Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Süleyman Çokay
Köşe Yazarı
Süleyman Çokay
 

PISA2025

Eğitim dünyasının gözü kulağı günlerdir açıklanan PISA 2025 sonuçlarında. Rakamlar önümüze ilk geldiğinde açıkçası hepimiz gururlandık. Türkiye; matematik, fen ve okuma becerilerinde OECD ülkeleri arasında puanını en çok artıran ülke oldu. Küresel düzeyde pandemi sonrası dijital bağımlılık ve öğrenme kayıpları yüzünden dünya devleri tepetaklak olurken, bizim çocuklarımız fen bilimlerinde 29. sıradan 14. sıraya, okumada ise 13. sıraya kadar tırmandı. Devlet okullarımızın özel okulları geride bırakması ise sistem adına ayrı bir parantezi hak ediyor. Yeni nesil soru tarzlarının, okuduğunu anlama felsefesinin meyvelerini topladığımız ortada. Ancak bir eğitimci ve gözlemci olarak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimde, kutlamaların gölgesinde kalan çok daha hayati bir tablo görüyorum. Çünkü PISA sadece formül çözme ya da paragraf analizi yapma becerisini ölçmüyor; o sınıflarda oturan 15 yaşındaki çocukların “iyi oluş” (well-being) düzeylerini ve “psikolojik sağlamlıklarını” (resilience) da masaya yatırıyor. Ve ne yazık ki bu rapor, başarı grafiğinin arkasında yorgun, kaygılı ve yalnız bir nesil saklandığını fısıldıyor. Puanlar Yükselirken Düşen “İyi Oluş” PISA 2025 verilerinde Türkiye, öğrencilerin okul aidiyeti, yaşam memnuniyeti ve sınav kaygısı gibi "iyi oluş" endekslerinde ne yazık ki yine sınıfta kalıyor. Çocuklarımız fende dünya ortalamasını geçiyor ama "Hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?" sorusuna verdikleri cevaplar OECD ortalamasının çok altında kalıyor. Sistemimiz, akademik olarak zirveye oynayan ama ruhsal olarak tükenmiş bir gençlik üretiyor. Okullarımız sadece birer "sınav kampı" olarak görüldüğü, başarı sadece net sayılarıyla ölçüldüğü sürece, elde ettiğimiz bu puanlar sabun köpüğünden farksız kalacaktır. Akşam başını yastığa koyduğunda gelecek kaygısından uyuyamayan, bir sınavda başarısız olduğunda tüm dünyası yıkılan bir gencin cebindeki matematik puanı, onu geleceğin belirsiz dünyasına hazırlamaya yetmez. Eğitimde Yeni Kale: Psikolojik Sağlamlık Gelelim raporun en çarpıcı kavramına: Psikolojik sağlamlık. Yani zorluklar karşısında esneyebilme, yıkılmama ve düştüğü yerden daha güçlü kalkabilme becerisi. Pandemi, ekonomik dalgalanmalar ve yapay zekanın getirdiği belirsizlikler gösterdi ki; 21. yüzyılda en önemli akademik beceri "uyum sağlayabilmektir". PISA verileri, Türkiye'deki öğrenciler arasında sosyoekonomik başarı farkının açıldığını gösteriyor. Dezavantajlı arka plandan gelmesine rağmen yüksek başarı gösteren "psikolojik sağlamlığı yüksek" çocuklarımızın oranı ne yazık ki hala çok düşük. Bir çocuğun psikolojik olarak sağlam olabilmesi için sadece formül ezberlemesi yetmez; okulda güvende hissetmesi, öğretmeninden şefkat görmesi ve "Hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır" kültürünü soluması gerekir. Biz ise hala hataları kırmızı kalemle cezalandıran, başarıyı tek bir pazar gününe sığdırılan sınavlara endeksleyen bir iklimi sürdürüyoruz. Ne Yapmalı? PISA 2025'teki tarihi başarıyı kalıcı ve anlamlı kılmak istiyorsak, acilen “akademik başarı” ile "ruhsal sağlık" arasındaki teraziyi dengelemek zorundayız. Müfredata “Sosyal-Duygusal Öğrenme” Entegre Edilmeli: Çocuklara öfke kontrolü, stres yönetimi ve problem çözme becerileri en az integral kadar ciddiyetle öğretilmeli. Rehberlik Servisleri Sınav Koçluğundan Çıkarılmalı: Okullardaki psikolojik danışmanlar, çocukların sadece LGS-YKS tercihlerini yapan birer robot değil; onların ruhsal kırılganlıklarına dokunan birer sığınak haline getirilmeli. Psikolojik danışmanın olmadığı okul kalmamalı. Okul İklimi İyileştirilmeli: Akran zorbalığıyla etkin mücadele edilmeli, yüksek devamsızlık oranlarının arkasındaki “okula aidiyet hissi eksikliği” acilen masaya yatırılmalı. Netice olarak; çocuklarımızın PISA'da gösterdiği refleks takdire şayandır. Ancak unutmayalım ki, hayatta sadece feni ve matematiği iyi olanlar değil; düştüğünde ayağa kalkabilen, ruhunu ve neşesini koruyabilenler ayakta kalır. Gelin bu başarıyı sadece alkışlamakla kalmayalım; okullarımızı çocuklarımızın sadece zihinlerini değil, ruhlarını da besleyen birer yaşam alanına dönüştürelim. Çünkü mutsuz bir başarı, geleceği inşa edemez.
Ekleme Tarihi: 19 Eylül 2026 -Cumartesi

PISA2025

Eğitim dünyasının gözü kulağı günlerdir açıklanan PISA 2025 sonuçlarında. Rakamlar önümüze ilk geldiğinde açıkçası hepimiz gururlandık. Türkiye; matematik, fen ve okuma becerilerinde OECD ülkeleri arasında puanını en çok artıran ülke oldu. Küresel düzeyde pandemi sonrası dijital bağımlılık ve öğrenme kayıpları yüzünden dünya devleri tepetaklak olurken, bizim çocuklarımız fen bilimlerinde 29. sıradan 14. sıraya, okumada ise 13. sıraya kadar tırmandı. Devlet okullarımızın özel okulları geride bırakması ise sistem adına ayrı bir parantezi hak ediyor. Yeni nesil soru tarzlarının, okuduğunu anlama felsefesinin meyvelerini topladığımız ortada.

Ancak bir eğitimci ve gözlemci olarak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimde, kutlamaların gölgesinde kalan çok daha hayati bir tablo görüyorum. Çünkü PISA sadece formül çözme ya da paragraf analizi yapma becerisini ölçmüyor; o sınıflarda oturan 15 yaşındaki çocukların “iyi oluş” (well-being) düzeylerini ve “psikolojik sağlamlıklarını” (resilience) da masaya yatırıyor.

Ve ne yazık ki bu rapor, başarı grafiğinin arkasında yorgun, kaygılı ve yalnız bir nesil saklandığını fısıldıyor.

Puanlar Yükselirken Düşen “İyi Oluş”

PISA 2025 verilerinde Türkiye, öğrencilerin okul aidiyeti, yaşam memnuniyeti ve sınav kaygısı gibi "iyi oluş" endekslerinde ne yazık ki yine sınıfta kalıyor. Çocuklarımız fende dünya ortalamasını geçiyor ama "Hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?" sorusuna verdikleri cevaplar OECD ortalamasının çok altında kalıyor.

Sistemimiz, akademik olarak zirveye oynayan ama ruhsal olarak tükenmiş bir gençlik üretiyor. Okullarımız sadece birer "sınav kampı" olarak görüldüğü, başarı sadece net sayılarıyla ölçüldüğü sürece, elde ettiğimiz bu puanlar sabun köpüğünden farksız kalacaktır. Akşam başını yastığa koyduğunda gelecek kaygısından uyuyamayan, bir sınavda başarısız olduğunda tüm dünyası yıkılan bir gencin cebindeki matematik puanı, onu geleceğin belirsiz dünyasına hazırlamaya yetmez.

Eğitimde Yeni Kale: Psikolojik Sağlamlık

Gelelim raporun en çarpıcı kavramına: Psikolojik sağlamlık. Yani zorluklar karşısında esneyebilme, yıkılmama ve düştüğü yerden daha güçlü kalkabilme becerisi.

Pandemi, ekonomik dalgalanmalar ve yapay zekanın getirdiği belirsizlikler gösterdi ki; 21. yüzyılda en önemli akademik beceri "uyum sağlayabilmektir". PISA verileri, Türkiye'deki öğrenciler arasında sosyoekonomik başarı farkının açıldığını gösteriyor. Dezavantajlı arka plandan gelmesine rağmen yüksek başarı gösteren "psikolojik sağlamlığı yüksek" çocuklarımızın oranı ne yazık ki hala çok düşük.

Bir çocuğun psikolojik olarak sağlam olabilmesi için sadece formül ezberlemesi yetmez; okulda güvende hissetmesi, öğretmeninden şefkat görmesi ve "Hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır" kültürünü soluması gerekir. Biz ise hala hataları kırmızı kalemle cezalandıran, başarıyı tek bir pazar gününe sığdırılan sınavlara endeksleyen bir iklimi sürdürüyoruz.

Ne Yapmalı?

PISA 2025'teki tarihi başarıyı kalıcı ve anlamlı kılmak istiyorsak, acilen “akademik başarı” ile "ruhsal sağlık" arasındaki teraziyi dengelemek zorundayız.

  1. Müfredata “Sosyal-Duygusal Öğrenme” Entegre Edilmeli: Çocuklara öfke kontrolü, stres yönetimi ve problem çözme becerileri en az integral kadar ciddiyetle öğretilmeli.
  2. Rehberlik Servisleri Sınav Koçluğundan Çıkarılmalı: Okullardaki psikolojik danışmanlar, çocukların sadece LGS-YKS tercihlerini yapan birer robot değil; onların ruhsal kırılganlıklarına dokunan birer sığınak haline getirilmeli. Psikolojik danışmanın olmadığı okul kalmamalı.
  3. Okul İklimi İyileştirilmeli: Akran zorbalığıyla etkin mücadele edilmeli, yüksek devamsızlık oranlarının arkasındaki “okula aidiyet hissi eksikliği” acilen masaya yatırılmalı.

Netice olarak; çocuklarımızın PISA'da gösterdiği refleks takdire şayandır. Ancak unutmayalım ki, hayatta sadece feni ve matematiği iyi olanlar değil; düştüğünde ayağa kalkabilen, ruhunu ve neşesini koruyabilenler ayakta kalır.

Gelin bu başarıyı sadece alkışlamakla kalmayalım; okullarımızı çocuklarımızın sadece zihinlerini değil, ruhlarını da besleyen birer yaşam alanına dönüştürelim. Çünkü mutsuz bir başarı, geleceği inşa edemez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo