Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar
Hüseyin Asar
Köşe Yazarı
Hüseyin Asar
 

KURAKLIK ve MADENCİLİK

NASA, Dünya için önemli araştırmalar ve analizler yapıyor, uzun dönemleri içeren tahminleri ortaya koyuyor. Özellikle insan yaşamı için temel madde olan su konusunda yaptığı öngörüler insanları tedirgin ediyor. NASA, 2015–2023 döneminde karalarda saklanan tatlı su miktarının, 2002–2014 ortalamasına göre yaklaşık 1 200 km³ daha az olarak ölçüldüğünü açıklamıştı. Yeraltı su kaynakları konusunda ise, Dünya’nın en büyük akiferlerinin üçte birine yakın bir bölümünün yenilenmeden tüketildiğini, bu durumun özellikle tarımın yoğun olduğu alanlarda su sıkıntısını artıracağını öngörüyor. NASA’nın su kaynaklarıyla ilgili verileri, yağış döngülerinin değiştiğini hem kuraklık hem de sel olaylarının daha sık ve daha şiddetli hale geldiğine işaret ediyor. Bu da su yönetimi için yaşanabilecek belirsizlikleri artırıyor. Isınan atmosfer daha fazla su buharı tutuyor ancak, yağışlar dengesizleşiyor. Şiddetli yağışların artması, uzun kuru dönemleri de beraberinde getiriyor, çünkü toprak ani yağışla suyu yeterince ememiyor. Bir başka NASA çalışması, insan kaynaklı emisyonların 20. yüzyılın başından itibaren kuraklık kalıplarını değiştirdiğini ve bu etkinin gelecekte daha da güçleneceğini gösteriyor. Büyük yeraltı su havzalarının %70’i uzun vadeli düşüş gösteriyor. Büyük göllerin yarısından fazlası, 1990’dan bu yana küçüldü. Son 50 yılda, Avrupa Birliği büyüklüğüne yakın sulak alan yok oldu. Ülkemizdeki durum ise daha acı. Ülkemize ait öngörüler ise oldukça eski. Uzun zamandan beri ülkemizin kuraklık ve çölleşme eğiliminde olduğu açıklanıyor ve biliniyor. Buna rağmen alınan önlemler, yapılan çalışmalar köklü çözüm bulmaktan çok uzakta kalıyor. Son dönemde barajların boşalması, yeraltı su seviyelerinin aşırı düşmesi, kuraklığın ayak seslerinin yakınlaştığını gösteriyor. Savaş zamanlarında kullanılması gereken yeraltı su rezervleri plansızlık nedeniyle adeta yağmalanıyor. Tarımdaki başı bozuk düzen bu duruma çanak tutuyor. Tüm bunların üstüne, kıt olan yerüstü su kaynakları talan ediliyor, yeraltı su rezervleri vahşi madencilik nedeniyle hem kirleniyor hem de yok oluyor. Günümüzde değerli madenler ve mineraller konusunda yaşanan uluslararası gelişmeler göz önüne alındığında ülkemizin açık madencilik sahasına dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu konuda çevrecilerin mücadelesi yetersiz kalıyor. Ülkemizin her yöresinde geniş alanları kapsayan sahaların madenciliğe açılmasının su kaynakları ve tarım alanları açısından ciddi tehdit oluşturuyor. Kömür, altın, bakır, lityum ve uranyum gibi çevresel etkisi yüksek madenler için açılan sahalar binlerce hektarlık alanları kapsıyor, bu alanlar su havzaları ve tarım alanları içinde yer aldığı için etkileri daha yıkıcı oluyor. Su yaşamın temeli, toprak ise vatanımızın ta kendisidir. Su kaynaklarını tehdit eden ve tarım alanlarını yok eden madencilik faaliyetinin yönetim tarafından rant kaynağı görülerek yaygınlaştırılması geleceğimizi derinden etkileyecektir. 90 milyona yaklaşan ülkemiz susuz kalırsa, kritik eşikte bulunan doğa yok olur, tarım biter. Doğa yok edilirse bunun sonucuna hepimiz katlanmak zorunda kalırız. Su yaşamdır, toprak ise vatandır. Maden ihalelerinin yerel halkın görüşü alınmadan ve çevresel etkiler yeterince değerlendirilmeden hayata geçirilmesi, acil kamulaştırma kararları su kaynaklarımızın sonunu getirmektedir. Kalkınmanın doğayı tahrip eden değil, bilimi esas alan ve milli çıkarları gözeten bir anlayışla yapılmaması felakete davetiye çıkarmaktadır. Şimdi yol ayrımındayız. “Su mu, maden mi?” Bu soru artık ertelenemez. Ülkemizin suyuna, toprağına ve yaşam hakkına sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Tarım sistemimiz çok kırılgan bir yapıya sahip. Tarımsal üretimde kullanılan ilkel yöntemler, eskiden kalma sulama yöntemleri, arazilerin küçüklüğü, ilkim şartlarının etkisinin fazlalığı, üretim metotlarının modernlikten uzaklığı, tarımsal birliklerin yetersizliği gibi sorunlar gıda krizinin yaklaştığının en önemli göstergeleridir. Su biterse madencilik ne işe yarar? Su biterse hayat biter. Madenlerimiz bizim ihtiyacımızı asla karşılamaz. Kullanılan tatlı su oranının dörtte üçünü tarım sektörünün kullanıldığı düşünülürse, madenciliğin su kaynaklarına verdiği zarar göz önüne alınırsa, bizi zor günlerin beklediğini görmemek için kör olmak gerekir. “Su varsa hayat vardır, su yoksa hiçbir şey yoktur.” (Jacques-Yves Cousteau)
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi

KURAKLIK ve MADENCİLİK

NASA, Dünya için önemli araştırmalar ve analizler yapıyor, uzun dönemleri içeren tahminleri ortaya koyuyor. Özellikle insan yaşamı için temel madde olan su konusunda yaptığı öngörüler insanları tedirgin ediyor.

NASA, 2015–2023 döneminde karalarda saklanan tatlı su miktarının, 2002–2014 ortalamasına göre yaklaşık 1 200 km³ daha az olarak ölçüldüğünü açıklamıştı.

Yeraltı su kaynakları konusunda ise, Dünya’nın en büyük akiferlerinin üçte birine yakın bir bölümünün yenilenmeden tüketildiğini, bu durumun özellikle tarımın yoğun olduğu alanlarda su sıkıntısını artıracağını öngörüyor.

NASA’nın su kaynaklarıyla ilgili verileri, yağış döngülerinin değiştiğini hem kuraklık hem de sel olaylarının daha sık ve daha şiddetli hale geldiğine işaret ediyor. Bu da su yönetimi için yaşanabilecek belirsizlikleri artırıyor.

Isınan atmosfer daha fazla su buharı tutuyor ancak, yağışlar dengesizleşiyor. Şiddetli yağışların artması, uzun kuru dönemleri de beraberinde getiriyor, çünkü toprak ani yağışla suyu yeterince ememiyor.

Bir başka NASA çalışması, insan kaynaklı emisyonların 20. yüzyılın başından itibaren kuraklık kalıplarını değiştirdiğini ve bu etkinin gelecekte daha da güçleneceğini gösteriyor.

Büyük yeraltı su havzalarının %70’i uzun vadeli düşüş gösteriyor. Büyük göllerin yarısından fazlası, 1990’dan bu yana küçüldü. Son 50 yılda, Avrupa Birliği büyüklüğüne yakın sulak alan yok oldu. Ülkemizdeki durum ise daha acı.

Ülkemize ait öngörüler ise oldukça eski. Uzun zamandan beri ülkemizin kuraklık ve çölleşme eğiliminde olduğu açıklanıyor ve biliniyor. Buna rağmen alınan önlemler, yapılan çalışmalar köklü çözüm bulmaktan çok uzakta kalıyor. Son dönemde barajların boşalması, yeraltı su seviyelerinin aşırı düşmesi, kuraklığın ayak seslerinin yakınlaştığını gösteriyor. Savaş zamanlarında kullanılması gereken yeraltı su rezervleri plansızlık nedeniyle adeta yağmalanıyor. Tarımdaki başı bozuk düzen bu duruma çanak tutuyor. Tüm bunların üstüne, kıt olan yerüstü su kaynakları talan ediliyor, yeraltı su rezervleri vahşi madencilik nedeniyle hem kirleniyor hem de yok oluyor.

Günümüzde değerli madenler ve mineraller konusunda yaşanan uluslararası gelişmeler göz önüne alındığında ülkemizin açık madencilik sahasına dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu konuda çevrecilerin mücadelesi yetersiz kalıyor.

Ülkemizin her yöresinde geniş alanları kapsayan sahaların madenciliğe açılmasının su kaynakları ve tarım alanları açısından ciddi tehdit oluşturuyor.

Kömür, altın, bakır, lityum ve uranyum gibi çevresel etkisi yüksek madenler için açılan sahalar binlerce hektarlık alanları kapsıyor, bu alanlar su havzaları ve tarım alanları içinde yer aldığı için etkileri daha yıkıcı oluyor.

Su yaşamın temeli, toprak ise vatanımızın ta kendisidir.

Su kaynaklarını tehdit eden ve tarım alanlarını yok eden madencilik faaliyetinin yönetim tarafından rant kaynağı görülerek yaygınlaştırılması geleceğimizi derinden etkileyecektir. 90 milyona yaklaşan ülkemiz susuz kalırsa, kritik eşikte bulunan doğa yok olur, tarım biter. Doğa yok edilirse bunun sonucuna hepimiz katlanmak zorunda kalırız. Su yaşamdır, toprak ise vatandır.

Maden ihalelerinin yerel halkın görüşü alınmadan ve çevresel etkiler yeterince değerlendirilmeden hayata geçirilmesi, acil kamulaştırma kararları su kaynaklarımızın sonunu getirmektedir. Kalkınmanın doğayı tahrip eden değil, bilimi esas alan ve milli çıkarları gözeten bir anlayışla yapılmaması felakete davetiye çıkarmaktadır.

Şimdi yol ayrımındayız.

“Su mu, maden mi?”

Bu soru artık ertelenemez. Ülkemizin suyuna, toprağına ve yaşam hakkına sonuna kadar sahip çıkmalıyız.

Tarım sistemimiz çok kırılgan bir yapıya sahip. Tarımsal üretimde kullanılan ilkel yöntemler, eskiden kalma sulama yöntemleri, arazilerin küçüklüğü, ilkim şartlarının etkisinin fazlalığı, üretim metotlarının modernlikten uzaklığı, tarımsal birliklerin yetersizliği gibi sorunlar gıda krizinin yaklaştığının en önemli göstergeleridir.

Su biterse madencilik ne işe yarar?

Su biterse hayat biter. Madenlerimiz bizim ihtiyacımızı asla karşılamaz. Kullanılan tatlı su oranının dörtte üçünü tarım sektörünün kullanıldığı düşünülürse, madenciliğin su kaynaklarına verdiği zarar göz önüne alınırsa, bizi zor günlerin beklediğini görmemek için kör olmak gerekir.

“Su varsa hayat vardır, su yoksa hiçbir şey yoktur.” (Jacques-Yves Cousteau)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.