Salih Alpbaz: Kereste Tüccarı, Karacasu Belediye Başkanı, Yazar.

Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılan Karacasu eşrafından değerli bir şahsiyet, Salih Alpbaz. Salih Bey Mobilya, kapı pencere ve inşaat yapımında kullanılan ahşapları temin eden kereste tüccarlığı, Karacasu Belediye Başkanlığı ve Karacasulu Rüştü Dede (Süleyman-ı Rüşdü) ile Zurnacı Ali Efe’nin hayatını anlatan 2 adet kitap yazıp, gelecek kuşaklara çok değerli bu iki eseri miras bırakmıştır.
Bu nedenle onu Aydın’a İz Bırakanlar adlı köşemde yazmak istedim. Aileden kimseye ulaşamadığım için tek bilgi alabileceğim kişi saygı değer büyüğüm, ağabeyim, Hüseyin Kuruüzüm Hocamdı. Kendisi ile görüştüğümde Salih Beyin çocukları hayatta onlarla görüşebilirsin dedi ve iletişime geçmem için Prof. Dr. Atilla Alpbaz’ın telefonunu verdi. Bunun üzerine bende Atilla beyle telefonla görüşüp adres bilgilerini aldım. Onunla babası hakkında röportaj yapmak üzere İzmir Narlıdere deki evine gittim.
Mütevazı, alçakgönüllü, tam bir Aydın Beyefendisi olan Atilla Alpbaz beyle görüşmem neticesinde kendisinin de babası gibi Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılmış ve ülkemizde ilklere imza atmış biri olduğunu fark ettim. Onun ülkemize kattıkları, yaptıkları ve yaşam öyküsünü detaylı bir şekilde ayrıca yazacağım.
Prof. Dr. Atilla Alpbaz Beyin anlatımıyla Babası Merhum Salih Alpbaz’ın yaşam öyküsü;
Kadir Turhan= Saygıdeğer Hocam babanız Salih Alpbaz’ı kısaca Alpbaz ailesini Aydın’a İz Bırakanlarda yazmak istiyorum. Rahmetli Babanızın eserleri, kitapları. Sizin eserleriniz, kitaplarınız kısacası Alpbaz ailesini bana anlatır mısınız?
Atilla Alpbaz= Ben kendimden başlıyayım. 1940 doğumluyum.86 yaşına girdim. Babamın hayatı bize bir örnektir. Çünkü Karacasu Türkiye’nin o zamana göre büyük kasabalarından birisiydi. Bugün de hala aynı nüfusta olan bir kasaba. O zamanlar 5 bindi, şimdi 6 bin civarında yani Türkiye’nin nüfusu artmayan iki kasabadan birisi. Ama Karacasu halkı o zamanlar 1950’lerde gayet iyi yaşayan Nazilli nüfusu 12-13 bin olduğu dönemlerde bizim Karacasu ’yun nüfusu 5 bindi. Bugün Nazilli 150 bini geçti. Karacasu yine aynı yerde. Ama dokumacılık çok fazlaydı. Tekstil tezgâhları, atölyeleri doluydu. Çat çat, pat pat seslerinden geçilmezdi.
Babam askere gitmiş gelmiş ve askerde yazıcı olarak Daktilo kullanmayı öğrenmiş. Karacasu’da o yıllarda mahkeme var hâkim var ama avukat yok. Babam da askerlikte, daktilo yazmayı öğrenmiş olmak ve aldığı tecrübeye dayanarak dava vekilliği yapmaya başlıyor. Bir süre gelirini böyle sağlıyor.

Karacasu’yun pazarı pazartesi günleri kurulurdu. Halen de öyle. O günler Karacasu pazarı çok zengin olurdu. Köylüler kendi bahçelerinden getirdikleri sebze ve meyvaları satarlardı, kasabalı ve gelen köylüler bu pazara çok rağbet eder ve haftalık ihtiyaçlarını giderirlerdi. Çok güzel günlerdi. Bu günlerde babamın bürosu çok kalabalık olurdu, Babam la işi olan köylüler pazartesi veya Cuma’dan gelir sorunlarını babam a anlatır, oda dilekçeleri konusunda yardımcı olurdu. Babam askerden sonra ilk başlangıçta hayatını böyle kazanmaya başlamış. Daha sonra 1950-55 yılları diyelim, kerestecilik işinde o zamanlar serbest kesim diye bir konu vardı. Vatandaş kendi tapulu arazisindeki çam ağaçlarını devletten izin alarak kestirebilirdi ve özel şahısların arazilerindeki çam ağaçlarını satın alan babam, tabii ki o zamanki yetkili Orman Müdürlüğünden izni alınarak serbest kesim yapılırdı. Fakat 1957 veya 58’ler de olacak serbest kesim yasaklandı. Türkiye’de bütün Çam ormanları devletleştirildi, tabii ki o zaman babamın işi biraz azalıyordu ama böyle olunca da Babam ticaretin yönünü değiştirdi. Bu kez devletin kestiği ormanlardaki keresteyi toptan satın alarak ihtiyacı olan inşaatçı veya marangozlara satmaya başladı.
Sağ üstte Babamın Kereste ticareti yaptığına dair belge gözükmekte.
Hele bir evde 5 çocuk varsa, ben hala şaşırırım babam bizi 5 çocuğunu o haliyle nasıl okuttu. Çünkü benim iki çocuğum var, ikisini de okuttum, mesela ben memur olduğum için İzmir’in dışında okumalarını istemedim, nedeni ekonomi şartları. Birisi Bilgisayar Mühendisi diğeri Makine Mühendisi oldu. Ev İzmir de olduğu için ikisi de İzmir de okudu. Ama bizim zamanımızda öyle değildi
O yıllarda Karacasu da ortaokul yoktu. Bu nedenle ilk ağabeyim Mete Alpbaz, ortaokulu Nazilli’de okuyor. Bu arada Nazilli de Lise yoktu. Tabi haliyle Babam Mete abimi İzmir Atatürk Lisesine gönderdi. Karacasu da Ortaokul açılınca Yüce abim ortaokula başladı o mezun olunca ben devam ettim. Yüce abim liseyi Aydın da (Aydın Lisesinde) okudu, sonra Avukat olup hayata atıldı. Sıra bana gelmişti.
Ben ilkokulu, ortaokulu Karacasu da okudum. O yıllarda Karacasu da ve Nazilli de Lise yoktu. Ben ortaokulu 1955’de bitirdim. Bende Liseyi Aydın Lisesinde okudum. O dönemde Mete abim Ankara da Tıp’ta, Yüce abim ise Ankara Hukuk’ta okuyordu. Ben Aydın Lisesinde, kız kardeşim ise Aydın Kız Enstitüsünde (kız meslek lisesi) okudu. Onu da Aydın da okuttu, küçük kardeşim Güven Alpbaz ise liseyi İzmir de okudu, eczacı oldu. Babamın beşimizi nasıl okuttuğunu anlamış değilim ve babama bu konuda hayranım.
Birçok Karacasulu da evlatlarını okutmaya meraklıydılar ve çocuklarının okumalarını çok istiyordu. Ama 5 çocuğu da aynı anda dışarda okutmak meseleydi ve zordu. Bu yüzden babam neler çekti, ne yaptı bizleri okuttu. Onun sayesinde bugünlere geldik. Tabi Karacasu da o dönemde hayat nasıldı, geçim nasıl oluyordu. Bu günlerde de geçim zor. Her dönemin kendine göre koşulları var.
Bu dönemde Karacasu da KARACASU’YU SEVENLER DERNEĞİ kuruluyor. Bu dernek önce Karacasu’yu sevenler ilkokulu ve arkasından Karacasu’yu Sevenler Ortaokullunu yapıyorlar. Babam önemli bir dönem bu derneğin başkanlığı görevini yürütüyor. Hatta ilkokul ve ortaokul inşaatları 1948-49’lu yıllar olduğu için devlet katkısı sınırlıdır. Bütün Karacasulular bu inşaatlara katkı sağlamışlardır. Maddi gücü az olanlar imece yolu ile bedensel olarak çalışmışlardır. Daha ilk okulda olduğum dönemde babamın her sabah önce bu inşaata gittiğini, inşaata günlük çalışmaları izledikten sonra bürosuna gittiğini hatırlarım.

Babam 1979’de 72 yaşında şu an oturduğumuz evde vefat etti. Babam vefat ettikten sonra onun evraklarını karıştırdım. Tabi ne var ne yok, neler not almış diye. Evrakları karıştırırken 2 tane A4 boyutunda daktilo ve el yazısı bazı yerleri düzeltilmiş notlar buldum. Birin de KOCA RÜŞTÜ yayınlanacak diye yazmış. Diğerinde ise Zurnacı Ali Efe ile ilgili yaptığı görüşmeler var ve basılacak diye not almış.
İstiklal harbindeki bir efenin nasıl yaşadığı, harbi nasıl kazandıkları, efelerin ne kararlar aldıkları açıklamayı düşünmüş.
1958’e kadar Karacasu da yaşadık. 1958’den sonra Nazilli ye göçtük. Ben Zurnacı Ali’yi babamın Nazilli’deki ofisinde de gördüm. O anlatırdı babam yazardı. O dönem babamın ne yazdığını fark edemedim. Sonra babam bunları daktiloya geçmiş. Ben bunları babamın evrakları arasında görünce bu çalışmaya değer verdim. Babamın yazdığı satırların bir tek kelimesini değiştirmedim.1960’li yıllarda böyle bir kitap yazmış, bunların hepsi hatıraya dayanıyor. Karacasu da Zurnacı Ali efe ile ilgili böyle bir kitap basılmamış. Geçenlerde bir kişi beni telefonla aradı, Zurnacı Ali Efenin torunuyum, ben Kâmuran, Bana babanızın yazdığı kitaptan bir tane gönderir misiniz dedi bende 10 tane gönderdim akrabalarına dağıt dedim. Eminim mutlu olmuşlardır.
Aklımda kalan bir not; 9 Eylül İzmir ‘in kurtuluşunda Zurnacının kızanları Selçuk’a kadar gelmişler. Bu arada tabi ordu kurulmuş ve asker olaya el koymuş. Selçuk’ta askerler Efelere çapulcular buraya giremez demişler. Efeler biz Demirci Mehmet Efe gurubu olarak 9 Eylül’ den önce Selçuk’a giremedik diyorlar. Tabi savaş böyle kazanılmış. O günleri babam yaşamış, babam 1907 doğumlu, 13-15 yaşlarındaymış. Karacasulular askere gitmemiş ama efeler Karacasu kanlı köprüden içeri Yunanlıyı sokmamışlar. Tarih kitaplarının bir yerinde yazar Büyük Salih dedem (babamın babası) Karacasu bölgesinde Kuvayi Milliye’yi kuran 3 kişiden birisi. Üç kişilik bir heyet varmış. İbrahim Kiraz’ın Demirci Mehmet Efeyi anlatan kitabında Salih dedemden bahseder.
Kadir Turhan= Atilla Hocam Babanızın ağaç işleri, kerestelerle ticareti ve geçim şartlarından bahsetsek?
Atilla Alpbaz= Evet, babam bizleri her türlü sıkıntıya rağmen okuttu. O zamanlar kerestecilik yapıyordu. Eğitime çok önem veriyordu. Bütün Karacasulular. Evlatlarının okumasına çok önem vermişler ve ailelerimizin bu konudaki fedakârlıkları övgüye değerdir. Ülkemizin her tarafında bu özellikleri görürüz. Onun sayesinde bizler bu hale geldik.
Kadir Turhan= Hocam kaç kardeşsiniz?
Atilla Alpbaz= Biz beşkardeşiz. En büyük Mete abimdir. Fizik tedavi profesörüdür. Oda ilklere imza atmıştır. 9 Eylül Üniversitesinin Fizik tedavi ünitesinin kurucusudur. Karacasu ve Nazilli’de herkes onu tanır. Çok sevilen biriydi. Karacasu’dan, Nazilli’den İzmir’e hastaneye giden vatandaşlar önce ona uğrar, Mete Bey şuram ağrıyor, buramda sızı var derler ve oda kendi bölümü ise ilgilenir yok başka bölüm ise ellerinden tutar hastane içinde ilgili doktora götürür muayene ettirir, öyle uğurlarmış.
Bendeki balık hastalığını ona da bulaştırdım. 20-25 yıl her akşam fırsat buldukça balığa giderdik. Allah rahmet etsin, Prof. Dr. Mete Alpbaz abim 2016 yılında vefat etti.
Sonra ikinci abim Yüce Alpbaz’dır. Çok başarılı bir avukattı. 40 yıla yakın Nazilli ve Karacasu da çalıştı. Vefattı 2021 Şubat ayı.
Üçüncü ise ablam Gülay Alpbaz’dır. Oda Prof. Dr. Halit Kapdağlı ile evlendi. Maalesef 2019 yılında kaybettik.
Dört numara ise benim. Tam ismim Gökay Atilla Alpbaz’dır. Ama Gökay ismini hiç kullanmadım. Fakat şimdi resmi kayıtlardaki tam ismimi kullanıyorum.
5 kardeşin en küçüğü kardeşim Güven Alpbaz’dır. Nazilli’de yaşıyor ve Eczacıdır.

Kadir Turhan= Rahmetli babanız daktilo edilmiş iki eser ve bunlarla ilgili vasiyet gibi birde not bırakmış bu konu hakkında görüşleriniz nelerdir?
Atilla Alpbaz= Evet, babam vefat ettikten sonra onun eşyalarını karıştırdım ve yapılacak işler diye listesini gördüm. Bu listenin içinde kitapların basımı ve dağıtımı da vardı, fakat yayınlayamamış. Ben geçte olsa babamın kitaplarını hazırlayıp bastırdım. İkinci, üçüncü baskıyı da yaptırdım. Ücretsiz olarak okuyucu ve talep edenlere dağıttım. Babamın kitaplarından biri olan Rüşdü dede hakkında ilk eser babamın yazdığı “KARACASU’LU KOCA RÜŞDÜ (SÜLEYMAN-I RÜŞDÜ)” dur. Sonradan şiirleri, mısraları çok değerli eserleri bulundu. Rüştü dedenin şiirlerini babam bulmaya çalışmıştı ve hatırlıyorum, birkaç tane şiirini buldum ama divanını bulamadım diye üzülüyordu. Daha sonra Sayın Hüseyin KURUÜZÜM öğretmenimiz, yeni bulunan şiirlerini de kapsar şekilde Rüşdü dede hakkında değerli bir kitap yayınladılar. Daha başka yeni çalışmalar olduğunu da duyuyorum. Umuyorum ki, Rüştü dede hakkında daha sonra yeni çalışmalar olacaktır. Babamın, o günün kısıtlı koşullarında kulaktan kulağa geçen bilgileri derleyerek bu kitabı yazmış olmasının değeri, daha iyi anlaşılacaktır. Allah rahmet eylesin
Kadir Turhan= Babanızın daktilo ile yazarak ve sizin bastırdığınız Karacasu’lu koca Rüşdü Efendinin bir lakabı var mıydı?
Atilla Alpbaz= Rüştü dede için Kendisi pek kullanmamıştır ama dedesi ve babası için genellikle “Yemezzade” lakabı kullanılmış. Karacasu’da RÜŞTÜ DEDE olarak bilinir ve tanınır. Babam kitabında onun doğumunu anlatıyor ve şöyle bahsediyor. Yemezzadelerden dünyaya gelen Rüştü zade diyor. Ben ve benim akranlarım hep Rüştü Dede diye biliriz.
Babamın kitabında Rüştü dedenin şeceresi de vardır. Bu şecereyi ben Tahir ailesinden öğrendim. Çocukluğumda Rüştü dede türbesi Tahir ailesi tarafından takip edilir ve türbe bakımı bu kadirşinas aile tarafından yürütülmüştü. Şimdi resmi kuruluşlar tarafından yürütülmektedir
Kadir Turhan= Babanız Karacasu da Belediye Başkanlığı yapmış diye biliyorum. Doğrumudur?
Atilla Alpbaz= Evet. 1950 seçiminden sonra bir ara seçim yapılacak. Başkan adaylığına Babamı yazmışlar, seçim sonucunda babam kazanmış. O zamanlar ben ilkokula gidiyordum. Yanlış hatırlamıyorsam ara seçim olması nedeniyle Babam 1-1,5 yıl kadar Belediye Başkanlığı yaptı.
Kadir Turhan= Alpbaz ailesinden başka kimse Belediye Başkanlığı yaptı mı?
Atilla Alpbaz= Evet, bizim aileden babamdan başka amcam Selahattin Alpbaz aday oldu ve seçimi kazanarak 4 yıl Belediye Başkanlığı yaptı.
Kadir Turhan= Alpbaz ailesi aslen Karacasulu mu? Babanız kaç kardeştir. Onlardan bahsetsek.
Atilla Alpbaz= Babamla beraber altı kardeşler, dört erkek, iki kız. En büyükleri Mustafa Alpbaz amcam, sonra babam, Sonra hâkim olan Mesut amcam ve en küçük erkek kardeş. Selahattin Alpbaz’dır Kızlara gelirsek Hediye halam ve Cemile halam olmak üzere altı kardeşler.
Kadir Turhan= Hocam anneniz nereli, biraz bahsetsek.
Atilla Alpbaz= Annem, babamlar gibi Karacasu’yun yerli ailelerindendir. Anne tarafından dedem ilkokul öğretmeniydi. İsmi Mehmet Şevki Kırlı. 1948’de vefat etti. Ben sekiz yaşında idim. Dedemden birçok ailevi hatıralarım var ama Dedemden iki olay hatırlıyorum. Birincisi Karacasu ya Ziraat bankası kurulmuştu, onun da katkısı olmasından dolayı çok sevinmişti her halde. Karacasu da banka kurulmasının sevinci ile uzun uzun banka nedir onu anlatmıştı. İkincisi ise İsrail devletinin kurulmasını radyodan öğrenmiş olacak ki, bir akşamüzeri eve gelince İsrail diye bir devlet kurulduğunu çok önemli bir haber olarak anlatıyordu. Bunlara çok önemli konular olarak anlattığından unutmadığım çocukluk hatıralarımdandır. Ben 8 yaşında iken vefat ettiğine göre, gerçekten o günler için çok önemli olaylar.

Üst resimde, Karacasu’da babam ile çocukluğumun geçtiği ev.
Kadir Turhan= Hocam sizin gençlik yıllarınızdaki Karacasu’yu ve evinizde yaşanmışlıkları anlatsan.
Atilla Alpbaz= Bizim evde sofra kurulduğunda bayram yeri gibi olurdu, nedeni evde 5 çocuk var, annem, babam, anneannem, babaannem olmak üzere 9 kişi olurduk. Sofrada babaannem yemeğe kumanda eder, annem ise ona yardım ederdi. Bizim Kahvederesi yaylasında 2-3 dönüm bahçemiz vardı. Ondan dolayı bahçe üretimine meraklıydım. Bahçede domates, biber, patlıcan gibi sebzeler üretilirdi. İki tane ağabeyim olmasına rağmen sanırım bahçe ile en çok ben ilgilendim. Bu bahçe nedeni ile büyük bir sebze ve meyve bolluğu içinde yaşadık. Karacasu’yla gönül bağlarım halen devam ediyor. Akrabalarımızdan elbette Karacasu’da yaşayanlar var.
Aile büyüklerimiz vefat ettiler ama kuzenlerim, yeğenlerim orada yaşıyorlar. Karacasu da yaşamak bir mutluluktur. Çocukken çok mutluyduk. Karacasu da kimse boş durmazdı, çünkü pek çok hanede evde dokuma tezgâhları çalışırdı. Herkes bir yol ile para kazanırdı. O yıllarda (1958’de) Karacasu da 8 kasap vardı. Şu an bir tane bile günlük hayvan kesen kasap dükkânı sanırım yok. O zamanlar pazartesi olduğunda biz kasaptan pek et almazdık. Çünkü kasabanın 18 köyünden gelenler den kasaplar kalabalık olurdu. Bazı kasaplar hamile ve yaşlı hayvanları keserdi, biz onlardan alışveriş yapmazdık. Kısacası hafta içi Pazartesi, Salı, Cuma günleri evlere et girerdi.
Her akşam yoğurt pazarı kurulurdu. Park kahvesinin yanında akşamüzerleri 7-8 kadın oturur önlerinde yoğurt kapları bulunurdu. Halk taze taze yoğurtlarını alırdı. Bunların tadı, benzeri hiçbir yerde bulunmaz çünkü kendi hayvanlarından, kendi elleriyle yapmışlardır. Çocukluk hatıralarımdan aklımda kalan evimizin önünden 80-100 sığırlık sürü geçer dağa, yaylaya gider, akşam olunca yayladan döner kendi evlerine giderlerdi. Sürünün başındaki çoban karışmaz her hayvan kendi sokağına geldiğinde evine girerdi. Hayvanlar hangi eve gireceklerini içgüdüsel olarak bilirlerdi. Bu olayı merakla seyrederdim.
Karacasu da koyun çok fazla kesilmezdi veya az kesilirdi. Keçi çoktu, kasaplar erkeç keserlerdi. Bir yaşında veya daha küçük keçilere erkeç denirdi. İğdiş edilmiş 1 yaşlı genç hayvanlar kesilirdi, etleri çok lezzetli olurdu.
. Karacasu’yun oğlak kebabı meşhurdur. Yumurtanın tanesi 1 kuruştu. Gevrek 5 kuruştan ucuz idi. 2,5 kuruşu satıldığı günleri hatırlarım. Yediğimiz her şey doğaldı. Şimdi eski tatlar yok. Biz çocuklar serbest oynardık. Korku nedir bilmezdik, tehlike yoktu, çünkü herkes birbirini tanırdı. Şimdi öylemi apartmandan cenaze çıkıyor kimsenin haberi olmuyor. Şu an şehirlerde dost olmayan insan kalabalığı var. Bir apartmanda bir köy oturuyor ama kimse birbirini tanımıyor.
Kadir Turhan= Hocam Babanız ve Demirci Mehmet Efenin dostlukları nasıldı?
Atilla Alpbaz= Demirci Mehmet Efe Karacasulu idi. Bir ara Karacasu’da yaz aylarında kaldığımız Kahvedere yaylasında otururdu. Babamla çok iyi arkadaştılar, her akşamüzeri babam kahveye giderek beraber olurlardı. Ayrıca Demirci Mehmet Efe babamdan yaşlı olmakla berber Dedem Salih Alpbaz'ın da yakın dostu idi. Efelik yaptığı cumhuriyetten önceki yıllarda Karacasu ya geldiğinde Dedemler den yatak yorgan istendiğini anlatırdı babam. Bunları not edebilse idim çok güzel anılar çıkar ve Karacasu’nun tarihini anlatan bilgiler toplayabilirdik.
Babamla ilgili ve gülerek bize anlattığı bir olayı sizlere aktarayım. Çocukluğunda Karacasu kasabasına 1920’li yıllarda ilk araba geldiğinde kasabada birçok insanın gâvurun kara eşeği gelmiş diye korkarak arabaya yaklaşmaktan kaçındıklarını anlatırdı. Babam 1907 doğumlu olup 1979 yılında vefat etti. Mezarı Karacasu Yarendede mezarlığındadır. Ruhu şad olsun. Babam Salih Alpbaz'ın babası ve benim de dedem olan namı diğer Albazzade Salih Efendi Cumhuriyetin kuruluşu aşamasında o devirlerin acısını yaşamış bir insandır. Babam babası hakkında bu konuda birçok hikâye anlatırdı ama 1950’li yıllarda çocukluk anlayışı ile bunlara sanırım pek ilgi, duymadık.
Yazar İbrahim Kiraz’ın demirci Mehmet Efe’yi anlatan 4 ciltlik romanında Dedem Albazzade Salih’in Karacasu da Kuvayi Milliyenin kurucuları olan 3 kişiden biri olduğu anlatılır.
Benim Demirci Mehmet Efeyi 16-17 yaşlarında iken babamın bir arkadaşı olarak tanıma fırsatım oldu. Burada babamdan o sıra duyduğum bir anıyı burada anlatmak isterim. Şöyle ki; Demirci Mehmet efe yaşlılık döneminde yaz aylarında Karacasu Kahvederesi yaylasında kalırdı. Bu yaylada da bizim de bir evimiz vardı. Babam burada her akşamüzeri kahvede Efe ile oturur sohbet eder ve gün battıktan sonra eve gelirdi. Dolayısı ile akşamın loş karanlığında eve gider iken beraber çıkarlardı. Bir akşam babam aynı şeklide eve döndükten sonra, Annem babamı görünce: Salih Efendi niye gülümsüyorsun der. Babam; Efeyle konuştum. Her akşam böyle yapıyor ona bunu yapma dedim. Annem ne yapıyor? Deyince, Babam şöyle anlattı.
-Her akşamüzeri kahveden Efe’yle beraber çıkıyoruz ve Efe'nin evine kadar beraber yürüyoruz. Ben de Efe'den ayrıldıktan sonra eve geliyorum. Fakat Efe geleli 4 gün oldu her akşam kahveden çıkarken Efe sağımda kahveden çıkıyoruz, fakat köşeyi dönünce hemen soluma geçiyor. İlk gün fark etmedim. İkinci günde aynı oldu. Bu gece de olunca;
Efe, Efe dedim. Bak kahveden nasıl çıktıysak evlere kadar öyle gideceğiz dedim. Efe gülüyordu. Albaz (Alpbaz) sende amma akıllısın ha dedi ve gülüştük. Ne dediğimi anlamıştı. Efe çok dikkatliydi. Çünkü büyük kavgalardan, savaşlardan, çatışmalardan geçmiş ve birçok kişinin de canını almış, pek çok düşmanı olabilirdi. Kendine göre tedbir alıyordu...

Eski bir hatıra resim: Cumhuriyet kurulduktan sonra çekilmiş. Soldan önde oturan ikinci kişi dedem Albazzade Salih Efendi ve yine soldan 4. kişi benzettiğim kadarı ile Annemin babası Hafız Mehmet dedem ve cumhuriyet yıllarında Karacasu eşrafı.
Evet, Abdulkadir Bey Babam Salih Alpbaz ve Karacasu ile ilgili aklımda kaldığı kadarıyla anlatacaklarım bu kadar. İlgi ve alakanıza teşekkür eder, okuyuculara selam ve hürmetlerimi sunarım.
Kadir Turhan= Hocam konuyu değiştirmeden biraz senin yaptığın ilklerden bahsetsek? Ayrıca senin yaşam öykünü ayrıca yazacam çünkü sen Türkiye’de ilklere imza atan Prof. Dr. Atilla Alpbaz’ sın. Şimdilik seni kısaca tanıyalım.
Atilla Alpbaz= Evet başta anlattığım gibi, 1940 Karacasu doğumluyum. 1951’de ilkokul bitmiş, 52’de Ortaokula başladım. 1955’de Liseye devam ettim ve 1958’de liseden mezun oluyorum. Üniversiteyi anlatacak olursam Mühendis olmak istiyordum. Biz Anadolu da yetiştik, ortaokul da doğru dürüst yabancı dil görmedik, gelen öğretmenler pek durmaz, çekip giderlerdi. Liseyi yatılı okudum tüm derslerden iyi gerece ile geçtim ama Fransızcadan Borçlu geçtik. İyi kötü mezun oldum. Üniversite sınavlarına girdim. Birinci sene okula kayıt yaptırmadım, çünkü kazandığım okul Eskişehir’deydi. İkinci sene Denizcilik okumaya karar verdim. Denizi seviyordum ama babam izin vermedi. Bende okula kayıt yaptırmadığımdan 1960 yılında 20 yaşında olduğumdan beni askere çağırdılar. Hayatım orda başladı. 1960’da ihtilal oldu, hiç sevmediğim sıkıntılı dönemdir. Çünkü biz Menderes’cıydık. Aydınlı olup ta Menderesi tutmamak olmazdı.
Menderesin yargılanması, idam edilmesi bizleri mutlu eden olay değildi. İdam olmasaydı ilerleyen günlerde her şey unutulurdu. O üç kişinin Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamı Aydınlı birçok hemşerisini gerecekten çok üzmüştür. O günlerde biz Aydınlılar sıkıntılı günler yaşadık. Bu olaylar yaşanırken ben askerdim.01 Ocak 1960 ’ta Askere gittim, ben asker iken 27 Mayıs 1960 askeri ihtilal oldu. Olaylara karşı gelmedik fakat idamdan sonra üzüldük. Zor bir dönemdi. Askerlik bitince tekrar Üniversite sınavlarına girdim, maalesef teknik üniversiteleri kazanamadım ama Ziraat Fakültesinin zooteknik bölümünü kazandım. Zira benim uzak olduğum bir konu değil, hayvanları da ekip biçmeyi de severim.
Ben askerliğimi yedek subay olarak yaptım. O zamanlar lise mezunları askerliğini yedek subay olarak yapıyordu. Askerde biraz olgunlaştım herhalde çünkü bana üniversite çok basit geldi, Ziraat Fakültesini birincilikle bitirmiştim. İlk başta Ziraat Bankasına müracaat edecektim, fakat hocamız okula gelmiş araştırmış, öğretmenlere en çalışkan başarılı öğrenci kimdir diye sormuş onlarda Atilla Alpbaz demişler.
Hocamızda o yıllarda Türkiye’nin sayılı genetikçilerindendi. Prof. Dr. Orhan Düzgüneş. Bana geldi, seni yanıma asistan olarak alayım dedi. Bende babam tüccar olduğu için tüccar olacam hocam dedim. Babamın kereste dükkânı vardı, ben üniversite 3.ncü sınıftayken babam keresteden iyi para kazanıyordu. O zamanlar keresteyi 300 liraya alıyorsun, biçiyorsun iyi para kazanıyorsun. O zaman Fakültede 4. Sınıftayım. Bu arada Ege Ü. Ziraat Fakültesi hocamız Prof. Dr. Reşit Sönmez, mezun olunca Ege de asistanlık teklif etti.
Asistanın 400 lira maaşı var, öbür tarafta Ziraat Bankası kalkınma projesinde çalışmak üzere Mühendis arıyor ve 1.500 lira aylık veriyor, çok güzel para dedim. 400 lirayı ne yapayım dedim ve Ziraat Bankasına müracaat ettim. İlk tayin yerim Erzincan, gittim işbaşı yaptım orada 4-5 ay çalıştım, çiftçilerin sorunlarını çözecek projeler hazırlıyoruz. İlk ay 2 tane proje yaptım, sonraki aylarda 4-5 proje yaptım. Toplamda 22 proje hazırlamışım. İyi çalışmamdan dolayı beni Denizli’ye tayin ettiler.
O zamanda kafamda evlenme hayalleri var. Hanım Eczacı, tanıdık kız İstetecem ama ben ziraat Mühendisi, o eczacı maaşı 3-4 bin lira. Ben asistan olacam 400 lira maaş, nasıl olacak diye düşünüyorum.
Yılbaşı gecesi gece saat 2 civarı ben Nazilli otogarındayım. Ziraat bankasına devam mı yoksa asistanlık mı diye düşünüyorum ama asistanlığı da istiyorum. O an şöyle bir karar verdim. Denizli tarafına otobüs gelirse Denizli Çal ve Çivril de çalışmaya devam mı, yoksa İzmir otobüsü gelirse asistanlığa müracaat mı dedim ve otogara ilk giren otobüs İzmir arabasıydı bende aldığım karara uyup İzmir otobüsüne bindim, gece saat 04’te İzmir de idim. Sabahleyin Hocamız Reşit Beye çıktım, hocam ben asistanlık için geldim dedim ve beni hemen zootekni bölümünde asistanlığa başlattı. Böylece benim akademi kariyerim başlamış oldu. Başarılı bir dönem geçirdim, Doktor oldum.
Evet, Kadir Bey, madem benim yaşam öykümü ayrıca yazacaksınız detaylı bilgileri orada aktarayım, sizde okuyucularınızla paylaşırsınız.

Yukarıda Babamın yazdığı Zurnacı Ali Efe ve Koca Rüşdü adlı iki eseri görülmekte.
Kadir Turhan= Evet hocam sizin yaşam öykünüzde buluşmak üzere, teşekkür eder saygılarımı sunarım.
Aydın’a İz Bırakanlar kervanına katılan Karacasu eşrafından Salih Alpbaz Beyi rahmetle anar, ruhu şad mekânı cennet olsun derim. Karacasu’da Belediye Başkanlığı yapmış ve Karacasulu Rüştü Dede (Süleyman-ı Rüşdü) ile Zurnacı Ali Efe’nin hayatını anlatan 2 adet kitap yazıp, gelecek kuşaklara çok değerli bu iki eseri miras bırakmıştır. Salih Alpbaz gibi şahısları onore etmek ve adının bir parka, bir bulvara, bir sokağa vererek yaşatmak gelecek kuşaklara Salih Alpbaz’ı anlatmak adına Aydın'ı ve Karacasu’yu yöneten yetkililerin ona vefa borçlarını ödemeleri lazım. Salih Alpbaz gibi şahısların adını yaşatmak vizyonu olan şehirlerin Tarihle bütünleşmesi kimlik yaratması adına Aydın'ın Tarihsel kimliğinin, kentte değer katarak iz bırakanların manevi hatırasına büyük bir saygıdır, diye satırlarıma nokta koyarken, Rahmetli babası Salih Alpbaz beyi ve o dönemin Karacasu’yu nu bizlere anlatarak paylaşan sayın Prof. Dr. Atilla Alpbaz Bey’e teşekkür eder, sağlıklı mutlu yıllar dilerim. Aydınlı Aydınlık günlere olan inancımla saygılarımı sunarım.
Abdulkadir Turhan



