Rıdvan Eşin
Ünüllar Hidrolik
Fibar

ALTIN-SEN BAŞKANINDAN ÖNEMLİ UYARI!

GÜNCEL 04.03.2026 - 11:53, Güncelleme: 04.03.2026 - 11:53
 

ALTIN-SEN BAŞKANINDAN ÖNEMLİ UYARI!

ALTIN-SEN (Altın Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası) Genel Başkanı Erdem ÖZCAN sosyal medya hesaplarından paylaştığı bir yazı ile İran’da yaşanan zaafiyetleri görüp, Ülkemizde de yaşanmaması için bazı tedbirlerin alınması gerektiğini belirtti.

AYDIN -İran dini liderinin ve bir çok üst düzey yetkilinin öldürülmesine dikkat çekerek bu sonucun bir istihbarat zaafiyeti olduğu tespitine yer verdi.  ÖZCAN paylaşımı ile ayrışıp zayıflayan bir Ülke değil, birleşip güçlenen bir Ülke hedefini de ortaya koydu. Sadece sendikal konularda değil, Milli konularda da önemli tespitler yapan Genel Başkan ÖZCAN’ın bu yazısı önemli tespitler içermekte olup siyaset ve bürokrasi tarafından iyi okunması gerektiği görülmektedir. İRAN’I GÖRÜP TÜRKİYE’YE BAKMAK 28 Şubat 2026 sabah saatlerinde ABD – İsrail ortaklığında İran’a saldırılar başladı ve bu saldırılarda İran dini lideri ve aynı zaman da 200 Milyon Şii nüfusun dini lideri olarak bilinen Ayetullah Ali HAMANEY, bazı aile bireyleri, bazı Bakanlar ve komuta kademesi öldürüldü. HAMANEY başkanlığında Tahran’daki Yüce Liderlik Kompleksinde toplantı halindeyken üst düzey 48 kişi bu toplantıda öldürüldü. Binlerce yıllık köklü Devlet geleneği olan İran bu saldırı tehdidini görmezden gelerek üst düzey toplantıyı aleni, açık ve istihbarat zaafiyeti doğuracak şekilde planlamak kimin aklıydı? Bu durum ancak “İHANET” ile izah edilebilir. Dünyanın her yerinde “satın alınabilen” ve Ülkesinde ihanet etmekten çekinmeyen Ajan devşirmesi kişilerin, grupların olduğuna (ör: Venezuela) şahit oluyoruz ve bu durum istihbarat örgütlerinin işini kolaylaştırmakla birlikte saldırı kabiliyetini de güçlendirmektedir. Yine sivil örgütlenme ile yaklaşık 20 milyon üyesi bulunan ve Rejimi ayakta tutmakla görevli Besic Karargahları ve Karakollar vurularak HALK AYAKLANMASININ önü açılmak istendi. Devrim Muhafızları Ordusu hedef alındı. Bugün Hamaney’in defni nelere gebe göreceğiz. Hazırlanan planlarla İran - Arap savaşı da kısmen başlamış oldu. ABD – İsrail ortak saldırılarıyla birlikte İran’ın da Körfez Ülkelerine saldırmasıyla Ortadoğu dediğimiz Müslüman nüfusun yaşadığı bölge ateş altına alındı, diğer taraftan Rusya – Ukrayna savaşını da katarsak etrafımız “yanıyor” ve biz bu savaş çemberinin tam göbeğinde bir Ülkeyiz. Yıllardır hem siyaset, hem akademik çevre ve hem de toplumda İsrail’in ARZU MEVUD hevesine bağlı olarak hedefleri içinde Türkiye’nin de yer aldığı tartışılan bir konudur. Arzu Mevud hedeflerini (vaad edilmiş topraklar) inkar etmeyen bir İsrail gerçeği de ortadadır. Dünya, pandemi gerçeğinin yarattığı sosyal kırılmalar, ekonomik kırılmalar ile mücadelesini henüz yaşarken üstüne gelen Rusya – Ukrayna savaşı ile riskler iyice artmış, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ile birlikte petrol fiyatları, kıymetli maden ve mineral fiyatları, faiz, enflasyon, küresel finans, üretim, lojistik, sağlık, sosyal yaşam, barınma, beslenme sorunları daha da artmıştır. İran’a yapılan saldırı ve daha öncesinde Venezuela’ya yapılan operasyon özellikle petrol fiyatlarını yükseltecek ve lojistik risklerle birlikte Dünya Enflasyonu artmaya ve buna bağlı olarak birçok Ülkede olağanüstü sorunlar yaşanmaya başlanması uzak görünmemektedir. Dünya Enflasyonu Teknik Grafiğini (kaynak: İMF) analiz ettiğimizde Enflasyonun dipte olduğu ve yükselişe geçme olasılığının yüksek olduğu görülmektedir. ABD, İran’ın enerji kaynaklarını da yönetmeyi başarırsa Venezuela petrol kaynakları ile birlikte sömürge yöntemiyle yüksek fiyatlı petrolden ekonomik gelir elde edecek, düşük Dolar indeksi (DXY) dış borç ödenmesi açısından avantaj yaratacaktır. Yani savaş bahanesiyle uzun vadeli gelir ve dış borçların uygun maliyet ile azaltılmasını sağlayacaktır.   BU ÖNGÜRÜLER ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE’DEKİ RİSKLERİN ANALİZİ: EKONOMİK RİSKLER: Ülke olarak içinde bulunduğumuz yüksek enflasyon, yüksek faiz, yüksek enerji ve petrol maliyetleri, yüksek lojistik maliyetleri, yüksek barınma ve gıda maliyetleri gibi faktörlerinde etkisiyle, ekonomik ve sosyal yaşam sıkıntıları her geçen gün artmakta, emekli, asgari ücretli, dar gelirli vatandaşların geçim sıkıntıları her geçen gün artmaktadır. Son gelişmeler neticesinde bu sıkıntıların daha da artacağı ön görülmektedir. ENFLASYON: 2025 yılı sonuna doğru düşme eğilim gösterse bile 2026 yılı 2 aylık enflasyon 7,95 olarak gerçekleşti. Enerji ve Petrol maliyetlerinin artmasıyla önümüzdeki süreçte bu artışın devam etme olasılığı yüksek görünmektedir. FAİZ: Yüksek faiz sarmalı hem yatırım hem de satın alma gücünü düşürmekte, Enflasyon hedeflerinde ki bozulma faizin yüksek kalma olasılığını artırmaktadır. 12 Mart 2026 da yapılacak olan Merkez Bankası toplantısından faiz indirimi beklentisini çok olası görmemeliyiz. SOSYAL KIRILMALAR: Barınma, beslenme, eğitim, sağlık, ulaşım gibi her bireyin temel yaşam  hakkı olan bu ihtiyaçlara ulaşım daha maliyetli, daha zor olması halinde toplumun büyük kesiminde SOSYAL KIRILIMLAR meydana gelmesi ihtimali kuvvetle muhtemeldir. SİYASİ RİSKLER, KAOS PLANLARI: Yukarıda saydığımız olumsuzluklardan beslenmek isteyen ve Ülkemiz de bir karışıklık çıkmasını arzu eden İsrail – ABD boş durmayacaktır elbette. Hazır toplumsal kırılımları derinleştirmek, kaos oluşturmak, toplumu bölmek için FİTNE planlarını devreye sokmak isteyecektir. Bölünmüş hatta kendi içinde karşı karşıya gelmiş bir toplumun PROVAKE edilmesi daha kolaydır ve düşmanca amaçlara hizmet eder hale getirmek için sadece sinir uçlarıyla oynamak yeterli olacaktır. Bu bakımdan Din, Dil, Irk, mezhep ayrımı yapılmaksızın toplumsal barışın sağlanması, kardeşlik ruhunun güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Siyaset kurumunun kendi içerisinde bağlarını güçlendirmesi, Milli konularda “AMA, FAKAT” gibi olumsuz etki yaratacak düşüncelerden uzak, TEK TÜRKİYE hedefine kilitlenmelidir. Ülkemizde ki siyaset kurumunun durumu çok pozitif bir görüntü sergilememektedir ve bu durum gelecekte TOPLUMSAL YARILMALARA yol açma risklerini barındırmaktadır. Bu tuzağın fark edilmesi Ülkemiz açısından elzemdir. Yukarıda belirttiğimiz Ülkemizde ki olumsuz tablonun üstüne birkaç “KOMPLO TEORİSİ-KAOS PLANI” hakkında beyin fırtınası yapalım: Cumhurbaşkanı’mıza, Siyasi Parti liderlerimize, Bakanlarımıza, Askeri Komuta Kademesine, muhtemel Cumhurbaşkanı adaylarımıza, Din adamlarımıza (mezhep fark etmeksizin) suikast olasılıkları toplumu karpuz gibi ikiye bölebilir. Siyasetçilerimizi (parti ayrımı yapmadan) ve diğer risk altında olan kişileri en üst düzey koruma yöntemleriyle korumalıyız. Siyasetin iletişim dili, topluma pozitif yansımalar sağlamazsa, kutuplaşma körüklenirse birlik olma ihtiyacımız azalabilir. Toplumsal kırılımları kullanarak siyaset üretip iktidar olma arzusu bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük olacaktır. Bu yöntem toplumun birbirine düşman olmasının önünü açıp Ülke adına birlik olma olasılığımızı ortadan kaldırma riski barındıracaktır. Fetö ve benzeri yapılar ile mücadelede gösterilecek en küçük zafiyet bile çok büyük istihbarat ve güvenlik açığı oluşturacaktır. Din, Mezhep temelli siyaset üreterek iktidar olma arzusu yine toplumun ayrışmasına, kutuplaşmasına yol açarak Milli güvenlik sorunu oluşturabilir. Savunma sanayi alanındaki gelişmelerin sekteye uğraması, uğratılması, yersiz eleştirilmesi, Askeri gücümüzün moral motivasyonunun bozulmasına yol açma ihtimali Ülke adına zafiyet oluşturabilir. Siyaset üreten kurumlar; üretimi, büyümeyi, refahı, güçlenmeyi, milli birlik ve beraberliği öncelemek yerine “POLEMİK” diliyle siyaset yapmak isterse büyük Türkiye yerine, zayıf ve her türlü saldırıya açık bir Türkiye haline gelebiliriz. Yasaklı madde, Mafya, sokak terörü gibi toplumun sağlığını ve güvenliğini tehdit eden unsurlar daha da artarsa Milli toplum değil, duyarsız ve korkak bir toplum haline gelebiliriz. Bu maddeleri daha da arttırabiliriz. SONUÇ OLARAK: Siyasi birlik, toplumsal birlik sağlanmadan güçlü ve büyük Devlet olamayız. Siyasette, bürokraside liyakat esas alınmalı, Adalet herkes için eşit olmalı, yeni bir Anayasa ile Ülke güçlendirilmeli. ALTIN-SEN olarak her durumda Devletimizin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.  Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Erdem ÖZCAN ALTIN-SEN Genel Başkanı    
ALTIN-SEN (Altın Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası) Genel Başkanı Erdem ÖZCAN sosyal medya hesaplarından paylaştığı bir yazı ile İran’da yaşanan zaafiyetleri görüp, Ülkemizde de yaşanmaması için bazı tedbirlerin alınması gerektiğini belirtti.

AYDIN -İran dini liderinin ve bir çok üst düzey yetkilinin öldürülmesine dikkat çekerek bu sonucun bir istihbarat zaafiyeti olduğu tespitine yer verdi.  ÖZCAN paylaşımı ile ayrışıp zayıflayan bir Ülke değil, birleşip güçlenen bir Ülke hedefini de ortaya koydu. Sadece sendikal konularda değil, Milli konularda da önemli tespitler yapan Genel Başkan ÖZCAN’ın bu yazısı önemli tespitler içermekte olup siyaset ve bürokrasi tarafından iyi okunması gerektiği görülmektedir.

İRAN’I GÖRÜP TÜRKİYE’YE BAKMAK

28 Şubat 2026 sabah saatlerinde ABD – İsrail ortaklığında İran’a saldırılar başladı ve bu saldırılarda İran dini lideri ve aynı zaman da 200 Milyon Şii nüfusun dini lideri olarak bilinen Ayetullah Ali HAMANEY, bazı aile bireyleri, bazı Bakanlar ve komuta kademesi öldürüldü. HAMANEY başkanlığında Tahran’daki Yüce Liderlik Kompleksinde toplantı halindeyken üst düzey 48 kişi bu toplantıda öldürüldü. Binlerce yıllık köklü Devlet geleneği olan İran bu saldırı tehdidini görmezden gelerek üst düzey toplantıyı aleni, açık ve istihbarat zaafiyeti doğuracak şekilde planlamak kimin aklıydı? Bu durum ancak “İHANET” ile izah edilebilir. Dünyanın her yerinde “satın alınabilen” ve Ülkesinde ihanet etmekten çekinmeyen Ajan devşirmesi kişilerin, grupların olduğuna (ör: Venezuela) şahit oluyoruz ve bu durum istihbarat örgütlerinin işini kolaylaştırmakla birlikte saldırı kabiliyetini de güçlendirmektedir. Yine sivil örgütlenme ile yaklaşık 20 milyon üyesi bulunan ve Rejimi ayakta tutmakla görevli Besic Karargahları ve Karakollar vurularak HALK AYAKLANMASININ önü açılmak istendi. Devrim Muhafızları Ordusu hedef alındı. Bugün Hamaney’in defni nelere gebe göreceğiz. Hazırlanan planlarla İran - Arap savaşı da kısmen başlamış oldu.

ABD – İsrail ortak saldırılarıyla birlikte İran’ın da Körfez Ülkelerine saldırmasıyla Ortadoğu dediğimiz Müslüman nüfusun yaşadığı bölge ateş altına alındı, diğer taraftan Rusya – Ukrayna savaşını da katarsak etrafımız “yanıyor” ve biz bu savaş çemberinin tam göbeğinde bir Ülkeyiz. Yıllardır hem siyaset, hem akademik çevre ve hem de toplumda İsrail’in ARZU MEVUD hevesine bağlı olarak hedefleri içinde Türkiye’nin de yer aldığı tartışılan bir konudur. Arzu Mevud hedeflerini (vaad edilmiş topraklar) inkar etmeyen bir İsrail gerçeği de ortadadır.

Dünya, pandemi gerçeğinin yarattığı sosyal kırılmalar, ekonomik kırılmalar ile mücadelesini henüz yaşarken üstüne gelen Rusya – Ukrayna savaşı ile riskler iyice artmış, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ile birlikte petrol fiyatları, kıymetli maden ve mineral fiyatları, faiz, enflasyon, küresel finans, üretim, lojistik, sağlık, sosyal yaşam, barınma, beslenme sorunları daha da artmıştır. İran’a yapılan saldırı ve daha öncesinde Venezuela’ya yapılan operasyon özellikle petrol fiyatlarını yükseltecek ve lojistik risklerle birlikte Dünya Enflasyonu artmaya ve buna bağlı olarak birçok Ülkede olağanüstü sorunlar yaşanmaya başlanması uzak görünmemektedir. Dünya Enflasyonu Teknik Grafiğini (kaynak: İMF) analiz ettiğimizde Enflasyonun dipte olduğu ve yükselişe geçme olasılığının yüksek olduğu görülmektedir.

ABD, İran’ın enerji kaynaklarını da yönetmeyi başarırsa Venezuela petrol kaynakları ile birlikte sömürge yöntemiyle yüksek fiyatlı petrolden ekonomik gelir elde edecek, düşük Dolar indeksi (DXY) dış borç ödenmesi açısından avantaj yaratacaktır. Yani savaş bahanesiyle uzun vadeli gelir ve dış borçların uygun maliyet ile azaltılmasını sağlayacaktır.

 

BU ÖNGÜRÜLER ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE’DEKİ RİSKLERİN ANALİZİ:

EKONOMİK RİSKLER: Ülke olarak içinde bulunduğumuz yüksek enflasyon, yüksek faiz, yüksek enerji ve petrol maliyetleri, yüksek lojistik maliyetleri, yüksek barınma ve gıda maliyetleri gibi faktörlerinde etkisiyle, ekonomik ve sosyal yaşam sıkıntıları her geçen gün artmakta, emekli, asgari ücretli, dar gelirli vatandaşların geçim sıkıntıları her geçen gün artmaktadır. Son gelişmeler neticesinde bu sıkıntıların daha da artacağı ön görülmektedir.

ENFLASYON: 2025 yılı sonuna doğru düşme eğilim gösterse bile 2026 yılı 2 aylık enflasyon 7,95 olarak gerçekleşti. Enerji ve Petrol maliyetlerinin artmasıyla önümüzdeki süreçte bu artışın devam etme olasılığı yüksek görünmektedir.

FAİZ: Yüksek faiz sarmalı hem yatırım hem de satın alma gücünü düşürmekte, Enflasyon hedeflerinde ki bozulma faizin yüksek kalma olasılığını artırmaktadır. 12 Mart 2026 da yapılacak olan Merkez Bankası toplantısından faiz indirimi beklentisini çok olası görmemeliyiz.

SOSYAL KIRILMALAR: Barınma, beslenme, eğitim, sağlık, ulaşım gibi her bireyin temel yaşam  hakkı olan bu ihtiyaçlara ulaşım daha maliyetli, daha zor olması halinde toplumun büyük kesiminde SOSYAL KIRILIMLAR meydana gelmesi ihtimali kuvvetle muhtemeldir.

SİYASİ RİSKLER, KAOS PLANLARI: Yukarıda saydığımız olumsuzluklardan beslenmek isteyen ve Ülkemiz de bir karışıklık çıkmasını arzu eden İsrail – ABD boş durmayacaktır elbette. Hazır toplumsal kırılımları derinleştirmek, kaos oluşturmak, toplumu bölmek için FİTNE planlarını devreye sokmak isteyecektir. Bölünmüş hatta kendi içinde karşı karşıya gelmiş bir toplumun PROVAKE edilmesi daha kolaydır ve düşmanca amaçlara hizmet eder hale getirmek için sadece sinir uçlarıyla oynamak yeterli olacaktır. Bu bakımdan Din, Dil, Irk, mezhep ayrımı yapılmaksızın toplumsal barışın sağlanması, kardeşlik ruhunun güçlendirilmesi önem arz etmektedir.

Siyaset kurumunun kendi içerisinde bağlarını güçlendirmesi, Milli konularda “AMA, FAKAT” gibi olumsuz etki yaratacak düşüncelerden uzak, TEK TÜRKİYE hedefine kilitlenmelidir. Ülkemizde ki siyaset kurumunun durumu çok pozitif bir görüntü sergilememektedir ve bu durum gelecekte TOPLUMSAL YARILMALARA yol açma risklerini barındırmaktadır. Bu tuzağın fark edilmesi Ülkemiz açısından elzemdir.

Yukarıda belirttiğimiz Ülkemizde ki olumsuz tablonun üstüne birkaç “KOMPLO TEORİSİ-KAOS PLANI” hakkında beyin fırtınası yapalım:

  1. Cumhurbaşkanı’mıza, Siyasi Parti liderlerimize, Bakanlarımıza, Askeri Komuta Kademesine, muhtemel Cumhurbaşkanı adaylarımıza, Din adamlarımıza (mezhep fark etmeksizin) suikast olasılıkları toplumu karpuz gibi ikiye bölebilir. Siyasetçilerimizi (parti ayrımı yapmadan) ve diğer risk altında olan kişileri en üst düzey koruma yöntemleriyle korumalıyız.
  2. Siyasetin iletişim dili, topluma pozitif yansımalar sağlamazsa, kutuplaşma körüklenirse birlik olma ihtiyacımız azalabilir.
  3. Toplumsal kırılımları kullanarak siyaset üretip iktidar olma arzusu bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük olacaktır. Bu yöntem toplumun birbirine düşman olmasının önünü açıp Ülke adına birlik olma olasılığımızı ortadan kaldırma riski barındıracaktır.
  4. Fetö ve benzeri yapılar ile mücadelede gösterilecek en küçük zafiyet bile çok büyük istihbarat ve güvenlik açığı oluşturacaktır.
  5. Din, Mezhep temelli siyaset üreterek iktidar olma arzusu yine toplumun ayrışmasına, kutuplaşmasına yol açarak Milli güvenlik sorunu oluşturabilir.
  6. Savunma sanayi alanındaki gelişmelerin sekteye uğraması, uğratılması, yersiz eleştirilmesi, Askeri gücümüzün moral motivasyonunun bozulmasına yol açma ihtimali Ülke adına zafiyet oluşturabilir.
  7. Siyaset üreten kurumlar; üretimi, büyümeyi, refahı, güçlenmeyi, milli birlik ve beraberliği öncelemek yerine “POLEMİK” diliyle siyaset yapmak isterse büyük Türkiye yerine, zayıf ve her türlü saldırıya açık bir Türkiye haline gelebiliriz.
  8. Yasaklı madde, Mafya, sokak terörü gibi toplumun sağlığını ve güvenliğini tehdit eden unsurlar daha da artarsa Milli toplum değil, duyarsız ve korkak bir toplum haline gelebiliriz.

Bu maddeleri daha da arttırabiliriz.

SONUÇ OLARAK: Siyasi birlik, toplumsal birlik sağlanmadan güçlü ve büyük Devlet olamayız. Siyasette, bürokraside liyakat esas alınmalı, Adalet herkes için eşit olmalı, yeni bir Anayasa ile Ülke güçlendirilmeli. ALTIN-SEN olarak her durumda Devletimizin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.

 Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Erdem ÖZCAN

ALTIN-SEN Genel Başkanı

 

 

Aydın HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve aydinyeniufuk.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.