Bir bayrama daha ağır bir toplumsal atmosfer içerisinde giriyoruz. Eskiden bayramlar biraz nefes alma zamanlarıydı. İnsanların birbirini aradığı, kırgınlıkların azaldığı, siyasetin sert dilinin kısa süreliğine geri çekildiği günlerdi. Bugün ise toplumun önemli bir kısmı ekonomik kaygılarla, adalet tartışmalarıyla ve gelecek belirsizliğiyle bayrama giriyor.
Aslında mesele yalnızca ekonomi değil.
Çünkü bir ülkede demokrasi zayıfladığında yalnızca siyaset değişmez; gündelik hayatın ruhu da değişir.
İnsanların konuşma biçimi değişir.
Birbirine güveni azalır.
Eleştiri korkuya dönüşür.
Sessizlik büyür.
Bugün Türkiye’de tam da böyle bir toplumsal ruh hali hissediliyor.
Sokakta herkes ekonomi konuşuyor ama arka planda başka bir mesele daha var:
İnsanlar artık kendisini ne kadar güvende hissettiğini sorguluyor.
Bu yalnızca fiziksel güvenlik meselesi değil.
Hukuki güvenlik,
gelecek güvenliği,
ifade özgürlüğü güvenliği,
yarın ne olacağını bilebilme hissi…
Demokrasinin en önemli özelliği tam da budur aslında:
Vatandaşın devletten korkmaması.
Oysa bugün Türkiye’de insanlar sosyal medyada yazdığı bir cümleyi iki kez düşünüyor.
Gazeteciler haber yaparken dava ihtimalini hesaplıyor.
Üniversiteler özgür tartışma alanı olmaktan uzaklaşıyor.
Muhalefet ile düşmanlık arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor.
Ve bütün bunlar toplumun ruhunda görünmeyen bir baskı oluşturuyor.
Bayramlar biraz da toplumun aynasıdır.
İnsanların birbirine umut verebildiği dönemlerde bayramların havası başka olur.
Bugün ise milyonlarca insan;
geçim sıkıntısı,
yüksek kiralar,
artan borçlar,
işsizlik korkusu
ve belirsizlik duygusuyla yaşamaya çalışıyor.
Ekonomik krizler yalnızca cüzdanı etkilemez.
Toplum psikolojisini de değiştirir.
Özellikle genç kuşaklarda ciddi bir gelecek kaygısı oluşmuş durumda.
Üniversite mezunları yurtdışına gitmenin yollarını arıyor.
Orta sınıf hızla küçülüyor.
Emekliler temel ihtiyaçlarını hesaplayarak yaşamaya çalışıyor.
Çalışan kesim ise sürekli daha fazla yoksullaşıyor.
Bütün bunların ortasında demokrasi neden önemlidir biliyor musunuz?
Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir.
Demokrasi aynı zamanda nefes alma alanıdır.
İnsanların korkmadan konuşabilmesi,
eleştirebilmesi,
hakkını arayabilmesi,
adalete güvenebilmesi demektir.
Bugün Türkiye’nin en büyük problemi belki de tam burada başlıyor:
Toplumun önemli bir kısmı artık kendisini duyulmamış hissediyor.
Kutuplaşma o kadar derinleşti ki insanlar artık birbirini dinlemiyor.
Siyaset sürekli sertleşiyor.
Her eleştiri “ihanet” gibi görülüyor.
Her farklı görüş “tehdit” gibi algılanıyor.
Oysa güçlü devlet, eleştiriden korkan değil;
eleştiriyi taşıyabilen devlettir.
Demokratik toplumlar biraz da farklı seslerle ayakta kalır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni gerilimler değil;
yeni bir toplumsal sakinliktir.
Çünkü toplum yoruldu.
Sürekli kriz,
sürekli kutuplaşma,
sürekli sert siyaset dili
bir süre sonra toplumsal tükenmişlik yaratır.
İnsanlar artık biraz normalleşmek istiyor.
Birbirine bağırmadan konuşabilmek,
adalete güvenebilmek,
yarın için umut hissedebilmek istiyor.
Belki de bu bayram öncesi en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur:
Birbirimizi yeniden insan olarak hatırlamak.
Siyasi görüşünden bağımsız şekilde herkesin aynı ülkede yaşadığını,
aynı ekonomik sıkıntıları hissettiğini,
aynı gelecek kaygılarını taşıdığını görmek…
Çünkü demokrasi yalnızca kurumlarla değil;
toplumun birbirine duyduğu güvenle yaşar.
Ve hiçbir toplum sürekli korku, gerilim ve kutuplaşma iklimiyle sağlıklı şekilde ilerleyemez.
Bayramlar bazen bize şunu hatırlatır:
Bu ülke yalnızca siyasetten ibaret değil.
Bu ülke aynı zamanda birlikte yaşama iradesidir.
Belki bugün en büyük mesele de budur:
Farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmeyi yeniden öğrenmek.
Çünkü gerçek demokrasi,
insanların birbirinden korkmadan yaşayabildiği rejimdir.
Ve Türkiye’nin bugün en çok ihtiyacı olan şey de biraz huzur,
biraz adalet
ve biraz umut.



