Türkiye, dünyanın önde gelen tarım ülkelerinden biri olma iddiasını sürdürüyor. Ancak soframıza ulaşan sebzenin, meyvenin ve tahılın arkasında çoğu zaman görünmeyen bir emek ordusu bulunuyor: Mevsimlik tarım işçileri.
Her yıl yüz binlerce insan, hasat dönemlerinde bir ilden diğerine göç ederek üretimin devamlılığını sağlıyor. Pamuktan fındığa, kayısıdan şekere, narenciyeden sebzeye kadar birçok ürün, bu işçilerin emeği sayesinde ekonomiye kazandırılıyor. Buna rağmen mevsimlik tarım işçileri hâlâ sosyal politikanın en kırılgan gruplarından biri olmaya devam ediyor.
Sorun yalnızca düşük ücret değildir.
Barınma koşullarından eğitime, sağlık hizmetlerine erişimden sosyal güvenliğe, çocuk işçiliğinden kadın emeğinin görünmezliğine kadar uzanan çok boyutlu bir tabloyla karşı karşıyayız.
Bugün birçok mevsimlik tarım işçisi elektrik, temiz su ve kanalizasyon altyapısından yoksun geçici çadırlarda yaşamını sürdürüyor. Çocuklar eğitim öğretim döneminde aileleriyle birlikte göç etmek zorunda kaldıkları için okuldan uzak kalıyor, eğitimde fırsat eşitsizliği derinleşiyor. Kadınlar ise hem tarlada çalışıyor hem de çadır yaşamının tüm yükünü omuzlayarak çifte emek harcıyor.
En önemli sorunlardan biri de kayıt dışılık.
Tarım sektöründe çalışan mevsimlik işçilerin önemli bir kısmı sosyal güvenlik sisteminin dışında bulunuyor. İş kazaları, meslek hastalıkları ve gelir güvencesi konusunda ciddi eksiklikler yaşanıyor. Oysa tarımsal üretimin sürdürülebilirliği yalnızca verimli topraklarla değil, güvenceli emekle de mümkündür.
İklim değişikliği de bu tabloyu daha karmaşık hâle getiriyor.
Artan sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olayları, açık alanda çalışan tarım işçilerini doğrudan etkiliyor. Yaz aylarında 40 dereceyi aşan sıcaklıklarda saatlerce çalışmak yalnızca bir çalışma koşulu değil, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu nedenle mevsimlik tarım işçileri, iklim krizinden en fazla etkilenen meslek gruplarından biri hâline gelmiştir.
Peki çözüm nedir?
Her şeyden önce mevsimlik tarım işçilerine yönelik parçalı uygulamalar yerine ulusal bir politika geliştirilmelidir. Tarım, Çalışma, Sağlık, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Hizmetler bakanlıkları ile yerel yönetimlerin birlikte hareket edeceği kurumsal bir koordinasyon mekanizması oluşturulmalıdır.
Geçici çadır alanları yerine altyapısı tamamlanmış, temiz suya, elektriğe, kanalizasyona ve sağlık hizmetlerine erişimi bulunan mevsimlik tarım yerleşim alanları kurulmalıdır. Mobil sağlık ekipleri ve gezici eğitim sınıfları yaygınlaştırılmalı; çocukların eğitimden kopmasının önüne geçilmelidir.
Kayıt dışı istihdamın azaltılması amacıyla tarım işçilerinin sosyal güvenlik sistemine erişimi kolaylaştırılmalı, mevsimlik çalışma modeli için özel sigorta uygulamaları geliştirilmelidir. Tarım aracılarının faaliyetleri daha etkin biçimde denetlenmeli, ücretlerin zamanında ve eksiksiz ödenmesini sağlayacak dijital takip sistemleri kurulmalıdır.
Kadın tarım işçileri için kreş hizmetleri, hijyen altyapısı ve kadın sağlığına yönelik özel destek programları oluşturulmalı; çocuk işçiliğiyle mücadelede ise yalnızca denetim değil, ailelerin gelir kaybını telafi edecek sosyal destek mekanizmaları da devreye alınmalıdır.
Yerel yönetimlerin bu süreçte üstleneceği rol de göz ardı edilmemelidir. Tarım bölgelerindeki belediyeler, barınma alanlarının planlanması, ulaşım, temizlik, atık yönetimi ve sosyal hizmetler konusunda merkezi idareyle koordineli çalışmalıdır.
Bugün tarımsal üretimde verimliliği konuşurken üretimin en temel unsuru olan insanı ihmal edemeyiz. Mevsimlik tarım işçileri yalnızca ekonomik üretimin bir parçası değil, aynı zamanda sosyal devletin koruması gereken yurttaşlardır.
Tarımda sürdürülebilirlik yalnızca toprağın verimliliğiyle değil, emeğin onuruyla da ölçülür. Eğer güçlü bir tarım ülkesi olmak istiyorsak, önce o toprağı alın teriyle işleyen insanların yaşam koşullarını güçlendirmek zorundayız. Çünkü güçlü tarımın temeli yalnızca bereketli toprak değil, güvenceli emektir.



