Hayatın içinde hepimiz bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Sabah başlayan telaşımız, gün boyunca devam eden işlerimiz ve sorumluluklarımız derken akşam olduğunda günün nasıl geçtiğini bile anlamıyoruz. Herkese zaman ayırıyor, herkese yetişiyor ama çoğu zaman kendimizi unutuyoruz.
Kendimize gelince ise hep aynı cümleyi kuruyoruz: “Sonra…”
Sonra dinlenirim, sonra gezerim, sonra kendime zaman ayırırım, sonra sevdiklerimle daha çok vakit geçiririm…
Oysa zaman beklemiyor. Yıllar fark etmeden geçiyor, bir yaz daha geride kalıyor. Dün artık geçmişte, yarın ise henüz gelmemişken elimizde olan tek şey bugün, yani şu an.
Belki de hayatı biraz yavaşlatmanın zamanı gelmiştir.
Sabah içtiğimiz kahvenin tadını çıkarmak, güzel bir manzaraya bakarken telefonu bir kenara bırakmak, dostlarımızla uzun uzun sohbet etmek, deniz kenarında yürümek… Bunlar küçük gibi görünse de aslında hayatın en kıymetli anları.
Bunca karmaşanın içinde bize iyi gelen insanları, güzel sohbetleri, içten gülüşleri ve huzur veren anları daha çok önemsemeliyiz. Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarımızdan çok, hayatımızda bize iyi gelen insanların varlığıdır.
Bir de kendimiz varız.
Bazen herkesi düşünürken kendimizi ihmal ediyoruz. Oysa hayatta her şeyin bir alternatifi olabilir; kaybedilen bir eşyanın yenisi alınabilir, kapanan bir kapının ardından başka bir kapı açılabilir. Ama bizim yerimizi tutabilecek başka bir “biz” yok.
Bu yüzden kendimize iyi bakmak zorundayız. Ruhumuzu yoran şeylerden uzaklaşmak, bizi mutlu eden insanlarla vakit geçirmek, gerektiğinde dinlenmek ve kendimize zaman ayırmak hayatın bir lüksü değil, ihtiyacıdır.
Tatil de aslında bize bunu hatırlatıyor. Birkaç günlüğüne de olsa telaştan uzaklaşmak, güneşin ve denizin tadını çıkarmak, sevdiklerimizle aynı sofrada oturup gülmek, zihnimizi dinlendirmek…
Bir Ağustos sabahında güneşin sıcaklığını hissetmek, denizin kokusunu duymak ve sevdiklerimizle güzel bir sohbet etmek bile bazen insana hayatın ne kadar güzel olduğunu hatırlatmaya yetiyor.
Çünkü hayat büyük planlardan ibaret değil. Hayat; küçük mutlulukların, güzel insanların ve unutulmayacak anların toplamı.
Bu yüzden sevdiklerimizi aramayı, özlediklerimize sarılmayı, gitmek istediğimiz yerlere gitmeyi ve kendimize iyi gelecek şeyleri sürekli ertelememeliyiz.
Biraz daha az “sonra” diyelim.
Biraz daha çok “şimdi”…
Daha az telaş, daha çok huzur. Daha az erteleme, daha çok yaşama…
Çünkü insan yıllar sonra geriye dönüp baktığında, kaç işi yetiştirdiğini değil; kimlerle güldüğünü, hangi sofralarda güzel sohbetler ettiğini, hangi yaz akşamlarında denizi seyrettiğini ve hangi anlarda gerçekten mutlu olduğunu hatırlıyor.
Hayat devam ediyor.
Güneş hâlâ doğuyor, deniz hâlâ aynı güzellikte, dostlarımız hâlâ yanımızda ve biz hâlâ buradayız.
Öyleyse kendimizi daha fazla ertelemeden yaşayalım. Güzel anları kaçırmayalım, ruhumuza iyi gelen insanları hayatımızda tutalım ve sahip olduğumuz zamanın kıymetini bilelim.
Çünkü hayat, sadece geçip giden günlerden değil; içinde gerçekten yaşadığımız anlardan oluşuyor.
Ve belki de bugün kendimize söylememiz gereken en güzel cümle şu:
“Daha sonra değil, şimdi… Hayatı ertelemeden yaşayalım.”



