Türkiye’de sosyal demokrasi tartışmaları çoğu zaman ya Batı menşeli bir ideoloji olarak ele alınmış ya da Cumhuriyet’in kurucu düşüncesiyle mesafeli biçimde değerlendirilmiştir. Oysa bu iki hattı tarihsel ve düşünsel bir süreklilik içinde okuyan isimlerden biri, hiç kuşkusuz Muammer Aksoy’dur. Aksoy’un Atatürk ve Sosyal Demokrasi adlı eseri, yalnızca bir ideolojik yorum değil; Atatürkçü düşüncenin sosyal adalet, halkçılık ve eşitlik boyutlarını sistemli biçimde ortaya koyan temel bir referans metnidir.
Muammer Aksoy’a göre Atatürkçülük, dar anlamda bir devlet ideolojisi ya da tarihsel bir miras değildir. Aksine, toplumsal ilerlemeyi, sınıfsal adaleti ve halk egemenliğini esas alan dinamik bir siyasal düşünce sistemidir. Aksoy, bu noktada sosyal demokrasiyi Atatürk’ün düşüncesine sonradan eklemlenen yabancı bir akım olarak değil; Cumhuriyet’in kurucu felsefesiyle doğal bir uyum içinde gelişen bir yönelim olarak ele alır. Ona göre halkçılık ilkesi, sosyal demokrasinin Türkiye’deki tarihsel karşılığıdır.
Atatürk ve Sosyal Demokrasi kitabının temel iddiası şudur: Atatürk’ün devletçilik ve halkçılık anlayışı, yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, toplumsal eşitliği ve sınıfsal dengeyi hedeflemiştir. Aksoy, devletçiliği otoriter bir müdahalecilik olarak değil; geri kalmış bir toplumda sosyal adaleti sağlamak için kullanılan kamucu ve koruyucu bir araç olarak yorumlar. Bu yaklaşım, sosyal demokrasinin “güçlü devlet–özgür birey” dengesine dayanan temel mantığıyla örtüşmektedir.
Aksoy’un analizlerinde dikkat çeken bir diğer unsur, Atatürkçülüğün anti-emperyalist karakteridir. Sosyal demokrasinin yalnızca refah devleti politikalarına indirgenemeyeceğini vurgulayan Aksoy, Türkiye gibi ülkelerde sosyal adaletin ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkün olacağını savunur. Bu nedenle Atatürk’ün ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık vurgusu, Aksoy’un yorumunda sosyal demokrasinin yapısal bir ön koşulu haline gelir. Sosyal demokrasi, bu bağlamda yalnızca bir sosyal politika seti değil, aynı zamanda bir ulusal onur ve egemenlik meselesidir.
Kitapta öne çıkan bir başka önemli tema, laiklik ve özgürlük ilişkisidir. Muammer Aksoy’a göre laiklik, sosyal demokrasinin vazgeçilmez dayanaklarından biridir. İnancın siyasal alana egemen olduğu bir düzende ne sınıfsal adaletten ne de gerçek eşitlikten söz edilebilir. Aksoy, Atatürk’ün laiklik anlayışını, bireyin vicdan özgürlüğünü güvence altına alan ve kamusal alanı aklın rehberliğine açan bir ilke olarak yorumlar. Bu yaklaşım, sosyal demokrasinin özgürlükçü damarını güçlendiren temel unsurlardan biridir.
Muammer Aksoy’un düşünsel mirası, yalnızca teorik düzeyde kalmamıştır. O, anayasa hukukçusu kimliğiyle hukukun üstünlüğünü, siyasal yaşamın merkezine yerleştirmiş; sosyal demokrasiyi hukuk devletiyle birlikte düşünen nadir aydınlardan biri olmuştur. Aksoy’a göre sosyal demokrasi, çoğunluğun sınırsız iktidarı değil; azınlık haklarının, sendikal özgürlüklerin ve yargı bağımsızlığının güvence altına alındığı bir rejimdir. Bu yönüyle onun sosyal demokrasi anlayışı, popülist değil ilkesel bir çizgiye sahiptir.
Muammer Aksoy’u anmak, aynı zamanda Türkiye’de aydın olmanın bedellerini hatırlamak anlamına gelir. Aksoy, düşüncelerini açıkça savunduğu, laikliği ve sosyal adaleti kararlılıkla dile getirdiği için hedef haline getirilmiş ve karanlık bir siyasi iklimde yaşamını yitirmiştir. Bu gerçek, onun fikirlerini daha da anlamlı kılar. Aksoy’un kaleme aldığı her satır, yalnızca akademik bir değerlendirme değil; cesaretle savunulmuş bir düşünsel duruştur.
Bugün Türkiye’de sosyal demokrasi yeniden tartışılırken, Muammer Aksoy’un Atatürkçülük yorumu önemli bir yol gösterici niteliği taşımaktadır. Sosyal demokrasinin yalnızca seçim kazanma stratejilerine ya da dar sosyal yardımlara indirgenmesi, Aksoy’un eleştirdiği yüzeyselliğin güncel bir tezahürüdür. Onun çizdiği çerçevede sosyal demokrasi; kamuculuğu, laikliği, hukuk devletini ve halk egemenliğini birlikte savunan bütünlüklü bir siyasal projedir.
Muammer Aksoy’un mirası, Atatürkçülüğün donmuş bir ideoloji değil; toplumsal eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle sürekli yeniden üretilen bir düşünce olduğunu hatırlatır. Atatürk ve Sosyal Demokrasi, bu yönüyle geçmişe yazılmış bir kitap değil, bugüne ve geleceğe seslenen bir çağrıdır. Aksoy’u anmak, yalnızca bir ismi hatırlamak değil; eşit, özgür ve laik bir Türkiye idealini ısrarla savunmak demektir.



