Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Gülten Abacı
Köşe Yazarı
Gülten Abacı
 

SEVGİ GÜZELLİĞİ BÜYÜTÜR, ÖFKE İSE KUSURU…

Bazen bir cümle, insanın kendisiyle yüzleşmesine yeter: “Sevgi taşıyan güzellik, öfke taşıyan kusur görür.” Ne kadar sade ne kadar derin bir söz… Belki de insan ilişkilerinin en temel gerçeğini anlatıyor. Çünkü insan, dünyaya yalnızca gözleriyle bakmaz; yüreğinde biriktirdikleriyle de görür. Aynı insana bakan iki kişiden biri onun iyiliğini fark ederken diğeri kusurlarına takılıp kalabilir. Aynı olay, birinin içinde anlayış uyandırırken diğerinde öfkeyi büyütebilir. Aynı söz, bir gönülde tebessüme dönüşürken başka bir gönülde kırgınlığa neden olabilir. Peki, değişen nedir? İnsan mı, olay mı, yoksa bakış açımız mı? Belki de cevap, sandığımızdan çok daha yakınımızda: İnsan çoğu zaman karşısındakini değil, kendi iç dünyasını görür. Yüreğinde sevgi taşıyan insan, kusursuzluk aramaz. Bir hatanın arkasındaki pişmanlığı, bir sessizliğin ardındaki kırgınlığı, sert bir sözün altında saklanan çaresizliği anlamaya çalışır. Hemen hüküm vermek yerine dinler, suçlamak yerine anlamaya gayret eder. Çünkü bilir ki hiç kimse yalnızca hatalarından ibaret değildir. Öfke ise insanın görüşünü daraltır. Bir yanlış, yapılan bütün iyiliklerin önüne geçer. Bir kırgınlık, yılların hatırını gölgeler. İnsan, karşısındakinin bir kusuruna öylesine odaklanır ki onun taşıdığı güzellikleri görmeye bile fırsat bulamaz. Sonra ne olur? İnsanlar birbirinden uzaklaşır. Söylenmemiş sözler birikir, yanlış anlaşılmalar büyür, gönüller arasına görünmez duvarlar örülür. Oysa bazen bir adım geri çekilmek, bir sözün üzerinde yeniden düşünmek ya da karşımızdakini anlamaya çalışmak, koca bir kırgınlığın önüne geçebilir. Ne yazık ki günümüzde haklı çıkmak, hak vermekten; eleştirmek, anlamaktan; kusur bulmak ise güzellikleri fark etmekten daha kolay hâle geldi. Herkes konuşmak istiyor ama kaç kişi gerçekten dinliyor? Herkes anlaşılmayı bekliyor ama kaç kişi karşısındakini anlamaya çalışıyor? Birbirimizin yanlışlarını sayarken doğrularını unutuyoruz. Bazen tek bir cümleyle bir insanı yargılıyor, tek bir hatayla onun bütün hikâyesine hükmediyoruz. Oysa hiçbir insanı yalnızca bir anıyla, bir davranışla ya da bir hatayla tanımlayamayız. Herkesin içinde başkalarının bilmediği mücadeleler, anlatamadığı acılar ve sessizce taşıdığı yükler vardır. Bu yüzden biraz daha anlayışa, biraz daha merhamete, biraz daha insan olmaya ihtiyacımız var. Elbette sevgi, her yanlışı görmezden gelmek değildir. Anlayış göstermek, haksızlığa boyun eğmek anlamına da gelmez. İnsan gerektiğinde sınırlarını korumalı, yanlışın karşısında durmalı ve kendisine yapılan haksızlığı dile getirmelidir. Ancak bütün bunları yaparken kalbini öfkeye teslim etmek zorunda değildir. Çünkü insanın gerçek olgunluğu, yalnızca sevdiklerine nasıl davrandığında değil, anlaşamadığı insanlara karşı nasıl bir tutum sergilediğinde de ortaya çıkar. Bir insanın kusurunu görmek göz ister; onu anlamaya çalışmak yürek… Kırmak bazen bir saniye, onarmak yıllar alır. Bir söz, yılların sevgisini gölgeleyebilir; samimi bir özür ise yeniden yakınlaşmanın kapısını aralayabilir. Belki de hayatı güzelleştirmek, büyük değişimlerden önce kendi içimizde başlar. Daha az yargılayarak, daha dikkatli dinleyerek, daha az öfkelenerek ve birbirimizin insan olduğunu unutmadan… Çünkü dünya, kusursuz insanlarla dolu olduğu için güzel değildir. Bütün eksiklerimize rağmen birbirimize gösterebildiğimiz sevgi, anlayış ve merhamet sayesinde güzeldir.
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma

SEVGİ GÜZELLİĞİ BÜYÜTÜR, ÖFKE İSE KUSURU…

Bazen bir cümle, insanın kendisiyle yüzleşmesine yeter:

“Sevgi taşıyan güzellik, öfke taşıyan kusur görür.”

Ne kadar sade ne kadar derin bir söz… Belki de insan ilişkilerinin en temel gerçeğini anlatıyor. Çünkü insan, dünyaya yalnızca gözleriyle bakmaz; yüreğinde biriktirdikleriyle de görür.

Aynı insana bakan iki kişiden biri onun iyiliğini fark ederken diğeri kusurlarına takılıp kalabilir. Aynı olay, birinin içinde anlayış uyandırırken diğerinde öfkeyi büyütebilir. Aynı söz, bir gönülde tebessüme dönüşürken başka bir gönülde kırgınlığa neden olabilir.

Peki, değişen nedir? İnsan mı, olay mı, yoksa bakış açımız mı?

Belki de cevap, sandığımızdan çok daha yakınımızda: İnsan çoğu zaman karşısındakini değil, kendi iç dünyasını görür.

Yüreğinde sevgi taşıyan insan, kusursuzluk aramaz. Bir hatanın arkasındaki pişmanlığı, bir sessizliğin ardındaki kırgınlığı, sert bir sözün altında saklanan çaresizliği anlamaya çalışır. Hemen hüküm vermek yerine dinler, suçlamak yerine anlamaya gayret eder.

Çünkü bilir ki hiç kimse yalnızca hatalarından ibaret değildir.

Öfke ise insanın görüşünü daraltır. Bir yanlış, yapılan bütün iyiliklerin önüne geçer. Bir kırgınlık, yılların hatırını gölgeler. İnsan, karşısındakinin bir kusuruna öylesine odaklanır ki onun taşıdığı güzellikleri görmeye bile fırsat bulamaz.

Sonra ne olur?

İnsanlar birbirinden uzaklaşır. Söylenmemiş sözler birikir, yanlış anlaşılmalar büyür, gönüller arasına görünmez duvarlar örülür. Oysa bazen bir adım geri çekilmek, bir sözün üzerinde yeniden düşünmek ya da karşımızdakini anlamaya çalışmak, koca bir kırgınlığın önüne geçebilir.

Ne yazık ki günümüzde haklı çıkmak, hak vermekten; eleştirmek, anlamaktan; kusur bulmak ise güzellikleri fark etmekten daha kolay hâle geldi.

Herkes konuşmak istiyor ama kaç kişi gerçekten dinliyor? Herkes anlaşılmayı bekliyor ama kaç kişi karşısındakini anlamaya çalışıyor?

Birbirimizin yanlışlarını sayarken doğrularını unutuyoruz. Bazen tek bir cümleyle bir insanı yargılıyor, tek bir hatayla onun bütün hikâyesine hükmediyoruz.

Oysa hiçbir insanı yalnızca bir anıyla, bir davranışla ya da bir hatayla tanımlayamayız. Herkesin içinde başkalarının bilmediği mücadeleler, anlatamadığı acılar ve sessizce taşıdığı yükler vardır.

Bu yüzden biraz daha anlayışa, biraz daha merhamete, biraz daha insan olmaya ihtiyacımız var.

Elbette sevgi, her yanlışı görmezden gelmek değildir. Anlayış göstermek, haksızlığa boyun eğmek anlamına da gelmez. İnsan gerektiğinde sınırlarını korumalı, yanlışın karşısında durmalı ve kendisine yapılan haksızlığı dile getirmelidir.

Ancak bütün bunları yaparken kalbini öfkeye teslim etmek zorunda değildir.

Çünkü insanın gerçek olgunluğu, yalnızca sevdiklerine nasıl davrandığında değil, anlaşamadığı insanlara karşı nasıl bir tutum sergilediğinde de ortaya çıkar.

Bir insanın kusurunu görmek göz ister; onu anlamaya çalışmak yürek…

Kırmak bazen bir saniye, onarmak yıllar alır. Bir söz, yılların sevgisini gölgeleyebilir; samimi bir özür ise yeniden yakınlaşmanın kapısını aralayabilir.

Belki de hayatı güzelleştirmek, büyük değişimlerden önce kendi içimizde başlar. Daha az yargılayarak, daha dikkatli dinleyerek, daha az öfkelenerek ve birbirimizin insan olduğunu unutmadan…

Çünkü dünya, kusursuz insanlarla dolu olduğu için güzel değildir. Bütün eksiklerimize rağmen birbirimize gösterebildiğimiz sevgi, anlayış ve merhamet sayesinde güzeldir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Yeni Slow Radyo