünden mezun oldum.
Ben öğrencilik yıllarımda tatile gelmiştim. Tatil sonunda okula dönecem ama arabalar dolu hepside yedek subay adayları. Muğlada otobüs firmalarında bir yer açılsın diye rahmetli babam uğraşıyor, benim okula yetişmem lazım o esnada bir bey çıkıyor, oda Fehmi beymiş. Benim yanımda bir boş yer var arkadaşım gelmedi, onun yerini size alalım deyince rahmetli babam hemen bileti alıyor ve ben onun sayesinde Ankara’ya ulaştım. Ankara’dan da araba değiştirerek Bor’a yani okuluma ulaştım.
Bu vesile ile Fehmi Beyin babası ile benim babam tanışıyorlar ve ahbap oluyorlar. Sonrasında nişanlılık, evlilik gerçekleşiyor. 1958’de evlendik. 53 yıl mutlu bir beraberliğimiz oldu. Burgaz’da Gökçealan köyünde çalıştık, oradan da Davutlara gittik. Kendisi daima faal olan biriydi, yorgunluk nedir bilmezdi. Hem siyasi görüşü, hemde kültürel biriki ile halka hizmet etmeyi kendine şiar edinmişti. Görev yaptığımız köylerde günlük 5 gazete alır, okunması için köy odasına bırakırdı. Onların okunmasını sağlar, demokrasi üzerine açıklamalarda bulunurdu. O zamanlar Demokrat parti baştaydı devamlı onlarla tartışır, etrafı aydınlatmaya çalışır, tutulan yolun onlar tarafından uygun olmadığını, halkçı olmak gerektiğini, Atatürkçü yoldan ilerlemek gerektiğini, gerici davranışlardan uzak durması gibi konularda halkı devamlı aydınlatır, bölgemizdeki görev yaptığımız köylerde onları ilk aydınlatan sürekli rahmetli eşim olmuştur.
Susuz olan Burgaz köyüne 27 Mayıs 60 ihtilalinden sonra rahmetli eşim suyu getirmiştir. 60 ihtilalinde Burgaz köyündeydik ve Fehmi Beyi asli görevinin yanında Muhtar olarak atadılar. Şimdiki ismi Gökçealan olarak geçiyor, oranın birde Çınar adında bir köyü vardı ama adeta bir mahalle gibi bir yerdi. Muhtar olarak atandıktan sonra köylüleri topladı köyümüzün suyunu hep birlikte getireceğiz dedi ve araştırma yapmaya başladılar suyun kaynağını tesbit ettikten sonra kendisi başta olmak üzere kazma kürek kazmaya başladılar. Köylüleri imece usulu çalıştırdı. Sonucta suyu köye getirdiler. Bugün hala Fehmi Beyin getirdiği su diye oralarda anılır. Oradan Davutlara tayin olduk, 4-5 sene birlikte hizmet verdik ondan sonra Fehmi Bey Aydın merkez Sağlık Müdürlüğüne atanınca Aydın’a yerleştik.
Rahmetli eşim Hasan Fehmi Beyi ve yaptığı hizmetlerin bir kısmını gelecek kuşaklara aktara bildiysek mutlu olurum.
Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılan rahmetli Fehmi Ağabeyin sözleriyle bu haftaki yazı dizime son vermek istedim. Allah rahmet eylesin, mekânın cennet ruhun şad olsun ışıklar içinde uyu Fehmi Ağabey:
"nereden gelirsen gel, nerede durursan dur, önemli olan kimden yana olduğun, kime hizmet ettiğindir" ve "insan yaşadığı çağın tanığı ve sorumlusudur." Bu ilkelerden ödün vermeden yaşanmış bir ömür, ömürdür. Bu ilkelere gülüp geçenlere sözüm yoktur. Diyerek, Kamuda çalışan personellerinde en az Fehmi Bey gibi Ülkemizin geleceğine katkı koymaları amacıyla üretken olmalarını dilerim. Ayrıca Aydın’ı yöneten İdarecilerden Başta Sayın Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız, Efeler Belediye Başkanlarımız olmak üzere tabi Aydın İl Sağlık Müdürlüğünü de katarak Hasan Fehmi Beyin adının bu kentte yaşatılması için isminin bir yere verilmesi veya Sağlık Müdürlük bünyesinde adına bir köşe açılması dileğimle.
Aydınlı Aydınlık günlere olan inancımla saygılar sunarım.



