Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Abdulkadir Turhan
Köşe Yazarı
Abdulkadir Turhan
 

AYDIN'DA İZ BIRAKANLAR

Semra Şener; Gazete ve Radyocu, AGC’nin ilk Kadın Cemiyet Başkanı. Aydın’da ilklere imza atmış kadınlardan, Piraye Levent (ilk Milletvekili), Özlem Çerçioğlu’ndan (ABŞB Başkanı) sonra AGC (Aydın Gazeteciler Cemiyeti) Başkanı olan üçüncü kadın Başkan Semra Şener. Ayrıca Semra Başkan, Aydın’ın ilk radyosu olan Radyo Flaş’ın da sahibi olarak yine bir ilke imzasını atmıştır. Gazeteci olarak AGC Başkanı seçildikten sonra bir kadın olarak Türkiye Gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulu’na girerek bir ilke daha imza atmıştır. Kısacası ilk kadın AGC başkanı olmanın yanı sıra, Aydın adını tüm yurda duyurmayı başarmıştır. Saygıdeğer Başkanımı Aydın’a İz Bırakanlar’da yazmasaydım, ona, kendime ve Aydın halkına haksızlık yapmış olurdum. Bu nedenle sahibi olduğu Radyo Flaş’a gidip kendisi ile hayatı hakkında görüştüm. Kendi anlatımıyla, Aydın Gazeteciler Cemiyeti İlk Kadın Başkanı (AGC) Semra Şener Hanımefendinin yaşam öyküsü; K.T.=Semra Hanım ilk başta büyük aileniz (Ata babanız ve anneniz) nereli ve kimlerdir deyip yaşam öykünüze burdan başlıyalım. Solda Annem, Babam, Kardeşim ve çocuklarımız toplu halde. S.Ş.= Annem (Gülname) ve babam (Mesut) Afyon ili Dinar İlçesi’nin Körpeli Köyü’nden. Dedelerimin babaları aslen Bulgaristan göçmeni, Osmanlı Rus harbinde (1877-1878 yılları) Şumnu’dan gelmişler. Önce Kütahya-Eskişehir taraflarına yerleştiriliyorlar. O zamanlar sıtma salgını var. Sıtmadan korunmak için Dinar’a kadar geliyorlar, orada da sıtma salgını olunca bu kez Dinar’ın köyüne çıkıyorlar. Yukarıya yaylaya, Başmakçı Gölü’nü muhteşem bir şekilde gören çok güzel bir köy olan Körpeli’ye yerleşiyorlar. Köy en zirvede, Güneş batarken, Başmakçı Gölü ve gün batımı o kadar güzel görünüyor ki tam kartpostallık. Sanki ünlü bir ressamın tablosuna baktığınızı zannedersiniz. Bizimkiler işte bu köye yerleşiyorlar. Dedem, Kurtuluş Savaşı Gazisi. (Babamın babası) I. İnönü, II. İnönü ve Sakarya Meydan Muharebelerinde Atatürk’ün silah arkadaşı olarak savaşmış. 2 madalyası var; biri İstiklal Savaşı Madalyası diğeri de Gazi Madalyası. Bunlar dedemizin ailemize en değerli mirası. Dedem sivil yaşamında usta bir marangozmuş, eskiden ulaşım ve nakliyede kullanılan at arabalarının tekerleklerini yaparmış, bir de su fıçısı yaparmış. O zamanlar içme suları su fıçılarında taşınır ve muhafaza edilirmiş. Dedem, sonrasında Dinar merkeze yerleşmiş. Babam köyün ilk okuyanlarından. Köyün diğer gençleri ise babamın açtığı yoldan giderek ilkokuldan sonra okumuşlar. Dayımlar ve onlardan sonraki nesil okuyan nesil olmuş. Rahmetli Dedem Hüseyin Çelik, köyde ilkokuldan sonrasını okumak isteyen çocuklara evini kapılarını sonuna kadar açmış.  Babamlar 7 kardeşler; üç erkek, dört kız. Annem de okula gitmeyi çok istemiş ama o yıllarda kız çocuklarının okula gönderilmesi söz konusu bile değil. Köyde sadece ilkokul var, o yüzden Mehmet dedem (Annemin babası) onu dışarıya okumaya gönderememiş. Mehmet dedem köyün imamı. Annemler 6 kardeşler. 4 kız 2 oğlan. Annem, kızların en küçüğü.  Annem, kardeşlerinden dayımlardan kendisine de okuma yazma öğretmelerini isteyerek öğrenmiş. Annem çok akıllı ve zeki bir kadın. Çocukluğumdan bu yana annemle ilgili en iyi bildiğim şey onun sürekli bir şeyler okuması. Kitap, gazete, dergi bulduğu her şeyi okur.  Dayılarım da okumuşlar. Büyük dayım biyoloji öğretmeni. Yamalak’ta öğretmenlik yaparken, 12 Eylül döneminde belediye başkanı olarak görevlendirilmişti ve bir müddet başkanlık yaptı. Sonrasında Nazilli’de Milli Eğitim Şube Müdür Yardımcılığı yaptı ve oradan emekliye ayrıldı. Diğer dayım da sınıf öğretmeni. O da emekli oldu. Kısacası dayılarımın ikisi de öğretmen oldular. Babam askerden döndükten sonra PTT’nin açmış olduğu sınavlara giriyor ve kazanıyor. Babamın ilk ataması Ankara’ya yapılıyor. Ben ilkokula başlayana kadar Sincan’da yaşadık. Babamın işyeri Ankara PTT Genel Müdürlüğü’nde, evimiz ise Sincan’da idi. Babam işe trenle gidip gelirdi. O günleri hatırlıyorum. Benim ilkokula başladığım yıl, babamın tayini Aydın’a çıktı. Fakat görevlendirmesi Umurlu’ya yapılacaktı. Bu yüzden Umurlu’ya yerleşmiştik. Ben ilkokul birinci sınıfa Umurlu’da devam ettim. Babamın tayini Aydın merkez olarak kalınca Aydın’a taşındık. 2.sınıfa geçtiğimde çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Meşrutiyet Mahallesi’ndeki evimize yerleştik ve ben ilkokul 2’nci sınıfa Ekrem Çiftçi İlkokulu’nda başladım. K.T.= Semra Hanım biraz eğitiminiz konusunda bilgi verseniz. S.Ş= 16 Temmuz 1972 doğumluyum. Ortaokulu Cumhuriyet Kız Lisesi’nde, liseyi Mimar Sinan Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü’nde okudum. Oradan mezun olduktan sonra üniversite sınavlarına hazırlandım ve Trakya Üniversitesi Elektronik Bölümü’nü kazandım ve kayıt yaptırıp eğitimime devam ettim. 1992 yılında üniversiteden mezun olunca iş hayatına atıldım. Mezun olduğum yıl Aydın’ın ilk radyosu Radyo Flaş yayın hayatına başlamıştı. Önce çalışanı olduğum radyomun sonrasında sahibi oldum. 2018 yılında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Radyo Televizyon Programcılığı bölümüne ikinci üniversite olarak kayıt yaptırdım. 2020’de Yüksek Onur Öğrencisi olarak mezun oldum. Aynı yıl Dikey Geçiş Sınavlarına (DGS) girerek, ADÜ İletişim Fakültesi’ni kazandım. Hem alaylı hem mektepli olma fırsatını yaşadım. 2024 yılında iletişim fakültesinden mezun oldum ve 2025 yılında ADÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Medya ve İletişim Çalışmaları Disiplinler arası Yüksek Lisans Programı’nda yüksek lisansa başladım. Halen yüksek lisans eğitimime devam ediyorum Sağda ADÜ İletişim Fakültesi öğrencisi iken reklamcılık konusunda sunum yaparken. Eğitimden inanılmaz derecede keyif aldım. Yeni bir şeyler öğrenmenin tadını çıkarmak, işin içinde olduğum için neyi neden öğrendiğini bilmek çok güzel bir deneyim oldu. Bazı öğrenciler derler ya, bu bilgi nerede işimize yarayacak diye. Ben o bilgilerin nerede işime yarayacağını bilerek öğrendim. K.T.= Başkanım, radyoculuk sevdanız nasıl başladı? S.Ş.= Trakya Üniversitesi’nden mezun olmam için iki dersten bütünleme sınavına girecektim. O yaz evde ders çalışıyordum. Tekirdağ’a gideceğim, bütünlemeye kalan derslerimi vereceğim ve mezun olacağım düşüncesindeydim. Bir hafta sonu evde ailecek kahvaltı ediyor, bir yandan da radyo dinliyorduk. Radyo Flaş o sıralar yeni açılmıştı. Aydın’ın ilk özel radyosu. O sırada radyodan iş ilanı geçti. “Genç arkadaşlar, bizimle çalışmak ister misiniz”. Annem “Kahvaltıdan sonra git müracaat et” dedi. Anneme karşı çıktım, “Ben daha mezun olmadım, ne diyeceğim” dedim. Annem “Olsun sen yine de git, müracaatını yap, bak babanın PTT sınavlarını radyodan duymuştuk, gitti müracaat etti ve kazandı, belki senin de kısmetinde bu iş vardır” deyince, içim pır pır etti. Aydın’ın ilk yerel radyosunu Radyo Flaş’ı, Denizli’de bir tekstilci olan Hüseyin Uzun kurmuştu. Annemi dinleyip, kahvaltıdan sonra babamla birlikte Vardar İşhanı’na Radyo Flaş’a iş müracaatı için gittik. Vardar İşhanı’nda bir sıra var ki inanılmaz. Radyo 4.katta ama kuyruk dışarıya Gazi Bulvarı’nın kaldırımlarına kadar taşmış. Herkesin elinde müracaat dilekçesi, sırasını bekliyor. Diplomamı birkaç hafta sonra alacağım için, müracaat durumumu sormak için babamla birlikte radyoya çıktık. Ve hayatımın dönüm noktalarından birini o gün orada yaşadım. Liseyi bitirdikten sonra Ticaret Lisesi’nde bilgisayar kursuna gitmiştim. Çok sevdiğim hocam Süleyman Kınık orada öğretmenimdi. Süleyman hocamla oradan tanışıyordum. Kendisini çok severdim O da beni severdi. Süleyman hocam oradaydı. Bir şey nasip olacaksa gelir Hint’ten Yemen’den derler ya. İşte onun gibi Süleyman hocam beni ve babamı görünce “Semra hoş geldiniz” deyip bizi içeri buyur etti. Ve Süleyman Hoca başladı beni babama methetmeye, “Ne güzel bir evlat yetiştirmişsin, Semra’yı çok severim, çok çalışkandır, çok hanımefendidir”. Sağ olsun. Tabi bunları duyan babam çok mutlu oldu. Kızı hakkında bu iltifatları duyan hangi baba mutlu olmaz ki. Süleyman hocama, ben müracaat için geldim ama daha mezun olmadım deyince, “Ben seni beklerim kızım, sen ne zaman mezun olursan ol, bu kapı her zaman sana açık. Bak hem de elektronik bölümünü bitireceksin, ben senin bilgi ve becerilerine güveniyorum. Sınavlarını ver gel, ben seni şimdiden işe aldım” dedi. Kendisi ile (Süleyman Hoca ile) hala görüşürüz. Kendisine ömrümün sonuna kadar minnettarım. Sayesinde çok sevdiğim bir işim oldu. Bu olay hayatımın dönüm noktalarından biridir. Solda Radyo Flaş’ta görev başında çalışırken. Neyse ben sınavlarımı verdim ve döndüm. Süleyman hocamın yanına gittim. Patronumuz Hüseyin Bey, Denizli’den Aydın’a kendi ekibini getirmişti. Radyoyu belli bir düzene oturtacaklar, alınan elemanları yetiştirecekler, akabinde Denizli’ye dönecekler, programları böyleymiş. Onlardan 2,3 arkadaş vardı ve ben tonmayster olarak göreve başladım. Yayın masasına geçtim. Bana cihazlar nasıl kullanılır, ses ayarı nasıl yapılır, mikser nasıl kullanılır, yayın nasıl yapılır gibi şeyleri gösterdiler ve biz bunları öğrendikten sonra patronumuz Denizli ekibini geri çağırdı. Benim radyoculuk hikayem de böyle başladı. Radyoyu sabahları 07.00’de açıyordum ve gece 24’de kadar yayın yapıyordum. En son ben kapıları kilitleyip eve gidiyordum. 1992’li yıllardı. Yaklaşık 3 yıl sonra Türkiye genelinde siyah kurdele eylemleri başladı. O dönemin hükümeti, yasal düzenlemesi olmadığı gerekçesiyle özel radyoları kapatma kararı aldı. Yaşayanlar çok iyi hatırlar, tüm taksiler, minibüsler, özel araçlar antenlerine siyah kurdele bağladılar. “Radyomu geri istiyorum” eylemleri yurt genelinde çok ses getirdi. Eylem sonuç verdi ve dönemin hükümeti gerekli yasal düzenlemeleri yapıp, özel radyoların tekrar yayınlarına devam etmelerini sağladı. Ve özel radyo ve televizyonların kanuni düzenlenmesi yapılırken, Radyo Televizyon Üst Kurulu kuruldu. Kanun çıkana kadar bizim dahil tüm radyoların yayın odalarını mühürlediler. Hüseyin Bey’e ait olan Aydın Radyo Flaş, Nazilli Radyo Flaş, Söke Radyo Flaş derken Ege’nin birçok yerinde Radyo Flaş’ı vardı. Hüseyin Bey, bu dönemde bürodaki birçok şeyi götürdü. Yayın odası hariç, çünkü orası mühürlüydü. Ve “Ben bu işi Aydın’da yapmayacağım. Eğer radyoyu satın almak isteyen olursa satacağım” demişti. Yaşadığımız bu mühür olayından birkaç hafta sonra Hüseyin Bey beni telefonla aradı. “Ben İzmir’e gideceğim, dönüşte Aydın’a uğrayacağım. Radyodan almam gereken birkaç evrak var. Senden rica etsem, aradığımda bana anahtarı getirir misin” deyince, ben de “Ebette Hüseyin Bey” dedim ve söylediği saatte radyoya gittim. Bir müddet sonra Hüseyin Bey geldi. Radyoyu beraber açtık ve içeri girdik, evraklarını alırken de radyoya alıcı bulamadığımız için sitem etti. Bana o sırada bir güven geldi, anlatamam, “Hüseyin Bey, radyoyu bana satın” deyiverdim. Hiç planladığım, aklımın ucundan geçen bir şey değildi. Sadece çalıştığım radyo kapalı olduğu için, işimi kaybetmiştim ve işimi çok sevdiğim için içim parçalanıyordu. İşime, radyoma, onun kapalı olmasına kıyamıyordum. Hüseyin Bey, “Nasıl ödeyeceksin” deyince, “Çalışır öderim, ödeyemezsem geri alırsınız” dedim. Peki tamam dedi ve ekledi “Senetleri bankaya veririm, oraya her ay düzenli olarak ödersin” dedi. Ve ben böylece radyoyu patronumdan satın aldım. Ben memur kızıyım, bankaya senet nasıl verilir, ne demektir, ticaret nasıl yapılır bilmiyorum. Hayatımda ilk defa senet gördüm. Bütün senetleri şahsım adına imzaladım. Ama nasıl imzaladım, senetleri imzalayacak masa falan yok büroda, bir tane kitaplığın rafı kalmış, bir de eflatun renkli duvardan duvara bir halımız vardı büroda. Halının üzerine bağdaş kurdum, yerdeki rafı dizlerimin üzerine koydum ve Hüseyin Bey bana senetleri uzattı ben de imzalayıp geri verdim. Sonunda kalktım, elini bana uzattı, “Hadi hayırlı olsun kızım, Allah utandırmasın” dedi. Ben de “Amin inşallah, size karşı mahcup olmam” dedim. Ben o gün hiç hesapta yokken işyeri sahibi oldum. Evet, o gün radyonun anahtarlarını teslim etmeye gitmişken, Hüseyin Bey anahtarları uzattı, hayırlı olsun dedi ve helalleştikten sonra ayrıldık. Ben eve giderken yüreğim pır pır ediyordu, garip bir duygu içindeydim. Şimdi bunu anneme babama nasıl anlatacağım derdine düşmüştüm. Beni evlatlıktan ret ederler herhalde diye içim içimi yiyiyordu. Eve gidince önce anneme anlattım. Annem çok heyecanlandı ve benim adıma çok mutlu oldu. “Sen yaparsın, sana güveniyorum” diyerek destekledi. Annemin desteği içimi ferahlattı. Babama nasıl söyleyeceğimi sordum anneme, “Yemekten sonra babana bir kahve yap ve konuyu aç” dedi anneciğim. Akşam yemekten sonra bütün cesaretimi toplayıp “Baba sana bir şey söyleyeceğim” deyince babam da “Söyle bakalım kızım” dedi. Ben de o gün tüm yaşadıklarımı anlattım ve radyoyu Hüseyin Bey’den satın aldığımı söyledim. Babam, köy enstitüsü ve öğretmen okulu mezunu aydın bir insandır. Her ne olursa olsun ailesinin arkasında dağ gibi duran baba gibi babalardandır. Ama yine de ne diyeceğini, nasıl tepki vereceğinin bilemiyorum. Çünkü çok yüklü bir borç da söz konusu. Üstelik senet imzalamışım ve bankaya ödeme yapacağım. Ticareti hiç bilmiyorum, ailede ticaret yapan kimse yok ve üniversiteden yeni mezun olmuşum, çok genç ve tecrübesizim. Bu düşünceler kafamda dolaşırken, babamdan da çok güzel bir cevap aldım. “Kızım ben sana güveniyorum, sen yaparsın” dedi bana. “Sen bu işi çok seviyorsun, ben de ihtiyacın olduğunda elimden geldiğince sana destek olurum”. Mutluluktan ne yapacağımı şaşırmış vaziyette babama ve anneme sarıldığımı ve destekleri için mutluluktan ağladığımı hatırlıyorum. K.T.= Başkanım Süleyman Bey’le tanışmanız radyodan mı oldu yoksa önceden tanışıyor muydunuz? Evliliğiniz ve çocuklarınızdan bahseder misiniz? S.Ş.=. Biz eşimle mahalleden tanışıyoruz, komşuyduk. Evlerimizin arasında bir ev vardı. Meşrutiyet Mahallesi’nde oturuyorduk. Kız kardeşi İpek, en yakın arkadaşımdı, ailecek görüşüyor ve birbirimizi iyi tanıyorduk. Süleyman Bey’le 1995’de evlendik. Evlendiğimizde Süleyman Bey deri mühendisiydi. Bir deri atölyesinde çalışıyordu. Bir müddet yarım gün deri atölyesinde çalışıyor, yarım gün de radyoya geliyordu. Bu pek uzun sürmedi, bir müddet sonra deri işini bıraktı. Çünkü radyoda yayında, reklamda, finansal bölümde benim ona çok ihtiyacım vardı. Kısacası karı koca birlikte birbirimize güç ve destek vererek radyoya devam ettik. 2002’ye kadar radyo işi böyle devam etti. Süleyman Bey’in inanılmaz bir gazetecilik aşkı vardı. Sürekli gazete çıkaralım diye ısrar ediyordu. O yıllarda Aydın’da Mücadele, Ses ve Denge vardı. Ben sadece radyomuzla ilgilenelim diye çok direttim ama başaramadım. Gazete demek ikinci bir iş, ikinci bir masraf demek, kendi işimize odaklanalım diye çok ısrar ettim ama onun tutkusuna engel olamadım. Ve 2002’nin Aralık ayında gazetemizin ilk sayısını çıkarttık. Tabi ki isim radyonun ismiyle aynı oldu. Gazete Flaş. Gazete Flaş, 2017 Kasım ayına kadar devam etti. Türkiye’deki kâğıt fabrikasının kapanması, ülkedeki kâğıt krizi ve dolardaki artış nedeniyle yaşanan ekonomik krizi daha fazla yüklenmek istemediğimiz için gazetemizi kapatma kararı aldık. Kâğıt, kalıp fiyatları, işçilik maliyetlerindeki artış, doların fırlaması, ekonomik kriz derken Süleyman Bey çok rahatsızlandı. Hiç unutmuyorum bir ağustos ayıydı, okullar tatil, çocuklar küçük. Ben çocuklarla yarım gün geçiriyorum, öğleden sonra işyerine geliyorum. Bir gün işyerinden aradılar. “Süleyman Bey çok hasta, ambulans istiyor ve bizimle helalleşiyor” dediler. Bunları duyunca aklım başımdan gitti. Babamı aradım, “Baba ben çıkıyorum. Süleyman çok hastaymış, çocuklar evde, sen onların yanına gel” dedim. Evlerimiz birbirine çok yakındı. Acele işyerine geldim. Süleyman’ı acile götürdüm. Acilde muayenede doktor bey Süleyman’a “Ne iş yapıyorsun” diye sordu. Süleyman, “Gazeteciyim” deyince, “Hemen o işi bırakıyorsun. Şu an karşımda 50 değil sanki 80 yaşında bir adam oturuyor. Kendinize ne yaptınız böyle. Stres sizi çok yıpratmış” dedi. Bir ilaç yazacağını, ilacı 12 gün kullanmasını, 12 gün sonunda toparlanamazsa işimizin çok zor olduğunu söyledi. Muayeneden sonra bizi müşaade odasına aldılar. Süleyman bu arada çok kötü. Gazeteden acile nasıl geldiğimizi hatırlamıyor, yaşanan o süre onda yok. Acilden müşahede alanına alınırken sedyede, “Semra biz bu işi artık yapmayalım, ne diyorsun” dediğini hatırlıyorum. Nihayet sonunda ikna olduğu için mutlu olmuştum. Böylelikle gazetecilik macerasını tamamladık. Gazeteyi kapatma kararı aldığımızda satmaya kıyamadık. Nedeni; Radyo Flaş ve Gazete Flaş’ın birlikte anılması. Gazeteyi kapatma kararı alıyorsun ama radyon hala yayın hayatına devam ediyor. Tarafsızlığınla, doğru ve dürüst gazeteciliğinle anılmışsın, 15 yıl emeğin var, ama radyoda 25 yıl olmuş. Kazandığımız güven ve sevgiyi, yani o çizgiyi devam ettirmemiz şart. Gazeteyi sattığımızı düşünün, hiç tasvip etmediğimiz bir çizgide yayın yapıyorlar. Yeni sahibi sonuçta istediği tarzda yayın yapabilir, ama sonuçta Radyo Flaş’ın gazetesi olur. Okuyucu bunun farkına varamayabilir. Biz yıllardır uğraştığımız o çizgiye, o tarafsızlığa zarar gelsin istemedik. Gazete, bizim çocuğumuz gibiydi. Bu nedenle satmadık, kapattık. 15 yıl boyunca gazeteciliği en iyi şekilde yapığımızı, okuyucularımızın teveccühlerinden biliyorum. Hiçbir zaman taraf ve yandaş olmadık. Gazetecilik ilkelerine sadık ve bağlı kalarak işimizi yaptık. İşini doğru yapanı, takdir ettik, kötü yapanı da gazetecilik sınırları içinde eleştirdik. Söyleyeceğimizi gazeteci olarak söyledik. Bu konuda işimizle de kendimizle de hep gurur duyduk. Kimseyi rencide etmedik, kişilik haklarına, özel hayata saygı duyduk. Basın meslek ilkelerine uyarak gazetecilik yaptık. K.T.= Başkanım siz ve eşiniz Süleyman Bey, gazetecilikte sevilen sayılan bir çiftsiniz. Her zaman, her yerde, her toplumda takdir edildiniz ve bu nezih davranışlarınız neticesinde Aydın’ın ilk Kadın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı oldunuz. Bu konu ile ilgili görüşlerinizi alabilirmiyim. S.Ş.= Ocak-2016 yılında Olağan Genel Kurul’a gideceğimiz zaman, başkan adayı olmaya karar verdim. Kahve Bahane ’de (Cafe-Restoran) yaptığım adaylık açıklama toplantısında, Aydın Gazeteciler Cemiyeti başkanlığına adaylığımı açıkladım. Tüm gazeteci meslektaşlarım da sağ olsunlar bana destek oldular. Yani bir kadın gazetecinin, AGC başkanı olmasında oy verenlerin çoğunluğu erkek meslektaşlarımdı. 2016 yılındaki genel kurul seçiminde 4 aday vardı. 1.Cemal Aydın Özpolat, 2.Sadettin Çetin, 3.Orhan Karagöl ve tek kadın aday olarak ben vardım. Genel kurulumuza Türkiye Gazeteciler Federasyonu başkanımız da iştirak etmişlerdi. Herkesin birbirine saygı duyduğu güzel bir seçim olmuştu. Seçim Ticaret Odası toplantı salonunda yapıldı. Adaylar çıkıp neler yapacağını anlattılar. Sonuçta seçimi kazandım ve seçimden sonra güzel çalışmalarımız oldu.                        Sağda Aydın AGC’nin 2016 yılı seçiminden bir anı. İkinci defa 2019 yılında tekrar AGC başkanlığına seçildim ve iki dönem de birkaç değişiklik dışında aynı ekip arkadaşlarımla çalıştım. Üye arkadaşlarımın destekleri hep yanımdaydı. Üçüncü döneme aday olmadım. Tüzüğümüzde iki dönem veya üç dönem seçilme kuralı yoktu. Seçildiğin müddetçe başkanlık yapabilirsin ama ben bırakmak istedim. Arkadaşlar çok ısrar ettiler, bir dönem daha yap diye ama ben hayır dedim. Çünkü sivil toplum kuruluşlarında tüzükte olsun olmasın 2 dönem başkanlık bence yeterli. Siz bırakacaksınız ki diğer meslektaşlarınız da aynı yolda yürüyebilsinler. Herkesin o koltuklarda oturma, o sorumluluğu alma ve hizmet etme hakkı var. Ayrıca o sırada Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Federasyonu Yönetim Kuruluna ikinci dönemim olarak tekrar seçilmiştim. Federasyondaki görevim ikinci dönemde de devam edince, istedim ki AGC başkanlığını Aydın’da başka bir arkadaşım üstlensin. Rahmetli Mustafa Çezik AGC Başkanı iken Türkiye Gazeteciler Federasyonunun (TGF) kuruluşuna çok büyük katkıları olmuş. İnternette TGF’nin sayfasında (Başkanlar Konseyi bölümü) girdiğinizde, Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kurulmasında Aydın Gazeteciler Cemiyet Başkanı Mustafa Çezik ’in emeği çoktur. 30 Mart 1996 tarihinde Ulusal düzeyde gazeteci cemiyetlerini örgütlemiş ve cemiyetler olarak bir araya gelip federasyonumuzu kuralım demiştir. Bu toplantı başarıya ulaşmış ve Türkiye Gazeteciler Federasyonunun kurulmasında öncülük yapmıştır. AGC ve Mustafa Çezik ‘in gayret ve çabaları ile 3. toplantıda federasyon kurulmuştur. 2016 yılında Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 52’nci Başkanlar Konseyi toplanacaktı. Aklıma federasyonun kurulma aşamasındaki Mustafa Çezik’in davetiyle yapılan ilk toplantı geldi. Yapılacak olan başkanlar konseyi toplantısı, tarih olarak ilk toplantının 20.yılına denk geliyordu. Fikrimi yönetim kuruluna açtım. Arkadaşlar federasyona bir öneri sunalım, kabul ederlerse 52. Başkanlar Konseyi toplantısını Aydın’da yapalım dedim ve yönetim kurulumuzda kabul edildi. Federasyon başkanımıza düşüncemi açınca tereddütsüz kabul etti ve TGF 52. Başkanlar Konseyi toplantısını Aydın’da yaptık.            Solda TGF 52. Başkanlar Konseyi Efeler diyarında - Kuşadası Güvercin adasından bir anı. Yaptığımız program 6 gün sürdü, 26 Ekim Salı günü başladı, 31 Ekim Pazar günü sona erdi. Bu program süresince Türkiye’nin dört bir yanından gelen TGF üyesi cemiyetlerimizi ve gazeteci meslektaşlarımızı Aydın’da ağırladık. Valilikten, üniversitemize, büyükşehir belediyemizden tüm ilçe belediyelerine, sanayi odamızdan ticaret odamıza kadar çok paydaşlı bir etkinliğe, birlikte imza atmanın gurunu yaşadık. Efeler’den Kuşadası’na, Nazilli, Didim ve Karacasu’ya ilimizin tanıtımına büyük katkı sunan bir program yaptık.  Aydınımızı, Afrodisias’ı, Magnesisya’yı, Üç Gözleri, Aydın Müzesini, Çakırbeyli Müzesi ve Adnan Menderes’i. Söke’de kabri başında anarak efsane valimiz Recep Yazıcıoğlu’nu, Didim Apollon Tapınağını ve Didim’i Kuşadası’nı Zeytin Müzesini ve daha sayamadığımız değerlerimizi, Türkiye’nin dört bir yanından gelen gazeteci meslektaşlarımıza tanıttık. Seçildiğimizde cemiyetimizin bir yeri yoktu. Biz ekip olarak önce cemiyetimize bir yer bulduk. Rahmetli gazeteci Yalçın Ata’nın Ses Gazetesi’ni çıkardığı Manavoğlu İş Merkezi’ndeki bürosunu eşi çok sevdiğim Meral Ata’dan kiraladık. Meral abla o dönem yürütme kurulumuzda da bize güç kattı. Orayı tercih etmemizdeki en büyük sebep, rahmetli Yalçın Ata’nın çok sevdiği gazetecilik ruhunun, gazetecilerin evi olan cemiyette yaşamasıydı. TGF başkanlar konseyinde, cemiyetimizin açılışını da 2016 yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda tüm protokolün katılımıyla yaptık. Bunun dışında GEKA ve ADÜ iş birliğiyle çok sayıda eğitim çalışmasına imza attık. Karacasu Afrodisias ve Didim Orman Kampı gibi üyelerimiz için kaynaşma etkinliklerimiz oldu. Pandemiye kadar her yıl düzenli olarak meslektaşlarımız için, AGC Basın Ödülleri programlarını da çok önemsedik.   AGC olarak 2020 yılında “Yerel Medyanın Sorunları” diye bir dosya hazırladık. Aydın ilinde (Söke, Nazilli ve diğer ilçeler dahil) bu işe yıllarını vermiş duayen gazetecileri ve genç gazeteci arkadaşları davet ettik. 14 maddelik bir bildiri hazırladık. Bu sorunları tespit ederken, Aydın’da gazeteciliğe yıllarını vermiş meslektaşımıza danıştık. Bize katkı sağlayıp bildiriye imzalarını attılar. Sonra Başkan Yılmaz Karaca’yı arayıp, biz AGC olarak Türk medyasının sorunları ile ilgili bir bildiri hazırladığımız bilgisini verdik. Bu görüşme ve yaptığımız işten Federasyon Başkanımız Karaca çok memnun kaldı ve bildirideki maddeleri tek tek okumamızı istedi ve bu çalışmanın altına bende imzamı atarım dedikten sonra lütfen bu çalışmanızı federasyona ulaştırın dedi. AGC’yi ve emeği geçen bütün arkadaşları tebrik ve takdir etti. Bu bildiriyi, TGF ailemiz meclis başkanlığına, iletişim başkanlığına, partilerin grup başkan vekillerine tek tek randevu alınarak ulaştırıldı. Ayrıca o dönem federasyon yönetim kurulu üyesi Mehmet Ali Dim tarafından Amerika’da Cumhurbaşkanına da sunuldu.   Ankara’da yapılan TGF Genel Kurulu’nda, delegelerin huzurunda başkan adayları Yılmaz Karaca ve Mehmet Ali Dim tarafından, kürsüdeki konuşmalarında bu bildiri için Aydın Gazeteciler Cemiyeti’ne teşekkür edilmiştir. Her iki başkan adayı tarafından çalışmamız takdir edilmiş ve tüm salon takdirini alkışlarla göstermiştir. Cemiyetim adına en çok gurur duyduğum anlardan biri olarak her zaman hatıramdadır. Bence bu olay Aydın basını adına çok büyük bir gururdur. Aydın’a dönersek, başkanlık yaptığım 2016-2019 ve 2019-2022 dönemleridir. Yaklaşmakta olan genel kurul öncesi seçimle ilgili bir açıklama yayınladım, Yönetim kurulumuz ile toplandık, seçime çok az bir zaman kalmıştı. Yönetim kuruluna, arkadaşlar ben tekrar aday olmak istemiyorum ama size engel değilim, Başkanlığa aday olabilirsiniz ya da aday olacak arkadaşların listelerinde görev alabilirsiniz buna ne darılırım ne de gücenirim. Bu sizin hakkınız, çünkü 2 dönem dernekte çalıştınız emek verdiniz. Cemiyetin hafızasısınız. Cemiyet ve dernekler için hafıza çok önemlidir. Yeni seçilecek yönetimde eski yönetimden kimse yoksa bu zaman ve bilgi kaybıdır. Benim aday olmama durumuna yönetim kurulundaki arkadaşlar başta karşı çıktılar, sen yoksan biz de yokuz dediler. Ben arkadaşlarımı aday olmayacağıma dair ikna ettim. Sizlerin yeni seçilecek yönetimde görev almanızı isterim, bu benim kararım. Bence bu tür cemiyet ve derneklerde 2 dönem yeterli, her dönem aday olmak bence iyi değil. Anlımızın akıyla 2 dönem yaptık, seçimi kazanan arkadaşlara cemiyeti teslim ettik. Bu bir bayrak yarışı. İyi ki böyle bir karar almışım. 6 sene çok uzun bir zaman. Çocuklar ilkokuldaydı, baktım kızım ortaokul, oğlum liseli olmuş. Eşim de 2018’deki üniversite affıyla, yarım bıraktığı tıp eğitimine geri döndü. Ben de iletişim fakültesinde başlayan eğitimimi tamamlayarak yüksek lisans eğitimine başladım. Cemiyet başkanlığı dönemimde çok iyi insanlar tanıdım, mesela sizin gibi, Hüsamettin Kaçar ve Mehmet Özçakır gibi. Cemiyetimize yıllarını adamış Söke ve Nazilli şube başkanlarımız Ali Esmer ve Metin Özden gibi. Didim ve Kuşadası’ndaki yol arkadaşlarım Mehmet Öztürk ve Ergun Korkmaz gibi. Daha adını sayamadığım çok değerli yol arkadaşlarım oldu. Federasyondaki görevim nedeniyle, başka illerdeki cemiyet başkanlarıyla tanışma imkânı buldum, hepsi çok değerli insanlardı. Ve bu dönem, iyi ki dediğim bir dönem olarak hayatımda en güzel yerini aldı. Başkanlık dönemimde, federasyonumuzla çok verimli çalışmalar yapma fırsatımız oldu. Federasyon Başkanımız Yılmaz Karaca çok değerli bir insan. Ondan çok şey öğrendim. Sayın Karaca, Aydın’daki çalışmalarımıza hep katıldı, destekledi. Ödül törenlerimizden, GEKA ile yaptığımız projelerimizde, ADÜ ile yaptığımız projelerimizde farklı etkinliklerimizde desteklerini hiç esirgemedi. İki dönem federasyon yönetim kurulunda da çok değerli çalışma arkadaşlarım oldu. Her biriyle hala sık sık görüşüyoruz. Dostluğumuz hala devam ediyor.                    Sağda Türkiye gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulundan bir anı. (2021) 2025 yılında yapılan AGC seçimlerinde aday olan her iki aday meslektaşım, beni federasyon genel kurul delegesi olarak listelerine yazmak istediklerini söylediler. İkisinin isteğini de kırmadım. Sevgili Veysel Karahan ve Erman Çetin. Sırası gelmişken burada rahmetle de anmak isterim, Erman Çetin’i seçimin üzerinden 3 ay geçmemişken kalp krizinden kaybettik biliyorsunuz. AGC’nin verdiği görev gereği, şu anda Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Kurul delegesiyim. Ayrıca Radyo Televizyon Meslek Birliği RATEM yönetim kurulu tarafından 2025 yılında Aydın İl temsilcisi olarak atandım. RATEM’in bundan önceki dönemlerinde yürütme kurulunda çeşitli görevlerim oldu. Başkanımız Aydın Şerbetçi, mesleğe gönül vermiş bir radyocu. Bu dönemde birlikte iyi işlere imza atacağımızdan şüphem yok. K.T.= Başkanım yaptığınız işler takdire şayandır. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Biraz da eşiniz Süleyman Bey’den bahsetsek. Kimdir, nerelidir. S.Ş.= Süleyman Bey aslen Muğla Yatağanlıdır. Yatağan Nebi köyündendir. Rahmetli kayınpederim Ali Şener de benim babam gibi köyün ilk okuyanlarından. Aydın’da meslek lisesinde okuyor ve hayata o şekilde atılıyor. Bayındırlık ve Aydın Valiliği’nde görevleri oldu ve Bayındırlık Müdürlüğü’nden emekli oldu. Annesi Naime Şener. Hiç kayınvalidem demedim, hep annem dedim. 30 yıllık geliniyim daha bir konuda olumsuz bir şey yaşamamışızdır. Birbirimizi hem sevdik hem de saygı duyduk. O yüzden çok şanslıyım. Eşimin 2 kız kardeşi var. Bir ablası ve kendinden küçük kız kardeşi var. Ablası Keriman Şener eczacı, kız kardeşi İpek Şener DSİ’de meteoroloji mühendisi. Süleyman Bey Aydın doğumlu. İlkokulu Ekrem Çiftçi’de, Ortaokulu Gazipaşa’da, liseyi de Aydın Lisesi’nde okudu. Kayseri Erciyes Tıp Fakültesi’ni 16.ncı olarak kazanmış. Kaydını yaptırıyor, ilk yılı ingilizce hazırlık okuyor. Sonra kadavralarla (cesetler üzerinde kesip, biçme dersi) ders yapılmaya başlayınca dayanamıyor. Tabi o zamanlar 17-18 yaşlarında, ben bu işi yapamayacağım deyip okulu terk ederek Aydın’a dönüyor. Tekrar üniversite sınavına giriyor ve Ege Üniversitesi Deri Mühendisliğini okuyor. Bir iş nasipse ayağına gelir derler ya şimdi de 2018 yılında afla geri döndüğü ADÜ Tıp Fakültesi’ni bitiriyor. Şu an ADÜ’de intörn doktor. Eşim Süleyman Bey’in Mezuniyet töreninden bir anı. Resimde Annem, Babam, kardeşim Mertcan ve çocukları görülmekte. K.T.= Başkanım kaç çocuk var. Eğitim düzeyleri ve uğraştıkları işler neler? S.Ş.= Allah bağışlasın, iki çocuğumuz var. Evliliğimizin 12.yılında 2007’de oğlumuz Ali, 2010 yılında da kızımız Elif dünyaya geldi. İkisi de hayatımızın en büyük armağanı. Geç anne olmanın tadını çıkaran ebeveynlerdenim. Herkesin evladı kıymetlidir belki ama ben çok geç sahip olduğum için belki kıymetini en iyi bilenlerdenim. Anne olduktan sonra en büyük duam; evlat sahibi olmak isteyen tüm anne baba adaylarına, bu duyguyu Allah’ın onlara da yaşatmasını dilemek oldu. Her zaman söylerim, ben hayatta en çok anne olmayı sevdim. Tüm çalışma hayatım ve üstlendiğim tüm görevlerimde her zaman önceliğim onlar oldu. Ve hiç pişman değilim. İyi ki de önceliğim olmuşlar.  Şimdi kızım lisede okuyor, oğlum da üniversite sınavlarına girdi. İktisat alanında eğitim almak istiyor. Kısacası bizim evde herkes öğrencisi. K.T.= Semra Hanım kaç kardeşsiniz? S.Ş.= Biz iki kardeşiz, bir erkek kardeşim var, Mertcan Çelik. Osmangazi Üniversitesi Tarih Bölümünü 2005 yılında bitirdi. Okulunu bitirdikten sonra uzun yıllar Gazete Flaş’ta muhabir olarak çalıştı. Bu arada ADÜ’de yüksek lisan eğitimini tamamladı. Çocukluğu radyoda geçmişti. O yüzden radyoculuk ve gazetecilik tecrübesi var. Şimdi ADÜ’de öğretim görevlisi ve ADÜ’de Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yapıyor. Eşi de ADÜ’de psikolog Özge Çelik. Gelinimiz Özge de kardeşim gibidir. Ortaokul dönemlerinden beri tanırım, elimizde büyüdü derler ya o da radyoda büyüdü bana abla, eşime abi der. Sonrasında Allah nasip etti, gelinimiz oldu. Dünya tatlısı iki evlatları var. Ben, Elisa Hilal ve Erdem Efe’nin halasıyım. Aydın’da ilklere imza atmış kadınlardan biri, yaptığı işleri bu yazı içinde anlatmaya çalıştığım, AGC’nin (Aydın Gazeteciler Cemiyeti) ilk kadın başkanı olan Semra Şener hanımefendi. Semra Başkan Aydın’ın ilk radyosu olan Radyo Flaş’ında sahibi olarak yine bir ilke imzasını atmış, gazeteci olarak AGC başkanı seçildikten sonra bir kadın olarak yine Aydın’da bir ilke imza atarak, Türkiye Gazeteciler Federasyonu yönetimine girerek, Aydın adına yakışır işlere imzasını atmıştır. Şahsında Şener ailesine sağlıklı mutlu bir ömür dilerim. Başarıları daim olsun der saygılarımı sunarım. Haftaya Aydın’a değer katan başka bir şahsın yaşam öyküsünde buluşmak üzere esen kalın, Aydın’a İz Bırakanları takip etmeyi unutmayın.
Ekleme Tarihi: 16 Ocak 2026 -Cuma

AYDIN'DA İZ BIRAKANLAR

Semra Şener; Gazete ve Radyocu, AGC’nin ilk Kadın Cemiyet Başkanı.

Aydın’da ilklere imza atmış kadınlardan, Piraye Levent (ilk Milletvekili), Özlem Çerçioğlu’ndan (ABŞB Başkanı) sonra AGC (Aydın Gazeteciler Cemiyeti) Başkanı olan üçüncü kadın Başkan Semra Şener.

Ayrıca Semra Başkan, Aydın’ın ilk radyosu olan Radyo Flaş’ın da sahibi olarak yine bir ilke imzasını atmıştır. Gazeteci olarak AGC Başkanı seçildikten sonra bir kadın olarak Türkiye Gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulu’na girerek bir ilke daha imza atmıştır.

Kısacası ilk kadın AGC başkanı olmanın yanı sıra, Aydın adını tüm yurda duyurmayı başarmıştır. Saygıdeğer Başkanımı Aydın’a İz Bırakanlar’da yazmasaydım, ona, kendime ve Aydın halkına haksızlık yapmış olurdum. Bu nedenle sahibi olduğu Radyo Flaş’a gidip kendisi ile hayatı hakkında görüştüm.

Kendi anlatımıyla, Aydın Gazeteciler Cemiyeti İlk Kadın Başkanı (AGC) Semra Şener Hanımefendinin yaşam öyküsü;

K.T.=Semra Hanım ilk başta büyük aileniz (Ata babanız ve anneniz) nereli ve kimlerdir deyip yaşam öykünüze burdan başlıyalım.

Solda Annem, Babam, Kardeşim ve çocuklarımız toplu halde.

S.Ş.= Annem (Gülname) ve babam (Mesut) Afyon ili Dinar İlçesi’nin Körpeli Köyü’nden. Dedelerimin babaları aslen Bulgaristan göçmeni, Osmanlı Rus harbinde (1877-1878 yılları) Şumnu’dan gelmişler.

Önce Kütahya-Eskişehir taraflarına yerleştiriliyorlar. O zamanlar sıtma salgını var. Sıtmadan korunmak için Dinar’a kadar geliyorlar, orada da sıtma salgını olunca bu kez Dinar’ın köyüne çıkıyorlar. Yukarıya yaylaya, Başmakçı Gölü’nü muhteşem bir şekilde gören çok güzel bir köy olan Körpeli’ye yerleşiyorlar.

Köy en zirvede, Güneş batarken, Başmakçı Gölü ve gün batımı o kadar güzel görünüyor ki tam kartpostallık. Sanki ünlü bir ressamın tablosuna baktığınızı zannedersiniz. Bizimkiler işte bu köye yerleşiyorlar.

Dedem, Kurtuluş Savaşı Gazisi. (Babamın babası) I. İnönü, II. İnönü ve Sakarya Meydan Muharebelerinde Atatürk’ün silah arkadaşı olarak savaşmış. 2 madalyası var; biri İstiklal Savaşı Madalyası diğeri de Gazi Madalyası. Bunlar dedemizin ailemize en değerli mirası.

Dedem sivil yaşamında usta bir marangozmuş, eskiden ulaşım ve nakliyede kullanılan at arabalarının tekerleklerini yaparmış, bir de su fıçısı yaparmış. O zamanlar içme suları su fıçılarında taşınır ve muhafaza edilirmiş. Dedem, sonrasında Dinar merkeze yerleşmiş. Babam köyün ilk okuyanlarından. Köyün diğer gençleri ise babamın açtığı yoldan giderek ilkokuldan sonra okumuşlar. Dayımlar ve onlardan sonraki nesil okuyan nesil olmuş.

Rahmetli Dedem Hüseyin Çelik, köyde ilkokuldan sonrasını okumak isteyen çocuklara evini kapılarını sonuna kadar açmış.  Babamlar 7 kardeşler; üç erkek, dört kız. Annem de okula gitmeyi çok istemiş ama o yıllarda kız çocuklarının okula gönderilmesi söz konusu bile değil. Köyde sadece ilkokul var, o yüzden Mehmet dedem (Annemin babası) onu dışarıya okumaya gönderememiş. Mehmet dedem köyün imamı. Annemler 6 kardeşler. 4 kız 2 oğlan. Annem, kızların en küçüğü.  Annem, kardeşlerinden dayımlardan kendisine de okuma yazma öğretmelerini isteyerek öğrenmiş. Annem çok akıllı ve zeki bir kadın. Çocukluğumdan bu yana annemle ilgili en iyi bildiğim şey onun sürekli bir şeyler okuması. Kitap, gazete, dergi bulduğu her şeyi okur.  Dayılarım da okumuşlar. Büyük dayım biyoloji öğretmeni. Yamalak’ta öğretmenlik yaparken, 12 Eylül döneminde belediye başkanı olarak görevlendirilmişti ve bir müddet başkanlık yaptı. Sonrasında Nazilli’de Milli Eğitim Şube Müdür Yardımcılığı yaptı ve oradan emekliye ayrıldı. Diğer dayım da sınıf öğretmeni. O da emekli oldu. Kısacası dayılarımın ikisi de öğretmen oldular.

Babam askerden döndükten sonra PTT’nin açmış olduğu sınavlara giriyor ve kazanıyor. Babamın ilk ataması Ankara’ya yapılıyor. Ben ilkokula başlayana kadar Sincan’da yaşadık. Babamın işyeri Ankara PTT Genel Müdürlüğü’nde, evimiz ise Sincan’da idi. Babam işe trenle gidip gelirdi. O günleri hatırlıyorum. Benim ilkokula başladığım yıl, babamın tayini Aydın’a çıktı. Fakat görevlendirmesi Umurlu’ya yapılacaktı. Bu yüzden Umurlu’ya yerleşmiştik. Ben ilkokul birinci sınıfa Umurlu’da devam ettim. Babamın tayini Aydın merkez olarak kalınca Aydın’a taşındık. 2.sınıfa geçtiğimde çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Meşrutiyet Mahallesi’ndeki evimize yerleştik ve ben ilkokul 2’nci sınıfa Ekrem Çiftçi İlkokulu’nda başladım.

K.T.= Semra Hanım biraz eğitiminiz konusunda bilgi verseniz.

S.Ş= 16 Temmuz 1972 doğumluyum. Ortaokulu Cumhuriyet Kız Lisesi’nde, liseyi Mimar Sinan Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü’nde okudum. Oradan mezun olduktan sonra üniversite sınavlarına hazırlandım ve Trakya Üniversitesi Elektronik Bölümü’nü kazandım ve kayıt yaptırıp eğitimime devam ettim. 1992 yılında üniversiteden mezun olunca iş hayatına atıldım. Mezun olduğum yıl Aydın’ın ilk radyosu Radyo Flaş yayın hayatına başlamıştı. Önce çalışanı olduğum radyomun sonrasında sahibi oldum.

2018 yılında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Radyo Televizyon Programcılığı bölümüne ikinci üniversite olarak kayıt yaptırdım. 2020’de Yüksek Onur Öğrencisi olarak mezun oldum. Aynı yıl Dikey Geçiş Sınavlarına (DGS) girerek, ADÜ İletişim Fakültesi’ni kazandım. Hem alaylı hem mektepli olma fırsatını yaşadım. 2024 yılında iletişim fakültesinden mezun oldum ve 2025 yılında ADÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Medya ve İletişim Çalışmaları Disiplinler arası Yüksek Lisans Programı’nda yüksek lisansa başladım. Halen yüksek lisans eğitimime devam ediyorum

Sağda ADÜ İletişim Fakültesi öğrencisi iken reklamcılık konusunda sunum yaparken.

Eğitimden inanılmaz derecede keyif aldım. Yeni bir şeyler öğrenmenin tadını çıkarmak, işin içinde olduğum için neyi neden öğrendiğini bilmek çok güzel bir deneyim oldu. Bazı öğrenciler derler ya, bu bilgi nerede işimize yarayacak diye. Ben o bilgilerin nerede işime yarayacağını bilerek öğrendim.

K.T.= Başkanım, radyoculuk sevdanız nasıl başladı?

S.Ş.= Trakya Üniversitesi’nden mezun olmam için iki dersten bütünleme sınavına girecektim. O yaz evde ders çalışıyordum. Tekirdağ’a gideceğim, bütünlemeye kalan derslerimi vereceğim ve mezun olacağım düşüncesindeydim. Bir hafta sonu evde ailecek kahvaltı ediyor, bir yandan da radyo dinliyorduk. Radyo Flaş o sıralar yeni açılmıştı. Aydın’ın ilk özel radyosu. O sırada radyodan iş ilanı geçti. “Genç arkadaşlar, bizimle çalışmak ister misiniz”. Annem “Kahvaltıdan sonra git müracaat et” dedi. Anneme karşı çıktım, “Ben daha mezun olmadım, ne diyeceğim” dedim. Annem “Olsun sen yine de git, müracaatını yap, bak babanın PTT sınavlarını radyodan duymuştuk, gitti müracaat etti ve kazandı, belki senin de kısmetinde bu iş vardır” deyince, içim pır pır etti. Aydın’ın ilk yerel radyosunu Radyo Flaş’ı, Denizli’de bir tekstilci olan Hüseyin Uzun kurmuştu. Annemi dinleyip, kahvaltıdan sonra babamla birlikte Vardar İşhanı’na Radyo Flaş’a iş müracaatı için gittik. Vardar İşhanı’nda bir sıra var ki inanılmaz. Radyo 4.katta ama kuyruk dışarıya Gazi Bulvarı’nın kaldırımlarına kadar taşmış. Herkesin elinde müracaat dilekçesi, sırasını bekliyor. Diplomamı birkaç hafta sonra alacağım için, müracaat durumumu sormak için babamla birlikte radyoya çıktık. Ve hayatımın dönüm noktalarından birini o gün orada yaşadım. Liseyi bitirdikten sonra Ticaret Lisesi’nde bilgisayar kursuna gitmiştim. Çok sevdiğim hocam Süleyman Kınık orada öğretmenimdi. Süleyman hocamla oradan tanışıyordum. Kendisini çok severdim O da beni severdi. Süleyman hocam oradaydı.

Bir şey nasip olacaksa gelir Hint’ten Yemen’den derler ya. İşte onun gibi Süleyman hocam beni ve babamı görünce “Semra hoş geldiniz” deyip bizi içeri buyur etti. Ve Süleyman Hoca başladı beni babama methetmeye, “Ne güzel bir evlat yetiştirmişsin, Semra’yı çok severim, çok çalışkandır, çok hanımefendidir”. Sağ olsun. Tabi bunları duyan babam çok mutlu oldu. Kızı hakkında bu iltifatları duyan hangi baba mutlu olmaz ki.

Süleyman hocama, ben müracaat için geldim ama daha mezun olmadım deyince, “Ben seni beklerim kızım, sen ne zaman mezun olursan ol, bu kapı her zaman sana açık. Bak hem de elektronik bölümünü bitireceksin, ben senin bilgi ve becerilerine güveniyorum. Sınavlarını ver gel, ben seni şimdiden işe aldım” dedi. Kendisi ile (Süleyman Hoca ile) hala görüşürüz. Kendisine ömrümün sonuna kadar minnettarım. Sayesinde çok sevdiğim bir işim oldu. Bu olay hayatımın dönüm noktalarından biridir.

Solda Radyo Flaş’ta görev başında çalışırken.

Neyse ben sınavlarımı verdim ve döndüm. Süleyman hocamın yanına gittim. Patronumuz Hüseyin Bey, Denizli’den Aydın’a kendi ekibini getirmişti. Radyoyu belli bir düzene oturtacaklar, alınan elemanları yetiştirecekler, akabinde Denizli’ye dönecekler, programları böyleymiş. Onlardan 2,3 arkadaş vardı ve ben tonmayster olarak göreve başladım. Yayın masasına geçtim. Bana cihazlar nasıl kullanılır, ses ayarı nasıl yapılır, mikser nasıl kullanılır, yayın nasıl yapılır gibi şeyleri gösterdiler ve biz bunları öğrendikten sonra patronumuz Denizli ekibini geri çağırdı. Benim radyoculuk hikayem de böyle başladı. Radyoyu sabahları 07.00’de açıyordum ve gece 24’de kadar yayın yapıyordum. En son ben kapıları kilitleyip eve gidiyordum.

1992’li yıllardı. Yaklaşık 3 yıl sonra Türkiye genelinde siyah kurdele eylemleri başladı. O dönemin hükümeti, yasal düzenlemesi olmadığı gerekçesiyle özel radyoları kapatma kararı aldı. Yaşayanlar çok iyi hatırlar, tüm taksiler, minibüsler, özel araçlar antenlerine siyah kurdele bağladılar. “Radyomu geri istiyorum” eylemleri yurt genelinde çok ses getirdi. Eylem sonuç verdi ve dönemin hükümeti gerekli yasal düzenlemeleri yapıp, özel radyoların tekrar yayınlarına devam etmelerini sağladı. Ve özel radyo ve televizyonların kanuni düzenlenmesi yapılırken, Radyo Televizyon Üst Kurulu kuruldu. Kanun çıkana kadar bizim dahil tüm radyoların yayın odalarını mühürlediler.

Hüseyin Bey’e ait olan Aydın Radyo Flaş, Nazilli Radyo Flaş, Söke Radyo Flaş derken Ege’nin birçok yerinde Radyo Flaş’ı vardı. Hüseyin Bey, bu dönemde bürodaki birçok şeyi götürdü. Yayın odası hariç, çünkü orası mühürlüydü. Ve “Ben bu işi Aydın’da yapmayacağım. Eğer radyoyu satın almak isteyen olursa satacağım” demişti.

Yaşadığımız bu mühür olayından birkaç hafta sonra Hüseyin Bey beni telefonla aradı. “Ben İzmir’e gideceğim, dönüşte Aydın’a uğrayacağım. Radyodan almam gereken birkaç evrak var. Senden rica etsem, aradığımda bana anahtarı getirir misin” deyince, ben de “Ebette Hüseyin Bey” dedim ve söylediği saatte radyoya gittim. Bir müddet sonra Hüseyin Bey geldi. Radyoyu beraber açtık ve içeri girdik, evraklarını alırken de radyoya alıcı bulamadığımız için sitem etti. Bana o sırada bir güven geldi, anlatamam, “Hüseyin Bey, radyoyu bana satın” deyiverdim. Hiç planladığım, aklımın ucundan geçen bir şey değildi. Sadece çalıştığım radyo kapalı olduğu için, işimi kaybetmiştim ve işimi çok sevdiğim için içim parçalanıyordu. İşime, radyoma, onun kapalı olmasına kıyamıyordum. Hüseyin Bey, “Nasıl ödeyeceksin” deyince, “Çalışır öderim, ödeyemezsem geri alırsınız” dedim. Peki tamam dedi ve ekledi “Senetleri bankaya veririm, oraya her ay düzenli olarak ödersin” dedi. Ve ben böylece radyoyu patronumdan satın aldım.

Ben memur kızıyım, bankaya senet nasıl verilir, ne demektir, ticaret nasıl yapılır bilmiyorum. Hayatımda ilk defa senet gördüm. Bütün senetleri şahsım adına imzaladım. Ama nasıl imzaladım, senetleri imzalayacak masa falan yok büroda, bir tane kitaplığın rafı kalmış, bir de eflatun renkli duvardan duvara bir halımız vardı büroda. Halının üzerine bağdaş kurdum, yerdeki rafı dizlerimin üzerine koydum ve Hüseyin Bey bana senetleri uzattı ben de imzalayıp geri verdim. Sonunda kalktım, elini bana uzattı, “Hadi hayırlı olsun kızım, Allah utandırmasın” dedi. Ben de “Amin inşallah, size karşı mahcup olmam” dedim.

Ben o gün hiç hesapta yokken işyeri sahibi oldum. Evet, o gün radyonun anahtarlarını teslim etmeye gitmişken, Hüseyin Bey anahtarları uzattı, hayırlı olsun dedi ve helalleştikten sonra ayrıldık. Ben eve giderken yüreğim pır pır ediyordu, garip bir duygu içindeydim. Şimdi bunu anneme babama nasıl anlatacağım derdine düşmüştüm. Beni evlatlıktan ret ederler herhalde diye içim içimi yiyiyordu. Eve gidince önce anneme anlattım. Annem çok heyecanlandı ve benim adıma çok mutlu oldu. “Sen yaparsın, sana güveniyorum” diyerek destekledi. Annemin desteği içimi ferahlattı. Babama nasıl söyleyeceğimi sordum anneme, “Yemekten sonra babana bir kahve yap ve konuyu aç” dedi anneciğim. Akşam yemekten sonra bütün cesaretimi toplayıp “Baba sana bir şey söyleyeceğim” deyince babam da “Söyle bakalım kızım” dedi. Ben de o gün tüm yaşadıklarımı anlattım ve radyoyu Hüseyin Bey’den satın aldığımı söyledim. Babam, köy enstitüsü ve öğretmen okulu mezunu aydın bir insandır. Her ne olursa olsun ailesinin arkasında dağ gibi duran baba gibi babalardandır. Ama yine de ne diyeceğini, nasıl tepki vereceğinin bilemiyorum. Çünkü çok yüklü bir borç da söz konusu. Üstelik senet imzalamışım ve bankaya ödeme yapacağım. Ticareti hiç bilmiyorum, ailede ticaret yapan kimse yok ve üniversiteden yeni mezun olmuşum, çok genç ve tecrübesizim. Bu düşünceler kafamda dolaşırken, babamdan da çok güzel bir cevap aldım. “Kızım ben sana güveniyorum, sen yaparsın” dedi bana. “Sen bu işi çok seviyorsun, ben de ihtiyacın olduğunda elimden geldiğince sana destek olurum”. Mutluluktan ne yapacağımı şaşırmış vaziyette babama ve anneme sarıldığımı ve destekleri için mutluluktan ağladığımı hatırlıyorum.

K.T.= Başkanım Süleyman Bey’le tanışmanız radyodan mı oldu yoksa önceden tanışıyor muydunuz? Evliliğiniz ve çocuklarınızdan bahseder misiniz?

S.Ş.=. Biz eşimle mahalleden tanışıyoruz, komşuyduk. Evlerimizin arasında bir ev vardı. Meşrutiyet Mahallesi’nde oturuyorduk. Kız kardeşi İpek, en yakın arkadaşımdı, ailecek görüşüyor ve birbirimizi iyi tanıyorduk. Süleyman Bey’le 1995’de evlendik. Evlendiğimizde Süleyman Bey deri mühendisiydi. Bir deri atölyesinde çalışıyordu. Bir müddet yarım gün deri atölyesinde çalışıyor, yarım gün de radyoya geliyordu. Bu pek uzun sürmedi, bir müddet sonra deri işini bıraktı. Çünkü radyoda yayında, reklamda, finansal bölümde benim ona çok ihtiyacım vardı. Kısacası karı koca birlikte birbirimize güç ve destek vererek radyoya devam ettik. 2002’ye kadar radyo işi böyle devam etti. Süleyman Bey’in inanılmaz bir gazetecilik aşkı vardı. Sürekli gazete çıkaralım diye ısrar ediyordu. O yıllarda Aydın’da Mücadele, Ses ve Denge vardı. Ben sadece radyomuzla ilgilenelim diye çok direttim ama başaramadım. Gazete demek ikinci bir iş, ikinci bir masraf demek, kendi işimize odaklanalım diye çok ısrar ettim ama onun tutkusuna engel olamadım.

Ve 2002’nin Aralık ayında gazetemizin ilk sayısını çıkarttık. Tabi ki isim radyonun ismiyle aynı oldu. Gazete Flaş. Gazete Flaş, 2017 Kasım ayına kadar devam etti. Türkiye’deki kâğıt fabrikasının kapanması, ülkedeki kâğıt krizi ve dolardaki artış nedeniyle yaşanan ekonomik krizi daha fazla yüklenmek istemediğimiz için gazetemizi kapatma kararı aldık.

Kâğıt, kalıp fiyatları, işçilik maliyetlerindeki artış, doların fırlaması, ekonomik kriz derken Süleyman Bey çok rahatsızlandı. Hiç unutmuyorum bir ağustos ayıydı, okullar tatil, çocuklar küçük. Ben çocuklarla yarım gün geçiriyorum, öğleden sonra işyerine geliyorum. Bir gün işyerinden aradılar. “Süleyman Bey çok hasta, ambulans istiyor ve bizimle helalleşiyor” dediler. Bunları duyunca aklım başımdan gitti. Babamı aradım, “Baba ben çıkıyorum. Süleyman çok hastaymış, çocuklar evde, sen onların yanına gel” dedim. Evlerimiz birbirine çok yakındı. Acele işyerine geldim. Süleyman’ı acile götürdüm. Acilde muayenede doktor bey Süleyman’a “Ne iş yapıyorsun” diye sordu. Süleyman, “Gazeteciyim” deyince, “Hemen o işi bırakıyorsun. Şu an karşımda 50 değil sanki 80 yaşında bir adam oturuyor. Kendinize ne yaptınız böyle. Stres sizi çok yıpratmış” dedi. Bir ilaç yazacağını, ilacı 12 gün kullanmasını, 12 gün sonunda toparlanamazsa işimizin çok zor olduğunu söyledi. Muayeneden sonra bizi müşaade odasına aldılar. Süleyman bu arada çok kötü. Gazeteden acile nasıl geldiğimizi hatırlamıyor, yaşanan o süre onda yok.

Acilden müşahede alanına alınırken sedyede, “Semra biz bu işi artık yapmayalım, ne diyorsun” dediğini hatırlıyorum. Nihayet sonunda ikna olduğu için mutlu olmuştum. Böylelikle gazetecilik macerasını tamamladık. Gazeteyi kapatma kararı aldığımızda satmaya kıyamadık. Nedeni; Radyo Flaş ve Gazete Flaş’ın birlikte anılması. Gazeteyi kapatma kararı alıyorsun ama radyon hala yayın hayatına devam ediyor. Tarafsızlığınla, doğru ve dürüst gazeteciliğinle anılmışsın, 15 yıl emeğin var, ama radyoda 25 yıl olmuş. Kazandığımız güven ve sevgiyi, yani o çizgiyi devam ettirmemiz şart. Gazeteyi sattığımızı düşünün, hiç tasvip etmediğimiz bir çizgide yayın yapıyorlar. Yeni sahibi sonuçta istediği tarzda yayın yapabilir, ama sonuçta Radyo Flaş’ın gazetesi olur. Okuyucu bunun farkına varamayabilir. Biz yıllardır uğraştığımız o çizgiye, o tarafsızlığa zarar gelsin istemedik. Gazete, bizim çocuğumuz gibiydi. Bu nedenle satmadık, kapattık.

15 yıl boyunca gazeteciliği en iyi şekilde yapığımızı, okuyucularımızın teveccühlerinden biliyorum. Hiçbir zaman taraf ve yandaş olmadık. Gazetecilik ilkelerine sadık ve bağlı kalarak işimizi yaptık. İşini doğru yapanı, takdir ettik, kötü yapanı da gazetecilik sınırları içinde eleştirdik. Söyleyeceğimizi gazeteci olarak söyledik. Bu konuda işimizle de kendimizle de hep gurur duyduk. Kimseyi rencide etmedik, kişilik haklarına, özel hayata saygı duyduk. Basın meslek ilkelerine uyarak gazetecilik yaptık.

K.T.= Başkanım siz ve eşiniz Süleyman Bey, gazetecilikte sevilen sayılan bir çiftsiniz. Her zaman, her yerde, her toplumda takdir edildiniz ve bu nezih davranışlarınız neticesinde Aydın’ın ilk Kadın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı oldunuz. Bu konu ile ilgili görüşlerinizi alabilirmiyim.

S.Ş.= Ocak-2016 yılında Olağan Genel Kurul’a gideceğimiz zaman, başkan adayı olmaya karar verdim. Kahve Bahane ’de (Cafe-Restoran) yaptığım adaylık açıklama toplantısında, Aydın Gazeteciler Cemiyeti başkanlığına adaylığımı açıkladım. Tüm gazeteci meslektaşlarım da sağ olsunlar bana destek oldular. Yani bir kadın gazetecinin, AGC başkanı olmasında oy verenlerin çoğunluğu erkek meslektaşlarımdı.

2016 yılındaki genel kurul seçiminde 4 aday vardı. 1.Cemal Aydın Özpolat, 2.Sadettin Çetin, 3.Orhan Karagöl ve tek kadın aday olarak ben vardım. Genel kurulumuza Türkiye Gazeteciler Federasyonu başkanımız da iştirak etmişlerdi. Herkesin birbirine saygı duyduğu güzel bir seçim olmuştu. Seçim Ticaret Odası toplantı salonunda yapıldı. Adaylar çıkıp neler yapacağını anlattılar. Sonuçta seçimi kazandım ve seçimden sonra güzel çalışmalarımız oldu.

                       Sağda Aydın AGC’nin 2016 yılı seçiminden bir anı.

İkinci defa 2019 yılında tekrar AGC başkanlığına seçildim ve iki dönem de birkaç değişiklik dışında aynı ekip arkadaşlarımla çalıştım. Üye arkadaşlarımın destekleri hep yanımdaydı. Üçüncü döneme aday olmadım. Tüzüğümüzde iki dönem veya üç dönem seçilme kuralı yoktu. Seçildiğin müddetçe başkanlık yapabilirsin ama ben bırakmak istedim. Arkadaşlar çok ısrar ettiler, bir dönem daha yap diye ama ben hayır dedim. Çünkü sivil toplum kuruluşlarında tüzükte olsun olmasın 2 dönem başkanlık bence yeterli. Siz bırakacaksınız ki diğer meslektaşlarınız da aynı yolda yürüyebilsinler. Herkesin o koltuklarda oturma, o sorumluluğu alma ve hizmet etme hakkı var. Ayrıca o sırada Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Federasyonu Yönetim Kuruluna ikinci dönemim olarak tekrar seçilmiştim. Federasyondaki görevim ikinci dönemde de devam edince, istedim ki AGC başkanlığını Aydın’da başka bir arkadaşım üstlensin.

Rahmetli Mustafa Çezik AGC Başkanı iken Türkiye Gazeteciler Federasyonunun (TGF) kuruluşuna çok büyük katkıları olmuş. İnternette TGF’nin sayfasında (Başkanlar Konseyi bölümü) girdiğinizde, Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kurulmasında Aydın Gazeteciler Cemiyet Başkanı Mustafa Çezik ’in emeği çoktur. 30 Mart 1996 tarihinde Ulusal düzeyde gazeteci cemiyetlerini örgütlemiş ve cemiyetler olarak bir araya gelip federasyonumuzu kuralım demiştir. Bu toplantı başarıya ulaşmış ve Türkiye Gazeteciler Federasyonunun kurulmasında öncülük yapmıştır. AGC ve Mustafa Çezik ‘in gayret ve çabaları ile 3. toplantıda federasyon kurulmuştur.

2016 yılında Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 52’nci Başkanlar Konseyi toplanacaktı. Aklıma federasyonun kurulma aşamasındaki Mustafa Çezik’in davetiyle yapılan ilk toplantı geldi. Yapılacak olan başkanlar konseyi toplantısı, tarih olarak ilk toplantının 20.yılına denk geliyordu. Fikrimi yönetim kuruluna açtım. Arkadaşlar federasyona bir öneri sunalım, kabul ederlerse 52. Başkanlar Konseyi toplantısını Aydın’da yapalım dedim ve yönetim kurulumuzda kabul edildi. Federasyon başkanımıza düşüncemi açınca tereddütsüz kabul etti ve TGF 52. Başkanlar Konseyi toplantısını Aydın’da yaptık.

           Solda TGF 52. Başkanlar Konseyi Efeler diyarında - Kuşadası Güvercin adasından bir anı.

Yaptığımız program 6 gün sürdü, 26 Ekim Salı günü başladı, 31 Ekim Pazar günü sona erdi. Bu program süresince Türkiye’nin dört bir yanından gelen TGF üyesi cemiyetlerimizi ve gazeteci meslektaşlarımızı Aydın’da ağırladık. Valilikten, üniversitemize, büyükşehir belediyemizden tüm ilçe belediyelerine, sanayi odamızdan ticaret odamıza kadar çok paydaşlı bir etkinliğe, birlikte imza atmanın gurunu yaşadık. Efeler’den Kuşadası’na, Nazilli, Didim ve Karacasu’ya ilimizin tanıtımına büyük katkı sunan bir program yaptık.  Aydınımızı, Afrodisias’ı, Magnesisya’yı, Üç Gözleri, Aydın Müzesini, Çakırbeyli Müzesi ve Adnan Menderes’i. Söke’de kabri başında anarak efsane valimiz Recep Yazıcıoğlu’nu, Didim Apollon Tapınağını ve Didim’i Kuşadası’nı Zeytin Müzesini ve daha sayamadığımız değerlerimizi, Türkiye’nin dört bir yanından gelen gazeteci meslektaşlarımıza tanıttık. Seçildiğimizde cemiyetimizin bir yeri yoktu. Biz ekip olarak önce cemiyetimize bir yer bulduk. Rahmetli gazeteci Yalçın Ata’nın Ses Gazetesi’ni çıkardığı Manavoğlu İş Merkezi’ndeki bürosunu eşi çok sevdiğim Meral Ata’dan kiraladık. Meral abla o dönem yürütme kurulumuzda da bize güç kattı. Orayı tercih etmemizdeki en büyük sebep, rahmetli Yalçın Ata’nın çok sevdiği gazetecilik ruhunun, gazetecilerin evi olan cemiyette yaşamasıydı. TGF başkanlar konseyinde, cemiyetimizin açılışını da 2016 yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda tüm protokolün katılımıyla yaptık.

Bunun dışında GEKA ve ADÜ iş birliğiyle çok sayıda eğitim çalışmasına imza attık. Karacasu Afrodisias ve Didim Orman Kampı gibi üyelerimiz için kaynaşma etkinliklerimiz oldu. Pandemiye kadar her yıl düzenli olarak meslektaşlarımız için, AGC Basın Ödülleri programlarını da çok önemsedik.  

AGC olarak 2020 yılında “Yerel Medyanın Sorunları” diye bir dosya hazırladık. Aydın ilinde (Söke, Nazilli ve diğer ilçeler dahil) bu işe yıllarını vermiş duayen gazetecileri ve genç gazeteci arkadaşları davet ettik. 14 maddelik bir bildiri hazırladık. Bu sorunları tespit ederken, Aydın’da gazeteciliğe yıllarını vermiş meslektaşımıza danıştık. Bize katkı sağlayıp bildiriye imzalarını attılar.

Sonra Başkan Yılmaz Karaca’yı arayıp, biz AGC olarak Türk medyasının sorunları ile ilgili bir bildiri hazırladığımız bilgisini verdik. Bu görüşme ve yaptığımız işten Federasyon Başkanımız Karaca çok memnun kaldı ve bildirideki maddeleri tek tek okumamızı istedi ve bu çalışmanın altına bende imzamı atarım dedikten sonra lütfen bu çalışmanızı federasyona ulaştırın dedi. AGC’yi ve emeği geçen bütün arkadaşları tebrik ve takdir etti. Bu bildiriyi, TGF ailemiz meclis başkanlığına, iletişim başkanlığına, partilerin grup başkan vekillerine tek tek randevu alınarak ulaştırıldı. Ayrıca o dönem federasyon yönetim kurulu üyesi Mehmet Ali Dim tarafından Amerika’da Cumhurbaşkanına da sunuldu.  

Ankara’da yapılan TGF Genel Kurulu’nda, delegelerin huzurunda başkan adayları Yılmaz Karaca ve Mehmet Ali Dim tarafından, kürsüdeki konuşmalarında bu bildiri için Aydın Gazeteciler Cemiyeti’ne teşekkür edilmiştir. Her iki başkan adayı tarafından çalışmamız takdir edilmiş ve tüm salon takdirini alkışlarla göstermiştir. Cemiyetim adına en çok gurur duyduğum anlardan biri olarak her zaman hatıramdadır. Bence bu olay Aydın basını adına çok büyük bir gururdur.

Aydın’a dönersek, başkanlık yaptığım 2016-2019 ve 2019-2022 dönemleridir. Yaklaşmakta olan genel kurul öncesi seçimle ilgili bir açıklama yayınladım, Yönetim kurulumuz ile toplandık, seçime çok az bir zaman kalmıştı. Yönetim kuruluna, arkadaşlar ben tekrar aday olmak istemiyorum ama size engel değilim, Başkanlığa aday olabilirsiniz ya da aday olacak arkadaşların listelerinde görev alabilirsiniz buna ne darılırım ne de gücenirim. Bu sizin hakkınız, çünkü 2 dönem dernekte çalıştınız emek verdiniz. Cemiyetin hafızasısınız. Cemiyet ve dernekler için hafıza çok önemlidir. Yeni seçilecek yönetimde eski yönetimden kimse yoksa bu zaman ve bilgi kaybıdır.

Benim aday olmama durumuna yönetim kurulundaki arkadaşlar başta karşı çıktılar, sen yoksan biz de yokuz dediler. Ben arkadaşlarımı aday olmayacağıma dair ikna ettim. Sizlerin yeni seçilecek yönetimde görev almanızı isterim, bu benim kararım. Bence bu tür cemiyet ve derneklerde 2 dönem yeterli, her dönem aday olmak bence iyi değil. Anlımızın akıyla 2 dönem yaptık, seçimi kazanan arkadaşlara cemiyeti teslim ettik. Bu bir bayrak yarışı.

İyi ki böyle bir karar almışım. 6 sene çok uzun bir zaman. Çocuklar ilkokuldaydı, baktım kızım ortaokul, oğlum liseli olmuş. Eşim de 2018’deki üniversite affıyla, yarım bıraktığı tıp eğitimine geri döndü. Ben de iletişim fakültesinde başlayan eğitimimi tamamlayarak yüksek lisans eğitimine başladım.

Cemiyet başkanlığı dönemimde çok iyi insanlar tanıdım, mesela sizin gibi, Hüsamettin Kaçar ve Mehmet Özçakır gibi. Cemiyetimize yıllarını adamış Söke ve Nazilli şube başkanlarımız Ali Esmer ve Metin Özden gibi. Didim ve Kuşadası’ndaki yol arkadaşlarım Mehmet Öztürk ve Ergun Korkmaz gibi. Daha adını sayamadığım çok değerli yol arkadaşlarım oldu. Federasyondaki görevim nedeniyle, başka illerdeki cemiyet başkanlarıyla tanışma imkânı buldum, hepsi çok değerli insanlardı. Ve bu dönem, iyi ki dediğim bir dönem olarak hayatımda en güzel yerini aldı.

Başkanlık dönemimde, federasyonumuzla çok verimli çalışmalar yapma fırsatımız oldu. Federasyon Başkanımız Yılmaz Karaca çok değerli bir insan. Ondan çok şey öğrendim. Sayın Karaca, Aydın’daki çalışmalarımıza hep katıldı, destekledi. Ödül törenlerimizden, GEKA ile yaptığımız projelerimizde, ADÜ ile yaptığımız projelerimizde farklı etkinliklerimizde desteklerini hiç esirgemedi. İki dönem federasyon yönetim kurulunda da çok değerli çalışma arkadaşlarım oldu. Her biriyle hala sık sık görüşüyoruz. Dostluğumuz hala devam ediyor.

                   Sağda Türkiye gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurulundan bir anı. (2021)

2025 yılında yapılan AGC seçimlerinde aday olan her iki aday meslektaşım, beni federasyon genel kurul delegesi olarak listelerine yazmak istediklerini söylediler. İkisinin isteğini de kırmadım. Sevgili Veysel Karahan ve Erman Çetin. Sırası gelmişken burada rahmetle de anmak isterim, Erman Çetin’i seçimin üzerinden 3 ay geçmemişken kalp krizinden kaybettik biliyorsunuz. AGC’nin verdiği görev gereği, şu anda Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Kurul delegesiyim. Ayrıca Radyo Televizyon Meslek Birliği RATEM yönetim kurulu tarafından 2025 yılında Aydın İl temsilcisi olarak atandım. RATEM’in bundan önceki dönemlerinde yürütme kurulunda çeşitli görevlerim oldu. Başkanımız Aydın Şerbetçi, mesleğe gönül vermiş bir radyocu. Bu dönemde birlikte iyi işlere imza atacağımızdan şüphem yok.

K.T.= Başkanım yaptığınız işler takdire şayandır. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Biraz da eşiniz Süleyman Bey’den bahsetsek. Kimdir, nerelidir.

S.Ş.= Süleyman Bey aslen Muğla Yatağanlıdır. Yatağan Nebi köyündendir. Rahmetli kayınpederim Ali Şener de benim babam gibi köyün ilk okuyanlarından. Aydın’da meslek lisesinde okuyor ve hayata o şekilde atılıyor. Bayındırlık ve Aydın Valiliği’nde görevleri oldu ve Bayındırlık Müdürlüğü’nden emekli oldu. Annesi Naime Şener. Hiç kayınvalidem demedim, hep annem dedim. 30 yıllık geliniyim daha bir konuda olumsuz bir şey yaşamamışızdır. Birbirimizi hem sevdik hem de saygı duyduk. O yüzden çok şanslıyım.

Eşimin 2 kız kardeşi var. Bir ablası ve kendinden küçük kız kardeşi var. Ablası Keriman Şener eczacı, kız kardeşi İpek Şener DSİ’de meteoroloji mühendisi. Süleyman Bey Aydın doğumlu. İlkokulu Ekrem Çiftçi’de, Ortaokulu Gazipaşa’da, liseyi de Aydın Lisesi’nde okudu. Kayseri Erciyes Tıp Fakültesi’ni 16.ncı olarak kazanmış. Kaydını yaptırıyor, ilk yılı ingilizce hazırlık okuyor. Sonra kadavralarla (cesetler üzerinde kesip, biçme dersi) ders yapılmaya başlayınca dayanamıyor. Tabi o zamanlar 17-18 yaşlarında, ben bu işi yapamayacağım deyip okulu terk ederek Aydın’a dönüyor. Tekrar üniversite sınavına giriyor ve Ege Üniversitesi Deri Mühendisliğini okuyor. Bir iş nasipse ayağına gelir derler ya şimdi de 2018 yılında afla geri döndüğü ADÜ Tıp Fakültesi’ni bitiriyor. Şu an ADÜ’de intörn doktor.

Eşim Süleyman Bey’in Mezuniyet töreninden bir anı. Resimde Annem, Babam, kardeşim Mertcan ve çocukları görülmekte.

K.T.= Başkanım kaç çocuk var. Eğitim düzeyleri ve uğraştıkları işler neler?

S.Ş.= Allah bağışlasın, iki çocuğumuz var. Evliliğimizin 12.yılında 2007’de oğlumuz Ali, 2010 yılında da kızımız Elif dünyaya geldi. İkisi de hayatımızın en büyük armağanı. Geç anne olmanın tadını çıkaran ebeveynlerdenim. Herkesin evladı kıymetlidir belki ama ben çok geç sahip olduğum için belki kıymetini en iyi bilenlerdenim. Anne olduktan sonra en büyük duam; evlat sahibi olmak isteyen tüm anne baba adaylarına, bu duyguyu Allah’ın onlara da yaşatmasını dilemek oldu. Her zaman söylerim, ben hayatta en çok anne olmayı sevdim. Tüm çalışma hayatım ve üstlendiğim tüm görevlerimde her zaman önceliğim onlar oldu. Ve hiç pişman değilim. İyi ki de önceliğim olmuşlar.  Şimdi kızım lisede okuyor, oğlum da üniversite sınavlarına girdi. İktisat alanında eğitim almak istiyor. Kısacası bizim evde herkes öğrencisi.

K.T.= Semra Hanım kaç kardeşsiniz?

S.Ş.= Biz iki kardeşiz, bir erkek kardeşim var, Mertcan Çelik. Osmangazi Üniversitesi Tarih Bölümünü 2005 yılında bitirdi. Okulunu bitirdikten sonra uzun yıllar Gazete Flaş’ta muhabir olarak çalıştı. Bu arada ADÜ’de yüksek lisan eğitimini tamamladı. Çocukluğu radyoda geçmişti. O yüzden radyoculuk ve gazetecilik tecrübesi var. Şimdi ADÜ’de öğretim görevlisi ve ADÜ’de Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yapıyor. Eşi de ADÜ’de psikolog Özge Çelik. Gelinimiz Özge de kardeşim gibidir. Ortaokul dönemlerinden beri tanırım, elimizde büyüdü derler ya o da radyoda büyüdü bana abla, eşime abi der. Sonrasında Allah nasip etti, gelinimiz oldu. Dünya tatlısı iki evlatları var. Ben, Elisa Hilal ve Erdem Efe’nin halasıyım.

Aydın’da ilklere imza atmış kadınlardan biri, yaptığı işleri bu yazı içinde anlatmaya çalıştığım, AGC’nin (Aydın Gazeteciler Cemiyeti) ilk kadın başkanı olan Semra Şener hanımefendi.

Semra Başkan Aydın’ın ilk radyosu olan Radyo Flaş’ında sahibi olarak yine bir ilke imzasını atmış, gazeteci olarak AGC başkanı seçildikten sonra bir kadın olarak yine Aydın’da bir ilke imza atarak, Türkiye Gazeteciler Federasyonu yönetimine girerek, Aydın adına yakışır işlere imzasını atmıştır.

Şahsında Şener ailesine sağlıklı mutlu bir ömür dilerim. Başarıları daim olsun der saygılarımı sunarım.

Haftaya Aydın’a değer katan başka bir şahsın yaşam öyküsünde buluşmak üzere esen kalın, Aydın’a İz Bırakanları takip etmeyi unutmayın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.