Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Caddebostan
Gülten Abacı
Köşe Yazarı
Gülten Abacı
 

NE ESKİ İNSANLAR KALDI NE DE ESKİ İNSANLIK…

Zaman zaman kendi kendime düşünüyorum; gerçekten değişen sadece zaman mı, yoksa biz mi değiştik? Geçmişi özlemek başka, geçmişteki değerleri özlemek bambaşka bir duygudur. Benim özlediğim eski binalar, eski eşyalar ya da eski sokaklar değil. Benim özlediğim; insanın insana güven duyduğu, selamın değer gördüğü, komşuluğun akrabalık kadar kıymetli sayıldığı o güzel günlerdir. Bugün etrafıma baktığımda görüyorum ki evler büyümüş, binalar yükselmiş, şehirler modernleşmiş. Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmiş, iletişim araçları çoğalmış. Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Ama ne gariptir ki aynı apartmanda oturduğumuz komşumuzun kapısını çalmaya çekinir hâle gelmişiz. Eskiden insanlar birbirinin kapısını haber vermeden çalardı. Çayın bahanesi sohbetti, sohbetin bahanesi ise gönüldü. Kimse "Rahatsız eder miyim?" diye düşünmezdi. Çünkü insanlar birbirinin yükü değil, gücüydü. Bugün ise kapılar çelikten, duvarlar betondan... Ama asıl kalın duvarlar gönüllerimizin etrafına örülmüş durumda. Çocukluğumu düşündüğümde aklıma ilk gelen şeylerden biri sokaklardır. Aynı sokakta büyüyen çocuklar, aynı sofrayı paylaşan komşular, acıda da sevinçte de birlikte olan insanlar... Bir evde pişen yemek, diğer eve de mutlaka uğrardı. Bir hastalık olduğunda kapı çalmadan yardım edilirdi. Cenazede de düğünde de herkes omuz omuza olurdu. Çünkü o günlerde insanlar birbirini tanımak için sosyal medyaya değil, gözlerinin içine bakmaya ihtiyaç duyardı. Bugün ise birbirimizi ekranlardan takip ediyor, ama hâlimizi hatırımızı sormayı ihmal ediyoruz. Binlerce arkadaşımız var ama derdimizi paylaşabileceğimiz birkaç dost bulmakta zorlanıyoruz. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir toplum olduk. Oysa insanlığı ayakta tutan şey teknoloji değildir. İnsanı insan yapan; merhameti, vicdanı, saygısı ve sevgisidir. Bir yaşlının elinden tutabilmek, bir çocuğun başını okşayabilmek, bir komşunun kapısını çalabilmek, bir dostun derdini gerçekten dinleyebilmek... İşte insanlığın gerçek ölçüsü bunlardır. Belki de en büyük kaybımız güven oldu. Eskiden insanlar söz verirdi, o söz imza kadar değerliydi. Bugün ise imzalar atılıyor ama güven eksik kalıyor. Çünkü güven, kâğıda değil karaktere yazılır. Ben umutsuz değilim. Hâlâ güzel insanlar var. Hâlâ bir tebessümüyle günümüzü güzelleştirenler, hiçbir karşılık beklemeden yardım edenler, komşusunu unutmayanlar, büyüğüne saygı gösterip küçüğünü sevenler var. İşte umut da onların varlığıyla yaşıyor. Belki de yeniden başlamamız gereken yer çok uzakta değil. Bir selam vermek, bir gönül almak, bir özür dilemek, bir teşekkür etmek... İnsanlığı yeniden inşa etmek büyük projelerle değil, küçük ama samimi davranışlarla mümkündür. Çünkü ben inanıyorum ki güçlü toplumlar yalnızca ekonomik kalkınmayla değil, ahlaki değerleriyle de ayakta kalır. Beton binalar şehirleri büyütür; sevgi, saygı ve vicdan ise milletleri yüceltir. Gelin, evlerimizi büyütmekten önce yüreklerimizi büyütelim. Kapılarımızı sağlamlaştırırken gönüllerimizi kapatmayalım. Birbirimize yeniden güvenmeyi, selam vermeyi, paylaşmayı ve hâl hatır sormayı hatırlayalım. Çünkü ne kadar gelişmiş olursak olalım, insanlığımızı kaybettiğimiz gün, aslında en büyük kaybı yaşamış oluruz. Unutmayalım; insanı yaşatan nefesi değil, yüreğidir. Toplumu ayakta tutan ise binalar değil, insanlıktır.
Ekleme Tarihi: 01 Ağustos 2026 -Cumartesi

NE ESKİ İNSANLAR KALDI NE DE ESKİ İNSANLIK…

Zaman zaman kendi kendime düşünüyorum; gerçekten değişen sadece zaman mı, yoksa biz mi değiştik? Geçmişi özlemek başka, geçmişteki değerleri özlemek bambaşka bir duygudur. Benim özlediğim eski binalar, eski eşyalar ya da eski sokaklar değil. Benim özlediğim; insanın insana güven duyduğu, selamın değer gördüğü, komşuluğun akrabalık kadar kıymetli sayıldığı o güzel günlerdir.

Bugün etrafıma baktığımda görüyorum ki evler büyümüş, binalar yükselmiş, şehirler modernleşmiş. Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmiş, iletişim araçları çoğalmış. Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Ama ne gariptir ki aynı apartmanda oturduğumuz komşumuzun kapısını çalmaya çekinir hâle gelmişiz.

Eskiden insanlar birbirinin kapısını haber vermeden çalardı. Çayın bahanesi sohbetti, sohbetin bahanesi ise gönüldü. Kimse "Rahatsız eder miyim?" diye düşünmezdi. Çünkü insanlar birbirinin yükü değil, gücüydü. Bugün ise kapılar çelikten, duvarlar betondan... Ama asıl kalın duvarlar gönüllerimizin etrafına örülmüş durumda.

Çocukluğumu düşündüğümde aklıma ilk gelen şeylerden biri sokaklardır. Aynı sokakta büyüyen çocuklar, aynı sofrayı paylaşan komşular, acıda da sevinçte de birlikte olan insanlar... Bir evde pişen yemek, diğer eve de mutlaka uğrardı. Bir hastalık olduğunda kapı çalmadan yardım edilirdi. Cenazede de düğünde de herkes omuz omuza olurdu. Çünkü o günlerde insanlar birbirini tanımak için sosyal medyaya değil, gözlerinin içine bakmaya ihtiyaç duyardı.

Bugün ise birbirimizi ekranlardan takip ediyor, ama hâlimizi hatırımızı sormayı ihmal ediyoruz. Binlerce arkadaşımız var ama derdimizi paylaşabileceğimiz birkaç dost bulmakta zorlanıyoruz. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir toplum olduk.

Oysa insanlığı ayakta tutan şey teknoloji değildir. İnsanı insan yapan; merhameti, vicdanı, saygısı ve sevgisidir. Bir yaşlının elinden tutabilmek, bir çocuğun başını okşayabilmek, bir komşunun kapısını çalabilmek, bir dostun derdini gerçekten dinleyebilmek... İşte insanlığın gerçek ölçüsü bunlardır.

Belki de en büyük kaybımız güven oldu. Eskiden insanlar söz verirdi, o söz imza kadar değerliydi. Bugün ise imzalar atılıyor ama güven eksik kalıyor. Çünkü güven, kâğıda değil karaktere yazılır.

Ben umutsuz değilim. Hâlâ güzel insanlar var. Hâlâ bir tebessümüyle günümüzü güzelleştirenler, hiçbir karşılık beklemeden yardım edenler, komşusunu unutmayanlar, büyüğüne saygı gösterip küçüğünü sevenler var. İşte umut da onların varlığıyla yaşıyor.

Belki de yeniden başlamamız gereken yer çok uzakta değil. Bir selam vermek, bir gönül almak, bir özür dilemek, bir teşekkür etmek... İnsanlığı yeniden inşa etmek büyük projelerle değil, küçük ama samimi davranışlarla mümkündür.

Çünkü ben inanıyorum ki güçlü toplumlar yalnızca ekonomik kalkınmayla değil, ahlaki değerleriyle de ayakta kalır. Beton binalar şehirleri büyütür; sevgi, saygı ve vicdan ise milletleri yüceltir.

Gelin, evlerimizi büyütmekten önce yüreklerimizi büyütelim. Kapılarımızı sağlamlaştırırken gönüllerimizi kapatmayalım. Birbirimize yeniden güvenmeyi, selam vermeyi, paylaşmayı ve hâl hatır sormayı hatırlayalım.

Çünkü ne kadar gelişmiş olursak olalım, insanlığımızı kaybettiğimiz gün, aslında en büyük kaybı yaşamış oluruz.

Unutmayalım; insanı yaşatan nefesi değil, yüreğidir. Toplumu ayakta tutan ise binalar değil, insanlıktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.